Belki de bir rüya

Belki de bir rüya


Belki de bir rüya

 

Yarın sabah, bayram namazının sonrasında, Allah nasip ederse bir çok insanımız kabristanlara akın edecek. Kalplerinin bir yarısında bir bayrama daha ermiş olmanın coşkusu, heyecanı... Diğer yarısında, aramızdan çekilerek ebedi istirahatgâhında mahşeri bekleyen ana baba, akraba ve ahbabımıza duyduğumuz hasret... Her insan kendine ait yeri dolduruyor şu dünyada, gün gelip öte aleme göçtüğünde tabiidir ki yeri boş kalıyor. O yeri başka bir şeyle doldurmanın imkanı yok. Yaş ilerledikçe etrafında bir çok yerin boş kaldığını, giderek de boşalmakta olduğunu kederle farkediyor insan. Yerini dolduramadığımız, dolduramayacağımız bir çok sima, bir çok ses, bir çok duygu, bir çok can, burnumuzu sızlatan bir çok hatıra... Bir çok söylenememiş, yaşanamamış şey... Bayram sabahları bayram namazına müteakip kabristanlara doğru giderken bu karışık duygular hep yanımızda, içimizde oluyor. Hayatımızın parçalarının ne tarafta daha fazla birikmiş olduğunun kararını bir türlü veremeden atıyoruz adımlarımızı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Her şey bir arada ve hayatın hakikatini bütünleyen o kadim hikayenin içinde yaşanıyor orada. Kabirlerin sükûnetini bazen cıvıldaşan kuş sesleri bölüyor, bazen servilerin rüzgarda salınarak çıkardıkları sesler... Toprak da sessiz ama o kadar çok çayır çimen sarmış ki kabirlerin her yanını, hayatın sesi orada... Selam veriyoruz bir zaman burada bizimle yaşayıp gidiyorken bu taraftan sessizce eksilip gidenlere. Dilimizde fatihalar, bu taraftan o tarafa erişeceğine inandığımız niyaz kelimeleri... Her kabristan, bir yanıyla hayatla ölüm arasında uzanan uçsuz bucaksız bir araf aslında. Bu tarafta bayram varken, o tarafta ne var bilmiyoruz. Aziz hatıralarının ellerini öpmeye gidiyoruz Allah’ın rahmetine kavuşmuş büyüklerimizin. Biz sonu olan bir hayatı yaşıyoruz, onlarsa sonsuzun eşiğinde derin bir uykuda, belki de daha önce görmedikleri bir rüyadalar.

Kabir başlarında oturup bu dünyadan göçüp gitmişlerimiz için ve kendimiz için mağfiret dileyeceğiz. Sonra yavaş yavaş toparlanıp kabristanlardan çekilip caddelere, sokaklara dağılacağız. Hayat bizi bekliyor olacak orada. Hem de bayramın neşesini, sevincini kuşanan rengarenk kıyafetler içinde... Hayatla ölüm arasındaki bu gelgitten biraz sersemlemiş olarak kucaklaşacağız bir kere daha hayatla. Yüzümüzde tebessümler, içimizde mutluluk ama biraz da burukluk...

İnsan, Ramazan’dan bayrama uzanan bir yolculuğu yaşıyor bütün o sayılı günlerde. Hayat ve ölüm bir arada... Açlık ve tokluk... Nimet ve mahrumiyet... Gurbet ve vuslat... Oruç ve iftar... Darlık ve genişlik... Sabır ve ferahlık... Sayılı günler ve sonsuzluk... Bu mevsim, Allah’ın kullarını hem terbiye ettiği hem de lütuflara boğduğu bereketli bir mevsim... Hem tohumun toprağa düştüğü, hem hasadın gerçekleştiği mevsimler üstü mevsim...

Hayatın bizi beklediği yerde, yine sayılı bayram günlerinde birbirimizle muhabbet içinde kucaklaşırken, bir şeyleri bir daha geri alınamaz biçimde kazanmış olmayı umuyoruz. Dileğimiz o ki, Ramazan aşısı hepimizin gönüllerinde tutmuş ve hepimize yeni diriliş fırsatları bahşetmiş, ufkumuzu açmış olsun.

...

Bütün inananların Ramazan Bayramı’nı gönülden tebrik ediyor, yüce Rabbimiz’den bu vesileyle çorak topraklarımızı rahmetiyle yıkamasını niyaz ediyorum.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp