Berat Gecesi

Berat Gecesi

Beraat kelimesi Arapça bir kelime olup, kurtulmak, ceza almaktan beraat etmek, ateşten uzaklaşmak anlamında gelmektedir. Ancak biz biliyoruz ki, kurtulmanın hakiki ve sahici bir bedeli vardır. Bu bedel ise; sağlam bir tevhid inancı, salih amel ve

Berat Gecesi

 

Beraat kelimesi Arapça bir kelime olup, kurtulmak, ceza almaktan beraat etmek, ateşten uzaklaşmak anlamında gelmektedir. Ancak biz biliyoruz ki, kurtulmanın hakiki ve sahici bir bedeli vardır. Bu bedel ise; sağlam bir tevhid inancı, salih amel ve ahrete inanmaktır. Buna rağmen cenneti bedavaya ve ucuza getirmenin yollarını arar dururuz. İşte bu devacılık zihniyetinin ete kemiğe bürünüp bedenlenmiş hali, üç aylar ve kandil geceleridir. Bu kutsanmış günlerden biri de Şaban ayının on beşinci gecesinde kutlanan Berat Gecesi’dir.

Prof Dr İsrafil Balcı, Yahudi geleneğinden apartma olduğunu söylediği Berat kandilinin hikâyesini şöyle anlatıyor: Bu kandil bal gibi Yahudi geleneğinden apartmadır. Neyi kutluyoruz Allah aşkına? İslâm inancında tövbe için özel bir gün, gece veya zaman dilimi yoktur. 7/24 tövbe kapısı her daim açıktır. Kimse kimseyi uyduruk özel gün ve gece masallarıyla aldatıp ucuz yoldan günahları sıfırlama veya duygu yamyamlığına soyunmasın. Keza hiç kimse de Yahudi geleneğindeki Yom Kippur/Kefaret veya kurtuluş günü anlayışına İslâmî gömlek giydirip samimi insanları kandırmasın. Beraat kandili Yahudi geleneğindeki Yom Kippur on günlük keffaret gününün sonuncusudur. Yani resetlenme günüdür. Ne vahiyle ne de Sîret-i Nebî İle uzaktan yakından alakası vardır.

Yahudi geleneğine göre, Tanrı bu gece Roş Aşana’da (yılbaşı) insanların kader kitaplarını açar ve amellerine göre onuncu gün olan Yom Kipur’da kapatır. Dikkat edin bizdeki versiyona göre de, bu gece bir yıllık günahlardan insanlar berat edip arınır ve resetlenirler.

Bu gece için 100 rekâtlı bir Hayır Namazı olduğu iddia edilir. Vallahi yalan billahi yalan. Resulüllah zamanında böyle bir gece yoktu ki, buna özgü namaz olsun. Tamamen uydurmadır. Ayette de belirtildiği üzere müminler “gezerken, yatarken, otururken Allah’ı zikredeler.” Şunun altını kalınca bir çizgi ile çizelim ki, kuru bir dua ile günahlardan arınma olmaz, hele hele bunun için özel bir zaman dilimi hiç mi hiç olmaz. Sabah uyandığınızda kaldığınız yerden ahlaki kural ihlallerine devam edecekseniz bence söz konusu gecede beyhude çabanıza hiç gerek yoktur, uykusuz da kalmayın.

“Bir kimse, Beraat gecesinde şu kadar namaz kılmak gerekir, bu geceye mahsus şöyle bir ibadet vardır” derse ve bunu yaparsa bid’at gerçekleşmiş olur. “Bid’at’ın ne zararı var, yapılan meşru ve faydalı bir şey ise varsın yapılsın!” İnsanların ibadet maksadıyla camilerde toplanmasının ne mahzuru var. Bidatte olsa nihayetinde insanlar bir araya geliyor ve Allah’ı zikrediyor. Kahvede oturup çay içmekten; meyhanede oturup kafa çekmekten; kumarhanede kumar oynamaktansa camiye gidiyorlar denemez. Çünkü din, Allah tarafından tamamlanmış, Peygamberimiz tarafından da tam olarak tebliğ edilmiş, insanlara bildirilmiştir. Onda olmayan bir inanç, ibadet veya kuralı ona eklemek dini bozmak ve değiştirmek anlamına gelir ve bu doğru olmaz.

Bu tür bir akıl yürütmenin tutarsızlığını ve mantıksızlığını basit bir örnekle anlatmamız gerekirse; amirim “devletin malı deniz, yemeyen domuz” felsefesinden hareketle beyt’ül maldan çalıp çırpıyor, milletin malını şahsi menfaati için kullanıyor, benim, masamdaki bir kurşun kalemi sahiplenmemden bir şey çıkmaz, diyemeyiz. Zira bir fiil gayri meşru ise bunun azı da çoğu da birdir. Bunun adı hırsızlıktır. İşi kitabına uydurmaktır. Bu sahih bir önerme değildir.

İşin traji-komik tarafı ülkemizin en yetkili ve etkili bir kurumu olan Diyanet, Cuma Hutbesi’nde Beraat Gecesi’nin faziletlerinden dem vururken, kendi hazırlattığı TDV Ansiklopedisi’nde Kadir Gecesi dışında tüm gece ve kandillerin İslamî/Kur’anî bir referansının olmadığını ve rivayetlerin de “zayıf” kategorisinde olduğunu, söz konusu kandillerin tamamının sonradan ortaya çıkan bidatler olduğu söylüyor.

Hz Peygamberin Allah tarafından insanlığa neden gönderildiğini gözden kaçırmamak gerekir. Eğer Kur’anî referanstan ırak bir Peygamber algısı oluşturursak, O’nun mesajını, metodunu ve misyonunu da doğru anlayamayız. O insanları Allah’ın dinine yani tevhid inancına/dinine, Allah’ın belirlediği yöntem ve metotlarla, yani Rahmanî metotla çağırmıştır. O’nun eğitmeni, terbiye edicisi Allah’tır. Bizim için “en güzel örnek” (33/Azhâb: 21 ) ve Ayşe validemizin ifadesiyle O’nun Kur’an’ın şekillendirdiği ahlakını kendimize düstur edinmezsek, Hıristiyanların Hz İsa’ya yaptıklarının yolunu açmış oluruz ki, bence bu konuda epeyce de mesafe de alınmıştır.

Yeryüzünün en devrimci tebliğcisi ve büyük put kırıcısı bir Peygamberi biyolojik atıklarıyla, hırkayla, sakalla, kılla, tüyle putlaştırılan bir nesneye dönüştürmek ne kadar hazin bir durum. Mekke’nin fethinde korkuyla ve titreyerek yanına gelen adama: “Benden korkmana ve titremene lüzum yok, ben kral değilim. Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum” diyen tevazu anıtı bir insanı tabulaştırılarak, insanlıktan uzaklaştırıp, insanüstü bir varlığa dönüştürmek izahı mümkün olmayan bir anlayıştır. İnsanlar kendi komplekslerini, ezikliklerini Onun üzerinden meşrulaştırılıyor. Hırka-ı Saadet, Lihye-i Şerif, Sakal-ı Şerif, Hilye-i Şerif gibi nesnelerle Peygamberimizi kutsamak ve Onun mesajlarının üzerini ustaca örtmektir.

Meselenin en önemli yönünü oluşturan referans kısmının temelsizliği bir yana; Prof. Dr. Adem Çaylak hocanın sorduğu şu sorular bana da çok anlamlı geliyor: “İddia olunduğu gibi kandiller insanları İslam’a bağlayan bir bağ mıdır? Yoksa toplumların İslam’la sahici bağlar kurmasını engelleyen aldatıcı bir tatmin aracı mıdır? İnsanları İslamî hayata yönelten bir arınma vesilesi midir? Yoksa İslamî sorumlulukların yerine ihdas edilmiş günah çıkarma seansları mıdır? ”

Kandiller bizim toplumumuzda İslami bir hayat tasavvurunun yerine ihdas edilmiş arınma seansları işlevi görmektedir. İnsanların İslam’a yönelişine vesile olmaktan çok, günahlardan arınma ve sevap toplama seansları haline dönüştürülmüştür. Gördükleri bu işlevden ötürü kandillere “halkın afyonu” dense yanlış olmaz. Ayrıca İslam’ın, başta Kadir gecesi olmak üzere diğer kandillerde kılınan namazlara ve tutulan oruçlara indirgenmesi kabul edilebilir bir anlayış değildir. Günü birlik Müslümanlık olmaz. Koca bir ömrün günahından belli günlerde yapılan yoğunlaştırılmış ibadetlerle arınılacağını sanmak düpedüz bedavacılık ve kendini kandırmak ve sapmadır. Yıl boyu her türlü fuhşiyatı işle, yalnızca kandil gecelerinde namaz kıl tespih çek, bütün günahlarından kurtul ve pür-i pak ol. Böyle bir mantık kabul edilemez. Böyle bir Müslümanlık ta yoktur.

 

 

ömer yıldız

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp