Biden hazırlığı

Biden hazırlığı


ABD’de seçimler yaklaşıyor. Dünyâda “Büyük Patronun” seçimler sonrasında yaşaması muhtemel olan değişimlere göre bir hazırlık dikkat çekiyor. Mesele basit olarak Trump mı Biden mı veyâ Cumhuriyetçiler mi Demokratlar mı ikilemine indirgenmeyecek kadar karmaşık. Tabiî ki ABD seçimleri her zaman dünyâyı alâkadar etmiştir. Ama bugüne kadarki hiçbir seçim bu raddede trajik bir mâhiyet taşımamıştır. Sebebi ise, daha evvel çeşitli vesilelerle izah etmeye çalıştığımız gibi bu seçimin “sermâye-devlet” geriliminin had safhaya çıktığı bir aşamada yapılacak olmasıdır. Daha evvelki seçimler, “sermâye-devlet” arasındaki muhtelif dengelere göre yapılırdı. Ama bu defâ değil; Kasım seçimi keskin bir kopuş üzerine yapılıyor.

Demokratların küreselciliği savunan “dünyâ finansal güçlerinin” talepleri doğrultusunda, Cumhûriyetçilerin ise ağırlıklı olarak “devletin” bir açılım gösterdikleri sıkça vurgulanıyor. Yâni bu, haddizâtında ekonomiyi “siyâsal akıla” tâbî kılmak isteyen bakış ile ekonominin siyâsal aklın kontrolünden arındırılmasını savunan bakış arasındaki bir kavga olarak da târif edilebilir. Biraz açalım: Biden büyük ölçüde Obama devrinde geliştirilen bir programa sâdık bir çizgide ilerliyor. Bu program her sahada ABD-AB yakınlaşmasını savunan ve Çin’in ekonomik büyümesi ile tutarlı bir siyâseti öngörüyor. Hâsılı ABD’nin bu münâsebetler ağında yaşayacağı muhtemel; hattâ kimilerine göre mukadder olan kayıpları çok da dikkate almıyor. Bana kalırsa bu siyâsetin öngördüğü şey, uluslarüstü yapılar aracılığıyla dünyâ finansal güçlerinin hem Çin’i hem de ABD-AB kardeşliğini yönetmesi. Burada ABD’nin bir devlet ve Amerikalıların bir ulus olarak kaybedecekleri çok da umurlarında değil.

Pekâlâ, bu durumda ABD neleri kaybedebilir? Eğer Demokratlar ve Biden kazanırsa, çok açık ki, şu aralar dünyâda hem bir dolaşım hem de bir saklama aracı olarak terk edilmeye başlayan ve âdeta yerlerde sürünürcesine değer kaybeden ABD Doları’nın dünyâ rezerv parası olmaktan çıkma süreci hızlanacak ve tamamlanacaktır. Bunun yerine IMF liderliğinde -SDR olabilir- dijitâl temelli, blockchain sistemine dayandırılan yeni bir para biriminin saltanatı öngörülmektedir. Elbette bu son derecede disiplinsiz bir finansal rejim olacaktır. Belki de yeni rezerv para biriminin doğuşunu târihe, ardındaki kurgu aynı olduğu; yâni kontrolsüz para basımı olduğu için tıpkı 1970’lerdeki “Nixon Shock” gibi bir “Biden Shock” olarak kazıyacağız.

Dikkat edilecek olursa Biden’ın değerlendirmelerinde, işsizliğin yaklaşık 50 milyona ulaştığı ve çökmüş altyapısının bir göstergesi olan sağlık sisteminin yetersizliği sebebiyle her gün yüzlerce insanını kurban veren ABD’de hiçbir “toplumsal iyileştirme” vaadi yok. Biden tam bir ucuzluk yapıp mevcut meseleleri Trump’a ve onun kötü yönetimine fatura ediyor. Hâlbuki ABD’nin bu hâl-i pür melâlinden mes’ûl olan bizzat savunduğu finansal çevrelerin çıkarlarını maksimize eden o küreselci siyâsetler. Demokratlar Barnie Sanders’ı diskalifiye ederek büyük bir târihsel fırsatı harcadılar. Emekten, hak ve adâletten yana değil, lümpen sermâyeden yana bir tercih yaptılar. Bu umursamazlığa varan lümpenlik niteliğini sâdece demokratik dağılım veya yeniden bölüşümü bıraktık; ekonomik etkinlik kriteri üzerinde de görüyoruz. Biden’ın geçiştirmelik bir üslupla söylediklerinin dışında ABD’yi 1950-1970 arasında bir ekonomik-üretken güç olarak parlatan temalara da bir vurgu yok. Hâsılı Biden Başkan adayları târihinin en lümpen, sinik, verimsiz misâllerinden birisi. Hâl böyleyken araştırmalar şimdilik seçimi kazanma ihtimâlini çok yüksek gösteriyor. Bunların doğruluğundan tarafa tereddütlerim var.

Bir an için bu değerlendirmeleri kabûl edelim: O hâlde ABD bir “intiharı” seçmiş demektir.

Trump ise ekonomiyi ayağa kaldırmaktan, uluslarüstü yapıların baskısından arındırılmış bir ABD tasarımını koyuyor seçmenleri önüne. Daha mühimi, Doları yeniden altın disiplinine sokmaktan bahsediyor. J. Shelton’ı FED’e Başkan yapmak istemesi de bunu gösteriyor. Pentagon ve bâzı önde gelen silâh, makina-kimya ve enerji odaklı ABD girişimci çevrelerinden destek alıyor. Ekonomik olarak güçlenip Çin ile rekâbete girmek istiyor. Bir Trump güzellemesi yapıyor değilim, ama ABD için “mâkûl “ olan da bu. Gelin görün ki siyâset bu; her zaman mâkûl olan kazanmayabiliyor.

Eğer Biden kazanırsa buna AB çevreleri ve Çin çok mutlu olacaktır. Bu kesin. Belki “memnunlar kulübüne” Rusya da katılabilir. İran’ın bir bayram yaşayacağını da öngörebiliyorum. Türkiye elbette çok zor bir evreye girecektir. BAE, Suudi Arabistan ve İsrâil’in ise bir türbülansa mâruz kalacağını kestirebiliyorum. Ama kesin olan şu: Bu aralar herhâlde her aktörün gündeminde bir B(Biden) Plânı olmak zorunda...

Google+ WhatsApp