Biden ile ABD

Biden ile ABD


Tuhaf bir kültürümüz var. Biz Türkler hemen her meseleyi keskin kutuplara taşımayı; hemen bir taraf olmayı; hem de bu taraftarlığı en keskin sahiplenmelerle yürütmeyi âdet hâline getirmişizdir. Mesele bizi doğrudan ilgilendirmese de yaklaşım genellikle farklı olmuyor. ABD seçimlerinde de aynı tabloyu gördük. Hatırlıyorum, Obama seçildiğinde, isimlerinden birisi Hüseyin olduğu için bunu İslâmiyet’in ABD’de iktidâra gelmiş olmasına yoran vatandaşlardan birisi kurban kesmişti. Son seçimlerde de benzer şeyleri izledik; seçim sanki Türkiye’de yapılıyormuş gibi Bidencılar ve Trumpçılar saf tuttu. Erdoğancılar Trumpçı, muhalefet ise Bidencı kesildi. TV’de bâzı gazeteciler arasındaki küfürleşmeye giden tartışmaları da gülerek tâkip ettik. Bidencılardan evvel Trumpçıları anlayabilmiş değilim. Sebep her neyse, Trump’ı Türkiye’ye daha yakın bulmalarının nasıl bir gerekçesi olabilirdi ki? Trump değil miydi o hazmedilmesi imkânsız mektubu kaleme alan? Trump değil miydi “Ekonominizi mahvederim” tehdidinde bulunan? S400 meselesi onun devrinde tırmanmadı mı? Türkiye karşısında Yunanistan’a en büyük desteği Trump vermedi mi? Küre koalisyonunu Türkiye’nin başına musallat eden Trump’ın dâmâdı Kushner değil miydi? Liste uzatılabilir. Biden’ın kategorik Türkiye karşıtlığı karşısında Trump’ın sağı-solu belli olmayan, inişli-çıkışlı siyâsetlerinin doğurduğu boşluklardan beslenen bir Türk dış siyâsetine güvenecektik? Gelelim Bidencılara… Erdoğan iktidârının alt edilmesini apaçık dile getiren Biden’ın desteği ile dâima açığa düştüklerinin farkında değiller mi? Nihâî tahlilde Biden’ın cârî ve muhtemel Türkiye karşıtlığının Erdoğan’ı güçlendirdiğini ve kendi ellerini bağladığını görmüyorlar mı? Doğrusu ben sâdece bir açıdan Biden’ın kazanmış olmasından hoşnutum. Hiç değilse karşımızda daha hesaplanabilir bir düşman var artık.

Her neyse, olan oldu ve Biden’ın ipi göğüslediği aşağı yukarı anlaşıldı. Eğer Senato’da da aynı başarıyı tekrarlarlarsa Demokratların sağlam iktidârı başlayacak demektir. ABD’de iç savaşın derhâl başlayacağını düşünenler de yanılıyor. Trump’ın dâvâlardan elde edebileceği bir şey yok. Taraftarlarını sokağa dökmesi ihtimâline gelince… Doğrusu ben bu ihtimâli kuvvetli görenlerden birisiydim. Ama bu radikal kararın ancak Cumhûriyetçilerin kesin ve toptan sâhiplenmesiyle mümkün olcağı âşikâr. Ne var ki Cumhûriyetçi kampta Trump’ın, işlerin karakolluk olmasını çağrıştıran tahriklerinin bir karşılığının olmadığı görülüyor. Elbette ABD’nin yarılmasını tasvir eden kaotik tehlike sona ermiş değil. “Çehov’un tüfeği” prensibinin -tüfek masaya koyulursa eninde sonunda kullanılacaktır prensibi- işleyeceğinden hayli eminim. Ama hemen veya bugünden yârına değil.

Pekiyi dünyâda ne değişecek ve Türkiye bunlardan nasıl etkilenecek? Artık zihinlerin bundan böyle bu hususlarda meşgûl olacağı muhakkak. Ben bu meselelerin en az üç katmanlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Her biri ayrı yazıların konusu olmayı hak ediyor. Evvelâ içeride, yâni ABD’de Biden’ın zaferinin ne mânâya geldiğini tartışalım. Bir kere Biden’ın zaferinin ABD’nin hesâbına yazılmaması gerektiğini ifâde etmeliyim. Biden’ın küreselciliği, onun her şeyden evvel ulusal olmaktan çok, uluslarüstü kurum ve kuruluşlarla iş tutacağını gösteriyor. Kendisine biçilen “kurumsalcı” bir lider târifinin altında da bu yatıyor. Biden iki katmanlı bir sürecin taşıyıcısı olarak tezâhür ediyor. Covid salgını evvelinde FED fâiz yükselterek dolar toplayıp yakma operasyonlarına soyunmuştu. Bu, farklı başka sâikleri olsa da bir tarafıyla da Trump’ın ipini çekmek ve onu kaynaksız bırakmaya mâtuftu. Trump bu dalgayı aştı. Çünkü bu uygulama ekonomide tepki çekti. FED istemeye istemeye bu siyâsetini gevşetmek zorunda kaldı. Trump ise bunu fırsat bilip uyguladığı ekonomik siyâsetle istihdâmı toprladı. Görece bir rahatlama sağladı. Ama covid salgınında FED’in para basma hususunda geri durması, anlaşılıyor ki yeni bir tökezleme oldu Trump için. Bunu aşamadı. Şimdi Biden, çok sayıda uluslarüstü kurumun yanısıra FED’in de desteğini alarak büyük paketler hâlinde gelecek olan dolar basımlarıyla iş görecek. Bu paralar devlete aktarılacak. Cortez’in mâhut New Green Deal programı hayâta geçirilecek. Bu program ABD’nin yapısal dönüşümü için harcanacak. Sosyalizm esansı katılmış programlar bunlar. New Deal kavramı da bunu anlatıyor zâten. Çevreci ilkeler üzerinden ABD’nin enerji ve altyapısını yenileyeceklermiş. Yeni sigorta sistemi de buna dâhil olacakmış. Gazeteci Erkan Öz’ün dikkat çektiği bu programın mâlî portesi 10 trilyon dolar imiş. Akıl almaz bir rakam bu. Tam bir illüzyon. Gideceği yer belli. Dolar rejiminin intihârı. Hâsılı doların sonunu dolar basımı getirecek. Erkan Öz haklı olarak bunu Roma’da Dinarus’un başına gelenler ve Roma’nın Batı’daki çöküşüne benzetiyor. Âkıbet belli oluyor. Gidişât hiper enflâsyon. Doların pul olması. ABD’yi son durağı cehennem olan sahte bir cennet bekliyor.

Google+ WhatsApp