Ben öyle başbakanın!..

Ben öyle başbakanın!..


Koronavirüs henüz kafayı çıkartıp, dünyayı esir almamıştı..

Türkiye’deki muhaliflerin tek derdi, Tayyip Erdoğan’ı devirmekti..

Yemiyor içmiyor, Erdoğan aleyhine haberler üretiyorlardı.. İftiralar atıyorlardı.. İlgisiz benzetmelerle, kıyaslamalarla, Türkiye’yi kötüleyip, Avrupa’yı el üstünde tutuyorlardı..

Onlardan birisi şöyle idi.

Müjdat Gezen ile Metin Akpınar, Uğur Dündar’ın moderatörlüğünde, Tayyip Erdoğan’a, “Demokrasiye ulaşamazsak belki lideri ayağından asarlar, belki mahzenlerde zehirlenerek ölür, belki de başka liderlerin yaşadığı kötü sonları yaşayabilirler” tehdidini savurmuştu..

Ardından dava açılıp da, tutuklama bile değil, yurtdışına çıkış yasağı konulunca..

Müjdat Gezen, konuyu dramatize etmek için, Hollanda’da yaşayan kızının rahatsızlığını öne sürüp, “yanına gidemiyorum” açıklaması yapmıştı.

Bunları yaparken, Uğur Dündar da, bakın algı çalışmalarında,  suç ortağına nasıl destek veriyordu:

“Kadim dostum, büyük mizah ustası Müjdat Gezen, geçen gün, Hollanda’da yaşayan biricik kızı Elif’le telefonda konuşuyor:

Bir dakika baba!

- Ne oldu kızım?..

Hiç baba! Bir şey olmadı. Başbakan geçiyor da…

- Ama hiç siren sesi gelmiyor!..

Gelmez baba! Çünkü işine bisikletle gidip geliyor!..”

Vay canına sayın seyirciler..

Nerede Müslüman ülkesi var ise karıştır.. 

Bombayı, silahı yollayıp, insanları birbirlerine kırdırt.. Terör örgütlerini destekleyip, iç kavga çıkart..

Sonra o ülkelerdeki yöneticilerin terör örgütlerine karşı güvenlik önlemleri için, satılık kalemlere, böyle yazılar yazdırarak, sanki gereksiz bir güvenlik önlemi alınıyormuş gibi algı üret..

Hollanda’da kaç darbe olmuş?

Kaç başbakanı asılmış? Kaç bakanı asılmış? Kaç bakanı terör örgütlerinin kurşunları ile can vermiş ki?

Hollanda Başbakanı’nın, bize göre elverişli coğrafi şartları gereği bisikletle ara sıra işe gitmesi, bize “İşte böyük insanlar. Böyük devlet adamları” diye gösteriliyordu!

O günlerde bu algı çalışmasını yedik, yuttuk..

Önceki gün ajanstan bir haber geçti..

Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin annesinin kaldığı Lahey’deki bir huzurevinde, koronavirüs tespit edilmiş..

Birden irkildim..

“İşine bisikletle gidecek kadar tevazu sahibi, Türkiye gibi gelişmesi engellenmiş ülkelere, kendi içimizdeki hainler tarafından örnek gösterilen Mark Rutte, annesini huzurevine mi bırakmış” dedim, kendi kendime..

Uzun sürmedi şaşkınlığım..

Ne bekleyebilirdik ki, ahlaken yozlaşmış Batı toplumundan?

İçimizdeki gavur aşıkları istedikleri kadar allayıp pullasınlar..

İstedikleri kadar, O Batı’nın emperyalist planları sonucunda bizde yaşanılan bazı uygulamalar, içimizdeki hainler tarafından, “Bakın bakın., Batı’da ne oluyor, bizde ne oluyor?” diye algı çalışmasına konu edilsin..

İşte Batı dediğiniz bu..

Başbakanı bile..

Kimbilir evinde kaç hizmetçisi olan yöneticisi bile..

Annesine evinde yer bulamıyor..

Annesini, huzurevine bırakıyor..

Belki evinde köpeği, kedisi var ama.. Annesi, huzurevinde..

İşte iflas etmiş ahlak.. İflas etmiş insanlık bu..

İstedikleri kadar gelişmiş olsunlar..

İstedikleri kadar, makam araçlarında aşırılığa kaçmıyorlar algısı oluştursunlar..

İşte gördük; Türkiye’deki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “Ayaklarının altını öperdim” dediği anneler, Hollanda’da huzurevine bırakılmış..

Sadece Hollanda’nın sorunu değil bu..

Tüm Batı, aynı..

Yaşlılarını, adeta fazlalık olarak görüyorlar. “Gereksiz masraf kapısı, bir an önce ölsünler de, kurtulalım” gözü ile baktıkları insanlar olarak görüyorlar..

Onun içindir ki, Amerika’da toplam ölü sayısı 40 bin iken, bunun 10 bine yakını huzurevlerinde ölenlerden oluşuyor..

ABD’li yöneticiler “Yaşlı bakımevleri, toplu mezara dönüştü” açıklaması yapıyorlar.

Onun içindir ki, İngiltere’de toplam 15 bin vefat var iken. Bunun yarısının bakımevlerindeki yaşlılar olduğu öne sürülüyor.

Fransa’da toplam 19 bin 323 ölümün nerede ise yarısı, 7 bin 481’i yaşlı bakımevlerinde yaşanıyor..

Kanada’da bir yaşlı bakımevinde koronavirüs korkusuyla çalışanların işlerini bırakması sonucu, ölüme terk edilen 31 yaşlı, tek bir olayda hayatını kaybediyor..

Tüm batılı ülkelerde benzer örnekleri verebiliriz..

Büyüğüne saygısız, kendi hayatını önceleyen, egoist tipler..

Ama sorsan, bu egoist tipler, size öyle “hayvan hakları” dersleri verirler ki..

Aynen bizimkilerin, gavur ülkelerine aşık oldukları gibi..

Gavur ülkelerindekiler de, kendi anne babalarına değil ama..

Hayvanlara aşıklar..

Ama iş icraata gelince..

Fedakarlığa gelince..

Canını ortaya koyarak, bir başka canlının hayatını kurtarmaya gelince..

Batı’nın emperyalist kafası, vahşetini ortaya koyuyor..

Google+ WhatsApp