Beyaz aşk

Beyaz aşk


Beyaz aşk

 

 

İlm kesbiyle rütbe-i rif’at/ Arzu-yı muhal imiş ancak...

“Aşk imiş her ne var ise âlemde/ İlm bir kıl ü kal imiş ancak!” 

Fuzuli’nin bu mısralarını ilk kez okuduğumda, tepe üstü bulutlardan düşmüş gibiydim. Bir süre toparlanamadım: Boş boş bakınıp durdum öyle... 

Sonra mecazlar dolu mânâsını düşündüm.

“İlimle yükselme aramak/ Ulaşılmaz bir hayaldir...

Âlemde ne varsa aşktır/ Onun yanında ilim boştur!”

O gün bugündür, “Aşk imiş her ne var ise âlemde” mısraı, “mıh gibi” yüreğime çakılıdır. Ne var ki, günümüzde aşklar da kirlendi: Ehl-i tasavvufutasavvurdan tasannua, tasannudan tasarrufa,tasarruftan hilkata, hilkattan mahlûkata, mahlûkattan hakikata, hakikattanvelayete çıkaran aşkın yerini çoktan “hazcılık” aldı! 

Ne Mecnun var artık, ne Leyla; ne Kerem kaldı, ne Aslı, ne de “maksud”una ulaşmak için maksadı Şirin’leştirip uğruna dağları delen Ferhad!..

Herkes öylesine bir koşturmaca içinde ki, hayatı fark etmeden, envai çeşit aşkı hissetmeden yaşıyoruz!

Derin aşkla birlikte baharı da, yazı da, kışı da ıskalıyoruz!

Nedense, aşkla mevsimler arasında derin bir ilişki ve ahenk olduğuna inanıyorum. İkisinde de hızlı değişmeler, inişler çıkışlar var. 

Su ile toprağın buluşması, aşkın gönüllerde yeşermesine benzemiyor mu?.. 

Meselâ bahar, aşkın gönüllere düşme anıdır...

Ardından tomurcuklanma başlar. Nihayet çiçekler-güller açar. 

Papatya müthiş bir simge...

Bir kere beyaz: Beyaz masumiyetin rengidir...

Yani bu tür aşklar masumdur... 

Ve bu tür aşklar beyazdır!

Papatya aynı zamanda hüzünlü; hatta biraz da mahçup ve mütereddittir. Bu şekilde dizilişi, gerçek aşkta daima var olan ayrılık korkusuyla vuslat neşesi arasındaki çelişkili gel-gitleri anımsatır bana.

Bir bakmışsınız bütünüyle sendedir, sendir; bir de bakmışsınız ulaşılmaz derecede uzaktır, uzaktadır...

Çelişkilere dolanır yüreğiniz. Bir derin seversiniz, bir nefret edersiniz! Aslında nefret ederken bile ona tutulur, ona tutunursunuz.

Sonra diğer mevsimler: Her biri aşkın evrelerini anlatır...

Mevsimde hâzân, aşkta hüzün zamanıdır; ayrılıklar hep güz zamanı gerçekleşir...

Sonra karakış: Umut dağlarına kar yağdığı mevsim: Bir büyük üşüme, hatta yürek titremesi gelmezse bahar yakın demektir!

Bilmiyorum, meşhur allame Ak Şemseddin aşkı keşfettiğini sandığında (sanırsınız, ama hiçbir zaman keşfedemezsiniz) kaç yaşındaydı? “Bu aşkı ben bilmez idim” demesine bakılırsa, hayli yaşlı olmalı... 

“Bu aşkı ben bilmez idim,

“Bir acaib sevdâ imiş...

“Bir zerresi ay-u güneş, 

“Bir damlası derya imiş.”

Hazret zaten söylemiş, en söylenmemişi!..

Bunun üzerine ne denir ki? 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp