Bekri Mustafa’nın “and”ı!

Bekri Mustafa’nın “and”ı!


Bekri Mustafa’nın “and”ı!

 

 

Devir Sultan Dördüncü Murad devri. O zamanın zamanında içki içmek şiddetle yasak...

Bir gün, Bostancılar, meşhur ayyaşlardan Bekri Mustafa’yı sarhoş yakalamışlar. Alıp Bostancıbaşı’nın huzuruna çıkarmışlar. 

Bostancıbaşı bir süre Bekri Mustafa’yı azarladıktan sonra, bir şartla serbest bırakacağını söylemiş. Demiş ki, “Ağzına bir daha içki koymayacağına dair andiçersen, seni bırakırım.»

Bekri Mustafa tereddütsüz içmiş andı. Derken, bir süre sonra yine sarhoş halde yakalanıp aynı Bostancıbaşı’nın huzuruna çıkarılmış. Bostancıbaşı köpür köpür köpürerek bağırmış:

“Utanmıyor musun? Üstelik bir de ağzına içki koymayacağına dair andiçmiştin?»

Bekri Mustafa boynunu büküp şu cevabı vermiş:

“Fukaralıktan efendim; ne bulursak onu içiyoruz!”

Neredeyse bu hikâye yaşanıyor Türkiye’de, çünkü bol miktarda yeminimiz, sürü ile andımız var. 

Meselâ ilkokula başladığımız ilk gün, “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayıp, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diye biten bir and içiyoruz (“2013’te nihayet kaldırılan bu and, Danıştay 8. Dairesi tarafından “yürütmenin durdurulması” kararı verilmesi sebebiyle tekrar gündeme gelmiş bulunuyor).

Memuriyete başlarken tekrar “and” içiyoruz!..

Askerlikte bir “and” daha!..

Subay, yahut polis olurken yine “and” üstüne “and” içiriyorlar!..

Milletvekili, bakan ya da cumhurbaşkanı olurken tekrar “and” içme var! 

Bu kadar yeminden, and’dan sonra işlerin yoluna girmesi, milletin makûs talihinin değişmesi beklenir ya, asla böyle olmaz: Hiç bir şey değişmez. 

Kendimizi içtiğimiz and, yaptığımız yeminle bağlı saymayız. Bu yüzden çarpılan filan da olmaz. Herkes Bekri Mustafa fıkrasındaki gibi, “Ne bulursam içerim”havası içinde bildiği yolda yürümeye devam eder...

Çünkü sistem laiklik, yani inançlar arasında tarafsızlık ve tercihsizlik üzerine yemin ettiriyor. Herkesin bir inancı olduğu için de kimse kendisini yeminiyle bağlı saymıyor. 

Çoktan rahmetli olmuş bir hâkim anlatmıştı: Anadolu›nun bilmem neresinde hâkimlik yaparken, yalancı şahitliğin çok yaygın olduğunu görmüş. Bir süre araştırma ve soruşturmadan sonra, yalancı şahitliğin yeminin şeklinden kaynaklandığını tespit etmiş. Meğer halk “yemin ederim” demeyi yeminden saymıyormuş. 

Bizim hâkim bu problemi nasıl çözmüş biliyor musunuz? Kalın bir kitabı Mushaf kabına koymuş. Birisinin yalancı şahitlik ettiğinden şüphelendiğinde mübaşiri çağırıyor, “Getir bakalım Kur’an-ı Kerim’i, el basıp yemin etsin de öyle konuşsun” diyormuş. O zaman yalancı şahitte şafak atıyor, titremeye başlıyor ve doğruyu söylüyormuş.

Yani “and” içmek ya da “söz” vermek bizi bağlamaz! İlle de çarpılmaktan korkmamız lâzım!

Kimse o zaman “ne bulursak içeriz” havasında Bekri Mustafa yöntemine yaslanamaz!

İnsan inandığı kitaba el basınca, kolay kolay yalan söyleyemez. Ama o zaman da “irtica” hortlar sanırım!

Oysa ABD, Yunanistan gibi ülkelerde bakanlar, başkanlar ve başbakanlar göreve başlamadan, papazlar gözetiminde İncil’e el basıp yemin ediyorlar, ama oralarda “irtica” filan hortlamıyor! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp