Ben de, “İstiklal Caddesi’nde yürüyemezsiniz” desem!

Ben de, “İstiklal Caddesi’nde yürüyemezsiniz” desem!


Ben de, “İstiklal Caddesi’nde yürüyemezsiniz” desem!

 

 

7 Mayıs 1960..

Seçimle işbaşına gelmiş meşru hükümeti, albaylar cuntasının devirdiği, sivil yönetim yerine askeri bir yönetimin kurulduğu gün. 

Demokrasinin katledildiği gün.

Laf salatası yapmıyorum.

“Sandık sonuçları rafa kaldırılmıştır” denilen bir gün.

Tartışmasız bir seçim sonucunda göreve gelmiş başbakanı, iki tane erin koluna girip götürdüğü gün..

Hukukun iflas ettiği, h’sinin kalmadığı gün..

Rezilliğin zirve yaptığıbir gün..

Albayların genelkurmay başkanına emir vermeye kalktığı, alçakların alçaklığını sergilediği bir gün..

Devamında..

Başbakan asılarak, o rezilliğe, o alçaklığa tüy dikiyorlar.

Hukukun en temel kuralı, “Herkes, önceden kurulmuş, yetkili mahkemelerde yargılanır” olmasına rağmen, darbeyi yaptıktan sonra, özel mahkeme kuruyorlar..

İşlendiğini iddia ettikleri suç tarihinden sonra kurdukları özel mahkemede, yargılama yapıyorlar.

Hainlik derseniz, hainlik. 

Namussuzluk derseniz, namussuzluk..

Cinayet derseniz, cinayet..

Ne kadar kötü sıfat varsa, ben yazmayayım.. Siz yazılmış sayın..

İşte böylesine rezil bir olayın yıldönümünde.

Demokrasiden bahsedenlerin..

Hukuktan bahsedenlerin.. 

Ahlaktan, vicdandan bahsedenlerin ne yapmasını beklersiniz?

Önce şu 27 Mayıs cinayetini, katillerini, ahlaksızlarını kınayıp, sonra aktüel konular hakkında taleplerini dillendirmelerini beklersiniz.

Yapıyorlar mı?

Hayır..

İstanbul Barosu diyor ki: “Demokrasi mücadelesi, İstanbul Barosu için varlık nedenidir.”

Minnacık ahlak varsa söylesinler..

1960’da demokrasi var mıydı?

Minnacık diyorum.. Azıcık.. Milim vicdanınız varsa, ahlakınız kalmışsa.. Söyleyin..

YSK kararının şaibeli olduğunu ileri sürüyorsunuz.. Söyleyin, hiç gocunmam..

Ama, 1960 darbesine.. Yani rakiplerini darağacında sallandıran cuntacıların işledikleri cinayetin yıldönümünde, o katliamı görmezden gelip, YSK’nın kararını cinayet gibi göstermeye kalkarsanız..

“Sizde ahlak sıfır” derim. 

“Hukuk zaten sıfırdı. Ahlak da sıfır olmuş” derim..

Çıkarsınız, 27 Mayıs’ın yıldönümünde.

Önce dersiniz ki.

“Demokrasiyi kabul ediyoruz. Demokrasiyi rafa kaldıran her türlü girişimi kınıyoruz. Bunun başında da 27 Mayıs darbesini kınıyoruz. Bununla birlikte.. 6 Mayıs tarihli, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini yenileyen YSK kararını da kınıyoruz.”

Canım kurban..

Bunu söyleyin, canım kurban..

Ama..

Belindeki silaha güvenen üç tane kabadayının yaptığı darbeye tek kelime etmeden..

“Hah hah haa!.. Her şeyi kınamaya mecbur muyuz? İstediğimizi kınarız. İstemediğimiz kınamayız. Keyif bizim değil mi?” derseniz.. 

Sonra da sözümona kimisi anayasal meslek kuruluşu, kimisi sivil toplum kuruluşu statüsündeki tüzel kişiliklerin temsilcilerini toplayıp. 27 Mayıs’tan yine tek kelime ile bahsetmeden..

İstanbul Barosu’nun öncülüğünde..

Hem de savunma adı altında bir meslek örgütünün çatısı altında..

“Yargının bir parçasıyız” diyerek sahneye çıkan baronun binası içinde..

DİSK, KESK, Mimarlar Odası, Tabipler Odası, Veterinerler Odası, Eczacılar Odası temsilcileri ile toplanıp..

Atlamayalım..

Bir de..

Başörtü serbest bırakılmak istendiğinde, ter ter tepinen bir kadın kuruluşuvar..

Onun da temsilcisini yanınıza alarak..

“Adalet, demokrasi, vicdan adına kaygılıyız” derseniz..

Sorarım size..

27 Mayıs’ta adalet var mıydı?

Demokrasi var mıydı?

Vicdan var mıydı?

“Onda da yoktu” diyorsanız, riyakarlık yapmayın..

Buyrun önce 27 Mayıs darbesini kınayın..

Kınamıyorsanız; “İstediğimizi kınarız, istemediğinizi kınamayız” diyerek, anayasal kuruluşun çatısı altında siyaset yapmaya kalkarsanız.

Keyfinize göre adalet, keyfinize göre vicdan, keyfinize göre demokrasi icat etmeye kalkarsanız.

Sahtekarlık yapmış olursunuz..

CHP’nin temsilcisinin, YSK üyelerine yaptığı ve sizin de kınamadığınız, “Demek ki denilebiliyormuş” diyerek bana da bir anlamda tavsiyede bulunduğunuz ifadelerle söyleyeyim..

İstiklal Caddesi’nde yürüyemezsiniz..

Yüzünüze tükürürler..

Çocuklarınızdan bile bunun hesabını sorarlar..

Yok öyle beyler..

27 Mayıs’da demokrasiyi tümden lağvedenlere gözünü kapatıp..

Şimdi 81 vilayetten birisinde.

O da sadece büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinin iptalini gerekçe göstererek..

Diğer birçok ilçedeki iptaller için tek kelime ile açıklama yapmadan..

“O ilçelerde de seçim güvenliği için avukat görevlendiriyoruz” demeden.

Bu yolda küçücük bir çalışma yapmadan..

Sadece ve sadece..

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’deki seçim iptalini tek gündem konusu haline getirip.

“Demokrasi nerede, adalet nerede, vicdan nerede?” derseniz..

Ben de size..

“Oturun kalkın şükredin.. 

27 Mayıs’ta sizin yaptıklarınızı..

Sizin ‘kınayamadığınız demokrasi katillerinin yaptıkları’nı.. Bugün kimse size reva görmüyor, buna şükredin” derim..

Kimseyi tehdit etmiyorum. Kimseye parmak sallamıyorum.

Ahlaksızların, demokrasi katillerinin.. Demokrasi katillerine gözlerini kapatanların gerçek yüzlerini gösteriyorum..

Yüzlerine ışık tutuyorum..

Cinayet mahallinde olduklarını, cinayette parmak izleri olduğunu kamuoyuna göstermek istiyorum..

Biz ahirete inanmış insanlarız..

Kimseye haksızlık edemeyiz.

Kimseyi, hakettiği koltuktan aşağıya indiremeyiz. Belimizde silah var diye, sandıktan çıkan insanları alaşağı edemeyiz..

Ama muhataplarımızı görüyorsunuz..

Ya silah gösterip deviriyorlar..

Ya da, silah gösterip devirenlere tek kelime etmeden, demokrasi havariliği yapıyorlar..

2019 Türkiye’sinde bile..

“Menderes, İnönü’ye ‘Geçmiş olsun’ deseydi, darbe olmazdı” diyerek, cinayete mazeret üretiyorlar..

Kuldan utanmaları yok..

Allah’tan da korkmuyorlar..

Korkmuyorlar ki..

Eline silah almış, aldatılmış üç gencin asılmasını bile kınadılar da..

Bu ülkenin seçilmiş başbakanın asılması sürecinin başlangıcındaki darbeyi kınayamadılar..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp