Ben varım, ben benim ve ben şahadet ederim ki…

Ben varım, ben benim ve ben şahadet ederim ki…

"Babam Müslüman idi. Benim kiliseden uzak durmamı istiyordu. Ancak kilisedekiler ona iş bulup anneme de gıda yardımı yapınca her şey değişti.” Bu sözler, çiçeği burnunda Evangelist Bağdatlı Rânâ’ya ait. Yeni (!) Hıristiyan olmuş. Evangelistlerin Bağdat’ta açtığı 10 kiliseden birine

Ben varım, ben benim ve ben şahadet ederim ki…

Babam Müslüman idi. Benim kiliseden uzak durmamı istiyordu. Ancak kilisedekiler ona iş bulup anneme de gıda yardımı yapınca her şey değişti.”

Bu sözler, çiçeği burnunda Evangelist Bağdatlı Rânâ’ya ait. Yeni (!) Hıristiyan olmuş. Evangelistlerin Bağdat’ta açtığı 10 kiliseden birine devam ediyormuş. İşgalin başından bu güne kadar kendisi gibi Hıristiyan olanların sayısı 400’ü bulmuş. Amerikalı Evangelistler açılan her yeni kiliseye 100 bin dolar gönderiyorlarmış.

Bu “yakınımızdaki” Irak’tan bir haber. Bir başka Hıristiyanlaştırma haberi de “ıraktaki” yakınlarımızdan, yani Almanya’daki “Alevi”lerimizden. Avusturya’da yayınlanan bir Türk gazetesine göre 50 bin Alevi Yehova Şahidi olmuş. Alevi çocuklarının Alman okullarında İslam dersi almalarına karşı Haydarane naralarla mücadele veren Ateist “Alevi” önderleri bu durumu normal karşılıyorlarmış. Hatta Avrupa’daki Alevi kitle Hıristiyan mezhepleri arasındaki rekabeti kızıştırmış olmalı ki, Lazarist misyoner A. Herget “binlerce Alevi’yi Yehova Şahitleri’ne kaptırmak Lazaristler için içler acısı bir durumdur” bile demiş.

Bu iki haber de sürpriz değil. Iraklılardan işgale ve şantaja rağmen 400, adlarından başka Alevilikle hiçbir ilgisi kalmamış Alevilerden 50 bin kişi. Arada hayli sayı farkı var. Biz bu sayı farkını görmezden gelelim ve soralım: Hadi, Iraklı 400 kişinin hali malum. Taze Hıristiyan Rânâ’nın dediği gibi aç ve işsizler, kendi gidip adı kalmış dinlerini verip iş ve aş almışlardır. Peki, ne aç ne işsiz olan Avrupa Alevilerine ne oldu da 50 bini birden Hıristiyan oldu? Bu soruya Avusturya Alevi Dernekleri federasyonu Başkanı Mehmet Ali Çankaya “ekonomik nedenlerden” cevabını veriyor.

Bu cevap beni ikna etmedi. Yehova Şahidi olan sözde Alevileri ikna eden şeyi merak ediyor olmalısınız. Her Pazar sabahı erkenden evlerine gelen Yehova misyonerlerinin en ikna edici argümanı şuymuş: “Aleviliğin içi Hıristiyan, fakat dışı İslam gibi gözüküyor.”

Yehova misyonerinin bu tespiti üzerinde en fazla düşünmesi gerekenler, samimi Alevilerdir. Kendi içlerinden birileri Aleviliğin İslam olan içini boşaltıp onun yerine “Hıristiyan’ca bir hayat tarzı” doldurmuşlarsa, bunu dürüstlükle tespit etmek onlara düşüyor. Bu nasıl, nerede, ne zaman ve kimler tarafından yapılmıştır? Bunu yapanlar bu sonucu bilerek mi yapmışlardır? Yoksa birileri fırsattan istifade içinin boş olduğunu fark ettikleri bir şeyi mi doldurmaktadırlar?

Bu doğrudan Hıristiyanlaştırma çabası. Bir de Hıristiyanlaştıramadıklarını saptırma çabaları var. Bir önceki yazımızın konusunu teşkil eden “Gerçek Furkan” adlı güya Kur’an’a alternatif olarak piyasaya sürülen şeytan ayetlerinin son versiyonu işte bu çabanın bir ürünü. Kabul edene İncil’i sunuyorlar, etmeyecek olana “Gerçek Furkan”ı.

Gerçek Furkan” adlı şeytan ayetleri projesinin mimarı kabul edilen Evangelist rahip Anis Shorrosh, meğer “Yaradan beni seçti” diyerek kendini “Hıristiyan mehdisi” ilan eden Bush’u İslam’a karşı abartılı raporlarla tahrik eden adamın ta kendisiymiş. Bir raporunda İslam’ın 2020 yılında ABD’yi istila edeceğini iddia eden Evangelist Rahip, bunu ispat sadedinde abuk sabuk şeyler sıralamış. 2020’de İslam ABD’yi nasıl “istila” edecekmiş, biliyor musunuz? Şimdiden sayıları 300’e ulaşan İslam okullarıyla. Rahip Shorrosh bu cümleyi şöyle kuruyor: “ABD anayasasına değil, Kur’an’a bağlı 300 okul?”

Haydi, zorlayın hafızalarınızı! Bu düşünme yöntemini bir yerlerden hatırlayanınız çıkmayacak mı?

28 Şubat sürecinde ortaya serilen 2013 raporlarını hatırlayın. Bu raporlarda yer alan “Sayıları 600’ü bulan İmam Hatip okulu 2013’te şeriata geçme projesinin bir parçası”, “İHL’li seçmen sayısıyla tek başına iktidar hedefi” türrehatını hatırlayın. Kim bilir kimlerin hangi kokusunu bastırmak, hangi hırsızın ayak sesini gizlemek için bir kaşık suda koparılan fırtınaları, bu raporlara dayanılarak hazırlanan “Topyekun Savaş” manşetlerini hatırlayın?

Ve şimdi söyleyin bana: 28 Şubat sürecinde İslam’a karşı savaş açanlarla 11 Eylül sürecinde İslam’a savaş açan Rahip Shorrosh’un tasavvuru arasında ne fark var? Aynı tasavvura dayalı olayların sonuçları da aynı olur. Bu nedenle Avrupa’daki Hıristiyanlaştırmayla Asya’daki (Bağdat) Hıristiyanlaştırma arasında bir fark yok. Saddam da, onun bu ve diğer İslam topraklarındaki türdeşleri de, adı geçen sürece yol açmaları için birileri tarafından tencereye yerleştirilmiş “kapak”lar.

Rahip Shorrosh’un tahriklerle dolu raporunun bizi bire bir ilgilendiren tarafı, Bush’tan acilen önlem alınmasını istemesi. Ve Bush da tarihe “Hıristiyan Mehdisi” olarak geçmek için kendisinden istenilen önlemi en âlâsıyla aldı ve İslam’a karşı “Topyekun Savaş” ilan etti.

Bu ülke, III. Ahmet’ten bu güne kadar geçen 280 yıl için “topyekun bir özeleştiri” yapmalıdır. Bu özeleştiriye Tanzimat, Islahat Fermanı, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve sonrasında “devrim” adı altında yapılanlar da dahildir. Bu ülkede Osmanlı sonrası uzun süren bir fetrettir. Fetret dönemleri açılmış fakat kapatılmayı bekleyen parantez içi cümlelere benzer. Bu cümle AB ile kapanmalı. Asıl ondan sonrasını düşünmek gerek.

“Eşhedu..” diye şahadet getirenler, peşinen iki şeyi demiş olurlar: 1. Ben varım, 2. Ben benim. Sonra mı? Sonra: “Ben şahadet ederim ki yalnızca Allah tanrıdır?”

Biz varız, biz biziz ve biz şahadet ederiz ki?

 

 

mustafa islamoğlu

Google+ WhatsApp