Bilim ve din

Bilim ve din


Bilim ve din

 

 

Bazı tavırları ve dar dünyasında, derinlere dalmadan, kendince kesin sonuçlara ulaşması bana çocukça gelen bir bilim adamı var; Dine ve Allah’a inanmıyor. İnanmamakla kalmıyor, niçin inanmadığını her vesile ile ispat etmeye çalışıyor ve dolayısıyla başkalarını da bu inançsızlık inancına davet ediyor.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Bu bilim adamı geçen günlerde bir tv. programında meşhur üç dinin ilâhî bir kaynaktan gelmediğini, beşeri bir uydurma olup eski çağlardan beri (Sümerler’den beri) birbirinden etkilendiğini “ispat” için “bilimsel” bir kanıt sundu, neymiş: Filan kazıda (Ninova’da imiş) ortaya çıkan bilgilere göre üç meşhur din de daha önceki beşerin uydurduğu dinin

(geleneğin) devamı imiş!

Yani bu çocuk mantığına göre “sonraki A, daha önceki B’ye, bu da ondan önceki C’ye benziyorsa, bunlar arasında ortak bilgiler ve inanç esasları varsa üçü de C’nin devamıdır, C beşeri ise bunlar da öyledir, Tanrı olmadığı gibi onun vahyine dayanan din de yoktur”.

Peki, bu mantık, bu çıkarım bilim midir, bilim, insanı zorunlu olarak bu sonuca mı götürüyor?

Bir bilim adamının bu soruya verebileceği cevap şu olmalıdır:

Bilimin alanı sınırlıdır, dinin alanı ise bu sınırı aşar, bilim dinin getirdiği bilgiler içinden kendi sınırını aşanlar hakkında ne kabul ne de red cevabı verir, “şimdilik bilmiyorum” der.

Bilim, dinlerin menşe’i (kaynağının ilâhî olup olmadığı) konusunda da bir şey söyleyemez; eğer sonraki bir dinin inanç ve bilgileri ile daha önceki arasında bir

benzerlik bulursa, yalnızca “benzerlik var” der ve

bunun sebepleri üzerinde araştırmaya devam eder.

İslâm inancına göre ilâhî dinlerin tamamı Allah Teâlâ tarafından Peygamberlerine vahyedilmiştir, itikad konularında ilk din ile son din arasında fark olmaz, konuların ifade ve ispat şekillerinde farklılıklar olabilir. Şu halde o tür kazılarda çok daha önceki din ve geleneklerde benzer inanç ve bilgi esasları bulunsa bunun akla en yakın sebebi aynı kaynaktan gelmiş olmalarıdır. İlkinin beşerî olduğu bilim yoluyla ispat edilemeyeceği için diğerlerinin de beşeri olduğu bilim adına ileri sürülemez.

Bu konu üzerinde düşünürken aklıma, bütün dünya bilim adamlarının saygı ile andığı Albert Einstein’ın bazı sözleri geldi, bizim bilim adamını belki tevazua yöneltir diye bunları nakledeceğim:

* Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey odur.

* Tabiatta öylesine yüksek bir akıl kendini gösteriyor ki, insanın en ince düşünceleri ve buluşları bu aklın yanında sönük bir gölge gibi kalır.

* Bir kum tanesinin sırrını çözmeyi başarsaydık,bütün dünyanın sırrını öğrenmiş olurduk.

* Her ne kadar din ve bilim dünyaları birbirlerinden açıkça farklı iseler de, aralarında güçlü karşılıklı ilişkiler ve bağımlılıklar vardır. Her ne kadar din hedefin ne olduğunu saptarsa da, hedefine nasıl ulaşılacağını bilimden öğrenmiştir. Ama bilim yalnız emelleri, gerçekleri ve anlamayı kendine ilke edinenler tarafından yaratılabilir. Bu hissin kaynağı dindir. Akıl ve mantık da bu güçlü imana hizmet eder. Ben bu bağlamda imanı güçlü olmayan gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durumda diyebiliriz ki: Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp