Biden ile Türkiye

Biden ile Türkiye


ABD’deki seçimlerin neticeleri henüz kesin olarak açıklanmış değil. Olağanüstü haberler geliyor. ABD’deki demokratik teamüller gereği seçimlerde kaybeden taraf susar, yeni Başkanın Beyaz Saray’da vazifesine başlayacağı târihe kadar ortalıkta görünmez, devir teslimden sonra da köşesine çekilirdi. Trump bu şekilde davranmıyor. Seçim neticelerini tanımadığını ,yargıya gideceğini beyân ediyor; bununla da kalmayıp, daha somut olarak peş peşe kritik atamalar yapıyor. Bu atamalar lâlettayin değil. Ultra şahinleri, sokak işlerini iyi bile kontrgerilla uzmanlarını vazifeye getiriyor. Bu sûretle de “sanki” seçim neticeleri resmen açıklansa bile Beyaz Saray’dan ayrılmayacağını îma ediyor. Taraftarları da yavaş yavaş sokaklarda boy göstermeye başladı.

Bu gelişmeler yaşanırken muhtelif dünyâ devletleri Biden devrine hazırlanıyor. En ayak sürüyen devletler bile Biden’ı tebrik ettiler. Türkiye Cumhûriyeti de, hafif bir gecikmeyle de olsa bu kervâna iştirak etti. İlk beyânatlar Türkiye’nin bir NATO devleti olarak Biden ile çalışmaya hazır olduğu istikametinde. Bu temas süreci tuhaf bir şekilde Türkiye’deki bâzı kritik istifâlar ve yeni isimlerin işbaşına gelmesiyle de örtüştü. Türkiye’de çeşitli mecrâlarda yapılan değerlendirmeleri tâkip ettiğimde çok şaşırdığımı îtiraf etmeliyim. Türkiye’nin Trump devirlerinde hayli uzağına düştüğü NATO çizgisine doğru hareket etmeye başladığını ; bunun da son derecede akılcı bir dönüşüm olduğunu vurgulayan değerlendirmeler bunlar. Tuhaf olan, düne kadar bu uzaklaşmanın Türkiye’nin bağımsız bir dış siyâset tâkip etmesine fırsat tanıyan târihsel değerde bir gelişme olduğunu yazıp çizenler şimdi çark etmiş, Türkiye’nin de çark etmesini, reelpolitik bir gereklilik olarak olağanlaştırmaya çalışıyorlar. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın , Adâlet Bakanının veyâ Millî Savunma Bakanının yaptığı konuşmalardan tuhaf çıkarsamalarda bulunuyorlar. Anlaşılır gibi değil.

Biden’ın çizgisinin derin bir Türkiye karşıtlığı içerdiğini herkes biliyor. Hatırı sayılır bir Yunan nüfûsunun ve lobisinin bulunduğu Deleware’dan seçilen ve bunlarla çok içli dışlı olan Biden’ın Kıbrıs, Ege , Doğu Akdeniz meselelerinde Türkiye’nin karşısında olacağı âşikâr. Biden ve Kamala Harris’in , ABD tarafından himâye gören muhtemel bir PKK devleti hususunda geri adım atmayacağı, süreçleri tırmandırarak yöneteceği çok açık . Hepsinden de daha mühim olarak Biden’ın 15 Temmuz meselesindeki şâibeli durumu zihinlerde tutulması gereken bir diğer husus.

Hâl böyleyken Türkiye’nin NATO ayarlarına döneceğine hükmetmek ve AB adayı olarak ev ödevlerine sarılacağını değerlendirmek hayli tuhaf kaçıyor. Biden’ın siyâsetlerinde ağırlığı NATO’ya vereceği, NATO-AB münâsebetlerini kuvvetlendireceği muhakkak. Daha evvel yazmış olduğum üzere burada Rusya odağa giriyor. Trump devrinde keskinleşen Çin-ABD geriliminin yerini muhtemel Biden devrinde Çin-Rusya geriliminin alacağını düşünüyorum. Biden’ın Pasifik siyâsetlerinin bâzı çevrelerin beklediği kadar sert olmayacağını değerlendiriyorum. Biden muhtemelen Çin’e karşı bir taraftan bâzı uluslararası kuruluşları kullanarak bir sıkıştırma yapsa da, ekonomik olarak Trump gibi bunu bir savaşa dönüştürmeyecektir.

NATO’nun yeniden canlanacağı bu yeni evrede Türkiye’nin de Biden tarafından kritik olacağını düşünebiliriz. Ama bunun Türkiye’nin NATO mensubu olmaklığını kullanarak pazarlık şansını arttıracağını ummanın boş bir hayâl olduğunu da bu değerlendirmeme katmalıyım. Önem kazanmakla değer kazanmanın her zaman aynı şeyler olmadığını merhûm Çetin Altan kıvrak zekâsıyla ortaya koymuştu. NATO standartlarında , meselâ Almanya için bu ikisi örtüşebilir; ama Türkiye için ters orantılıdır. Türkiye’nin NATO içinde önem kazanması, değersizleştirilmesi ile eş adımlı yürür. Târihsel tecrübelerden bunu biliyoruz. Kazan-kazan mantığının NATO-Türkiye münasebetlerinde geçerli olduğunu düşünmüyorum. Kestirmeden ifâde etmem gerekirse, muhtemel Biden devrinde Türkiye’nin, tıpkı Rusya gibi , AB ve NATO tarafından yürütülecek negatif siyâsetlerle ağır bir baskıya mâruz kalacağını düşünüyorum. Buna karşı Türkiye’nin direncinin ne olacağını zaman gösterecek, şartlar belirleyecek. Türkiye’yi bu açıdan hayli zor günler bekliyor.

Biden siyâsetlerinin Rusya-Türkiye-İran, arasında “şu ve ya bu derecede” işleyen işbirliği pratiklerini dağıtmaya mâtuf olduğunu öngörebiliriz. Buna Türkiye-Katar bağını da dâhil edebiliriz. Kritik olan Türkiye-Rusya münâsebetlerinin nasıl işleyeceğidir. Hâl-i hazırı dikkâte alındığında dalgalı Türkiye-Rusya münâsebetleri, sorunlu alanlarda, meselâ Sûriye’de veyâ Libya’da yavaş yavaş şekillenen Atlantik baskısını bertaraf edecek nitelikte değil. İzlemeye değer bir tabloyla yüz yüzeyiz…

Google+ WhatsApp