Ben Neye Yararım?

Ben Neye Yararım?

Hayat koşuşturmacası olanca hızıyla sürüp giderken, durup nefeslenecek bir an bulabilsek belkide daha kolay olacaktı ama buna bile fırsat tanınmayan parkurlarda var olmaya mecbur bırakılıyoruz. Hep bir telaş, hep bir curcuna. Asla ulaşamayacağımız finişe doğru, prangalarımızı da

Ben Neye Yararım?

 

 

Hayat koşuşturmacası olanca hızıyla sürüp giderken, durup nefeslenecek bir an bulabilsek belkide daha kolay olacaktı ama buna bile fırsat tanınmayan parkurlarda var olmaya mecbur bırakılıyoruz. Hep bir telaş, hep bir curcuna. Asla ulaşamayacağımız finişe doğru, prangalarımızı da kucağımıza alarak umutsuzca koşmaktayız.  Gidişat hayra alamet değil maalesef.

Kapitalizmin en vahşi günlerinde, günü kurtarmanın kâr, gemisini kurtaranın kaptan sayıldığı bir hayatın içine düştük. Debelendikçe daha da batıyoruz sanki. Toplumun büyük çoğunluğunun doz farkları ile yaşadığı durum üç aşağı beş yukarı aynı. Böylesi bir cenderede yaşarken kendi kendimize sormamız gereken, özellikle de bir Müslüman olarak sormamız gereken ama bir türlü soramadığımız bir soru var;

Ben neye yararım?

Evet, bunca gaileye rağmen sorulması ve sahici cevapların verilmesi gereken hayati bir soru. Bu soru öyle bir sorudur ki varlık sebebinizle ne kadar alakadar olduğunuzu, ne kadar kafa yorduğunuzu ortaya koyacak bir sorudur. Herkesin kendi kendine soracağı ve cevabında ne kadar dürüst ve samimi olduğunu ancak kendisinin bilebileceği içe dönük bir turnusol testidir aynı zamanda. Kimsenin bir diğerinin cevabı ile zandan öte bilebileceği bir şey yoktur bu konuda. Zaten bu konuda başkalarına cevap vermek ya da başkalarının cevabını bilmekten ziyade kendi cevabımıza odaklanmamızdır aslolan. Samimiyet ile sorulduğunda kişinin belini büken durum, ben neye yararım!

(Esasen herkesin cevabı kendine olan bu konuda) Bir işe yaramak kaygısı, bir Müslüman için olmazsa olmaz bir kulluk bilincinin eseri ya da doğal sonucudur. Burada bir şeye yaramaktan kasıt aslında var olma çabası olmalıdır. Bir şeye yaramayan, bir eser bırakamayan en azından bir hayra vesile olamayan kişi aslında yoktur desek haddimizi aşmış olmayız herhalde. O zaman, özellikle de bir Müslüman olarak nasıl var olabiliriz sorusu tamda burada sorulmalı.

Nasıl var olabilirim?

Var olmanın delili, her halükarda İslam’ın faydasını gözetebilme eylemidir bir Müslüman için. Bu eylem ne belli bir zaman ve mekâna hapsedilebilir ne de zaman ve mekândan gayri düşünülebilir. Demek istediğimiz, bir şeye yarama, var olma çabamızı İslam’ın izzet ve şerefine yakışır bir şekilde gür ama ayağı yere basan sahici bir formda olması gerektiğidir.

Varlığımızı ortaya koyarken ki yöntemimiz akla ve gönle dokunmak olmalı. Ne ‘acilci bir ideoloji’  ne de ‘sorumsuz bir ertelemeci’  tavır bizi hedefe ulaştırabilir. Bunların ikisi arasında bir vasata ihtiyacımız vardır. Savaşa hazırlanır gibi, acilen bir güç oluşturma çabasına düşen de ölüm yokmuşçasına hesap gününü umursamayan, en kolay şeyleri bile erteleyen de yanlıştadır. Olması gereken Rabbimizin bize taşıyamayacağımız bir yükü yüklemeyeceğini bilerek ve buna karşın yapmamız gerekirken, (daha önemlisi) yapabilecekken yapmadıklarımızın hesabını soracağını bilerek hareket etmemizdir.

Ne işe yararım sorusuna cevap;

Ne sadece başkalarına din tebliğ etmek, ne de sadece kendin için ilim tahsil etmektir.

Ne sadece ibadet etmek, ne de sadece siyaset üretmektir.

Ne sadece cemaat olmak, nede sadece bireysel bir dindarlıktır.

Hepsi ve çok daha fazlasını içinde bulunduran bir alan var önümüzde ancak bizler, varlık içinde yokluğa razı olmuşçasına konuyu hep dar alanlara hapsediyoruz. Bu hal bilgisizliğimizden öte samimiyetsizliğimize tekabül eden ilgisizliğimiz ile alakalıdır. Toparlayacak olursak, bir Müslüman için varlığının anlamı İslam adına fayda üretir bir yolculuktur. Bu yolculuğun iki yöne doğru bir seyir zorunluluğu vardır. Bu yönlerin ilki içe dönük, ikincisi dışa dönüktür. İçe dönük olan kendi kendimizi Rabbimizin dilediği şekilde yetiştirme, tamamlama süreci iken dışa dönük olan, çevremizdeki canlı cansız tüm varlıklara karşı sorumluluk bilincimiz ile yine Rabbimizin dilediği şekilde çevremizi imar etme görevimizdir.

İşe yaramanın üretmek, eserler meydana getirmek olduğunun altını çizdik. Akabinde bir işe yarıyorsak, bir boşluk dolduruyorsak varız aksi halde yokuz dedik. Bununla birlikte Yaptığımız ya da yapmak istediğimiz şeyleri de kendi hoşumuza gidiyor diye mi yapıyoruz yoksa Rabbimizin rızası da o yönde olduğu için mi yapıyoruz meselesinin muhasebesini de doğru yapmalıyız. Bu karşın yapmış olmak için mi yapıyoruz, gerektiği için mi yapıyoruz sorusu da can yakıcı olabilir. Varlığımızı ispat için boyumuzdan büyük işlere kalkışıp alta ezilmekten sakınmak ne kadar hayati ise üretebileceğimiz en küçük bir faydayı da es geçmeyip yerine getirmemiz o kadar önemlidir. Descartes’in ‘düşünüyorum o halde varım’ sözü yetmez ‘sözü dinleyip (düşünüp, hazmedip) en güzelini yapmak’ gerekmektedir. Çünkü ‘sözü dinleyip en güzelini yapanlar’ bir şeye yarar ve onlar hep var olacaktır. Vesselam…

 

 

aykut akça

iktibas dergisi

Google+ WhatsApp