Bilgi denizinde cehalete düşmek

Bilgi denizinde cehalete düşmek


Geçtiğimiz gün ayaküstü sohbet ettiğim bir genç, “Sizin gençliğinizde cep telefonu yokmuş, internet bu kadar yaygın kullanılmıyormuş, bunu hiç düşünemiyorum. Cep telefonum olmadan nasıl yaşarım…” dedi. Genç bireyin bu ifadeleri beni otuz, kırk yıl öncesine götürdü. Hatırlarsanız o zamanlar teknoloji bu kadar yaygın kullanılmıyordu, iletişim araçları bu kadar gelişmiş değildi, insanlar evlerindeki telefonla ya da mektupla iletişim kurabiliyorlardı. O zamanlar bilgiye ulaşım bugün olduğu kadar kolay olmasa da insanlar bir şekilde kitaba ulaşıyor ve edindikleri bilgiyi değerli bir mücevher gibi koruyorlardı. Bilginin kıymeti vardı, okumuş mürekkep yalamış insana değer atfedilirdi. Günümüzde bilgiye ulaşma noktasında hiçbir sıkıntımız yok. Bilgi parmaklarımızın ucunda, istediğimiz bilgiye istediğimiz vakitte ulaşabiliyor ve faydalanabiliyoruz. Ancak her şeyin bu kadar karmaşık, yoğun ve düzensiz olduğu bir çağda bilginin ve bilen kişinin kıymeti bilinmiyor. Bilgiye bu kadar çabuk ulaşabilen insanlar kibre ve doyumsuzluğa düşüyor ve bilgiden istifade edemiyorlar.

Bilgi ve teknoloji çağında yaşıyoruz. Ancak buna rağmen suç oranı çığ gibi büyüyor, insanlar iletişimsizlikten, yalnızlaşmaktan birbirlerine güvenmemekten şikâyet ediyorlar. Bütün bunlar beni yine otuz kırk yıl öncesine götürüyor ve zor şartlarda elde edilen bilginin insanları nasıl dönüştürdüğünü düşünüyorum. Bilginin, sevgi ve emeğin ayaklar altına alındığını düşünüyor ve zihnimde beliren sorulara cevap arıyorum ama olmuyor. Sonra bilgi denizinde yüzen insanların ektiği fitneye bakıyor ve hüzünleniyorum. Peki, hayatımızı kolaylaştıran teknolojin nimetlerinden faydalanıp kısa yoldan ulaşabildiğimiz bilgiyi içselleştirerek faydalı hale getiremez miydik? Bu pekâlâ mümkündü ancak maneviyatın zayıflaması ile boşluğa düşen fertler büyük bir rehavete kapıldılar ve fıtratlarına yabancılaşmaya başladılar.

Bilgi insanı karanlıktan aydınlığa çıkaran etkin bir değerdir. Ancak günümüzde bilen de bilmeyen de şiddet ve nefret üretiyor. Zira bilgi hikmete dönüşemiyor, sığ malumatlar olarak kalıyor. O yüzden edinilen bilginin insanların yaşamlarına tesiri olmuyor. Bilenler bildikleri üzerinden kibre kapılıyor ve diğerlerini küçümsemeye başlıyorlar. Bilgi hakka hizmet etmekten uzaklaştırılıp ticari bir araca dönüştürülüyor. O yüzden teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, malumatlar ne kadar yoğun olursa olsun kalplere tesiri olmuyor, fertlerin yaşamlarını dönüştüremiyor. Eğer bilgi asıl kaynağına akmış olsaydı dünyada kötülük diye bir şey kalmaz, herkesi kucaklayacak bir kardeşlik halkası oluşurdu. Ama olmuyor…

Google+ WhatsApp