Bekliyorlar ki darbenin tüm şahitleri ölsün!..

Bekliyorlar ki darbenin tüm şahitleri ölsün!..


Bekliyorlar ki darbenin tüm şahitleri ölsün!..

 

 

AK Parti iktidarının ilk yıllarındaki darbe teşebbüsünün bir tanığı daha, hayata gözlerini yumdu..

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, dün sabah Koç Hastanesi’nde öldü..

Bildikleri de, kendisi ile birlikte, öte aleme uçtu..

Oysa..

Konuşulsa..

Gerçekler anlatılsa..

Kendisi hatalıdır, değildir ayrı konu..

Dolduruşa gelmiştir, yanılmıştır; ayrı konu..

Ama toplum olarak gerçekleri bilsek.. Yeni nesiller, yaşanılanlardan ders alsa..

Kötü mü olur?

Biliyorum, “Kendisi hayatta iken anlattı ya.. Suçlandığı ‘günlükler’in kendisine ait olmadığını söyledi ya!” diyecekler..

Kendilerinin inanmak istedikleri yalanlara, bizim de inanmamızı isteyecekler..

Niye “Yalan” diyorum?

Yalan olduğu, ayan beyan ortada da, onun için..

Eski yıllarda çokça tartışılan Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen “günlük”ten bazı pasajlar aktarayım.. Bakalım, “Yalan” denilerek, kapanacak türden notlar mı, hep birlikte karar verelim..

 “15 Ağustos 2001.. Ora. Hayri Bülent Alpkaya ve eşi taşınmaya hazır olmadıkları için geleneksel donanma komutanı evine taşınamadık. Kuvvet komutanlığı iki yıl önceden belli olan bir kimse neden acaba taşınmaya hazır olamaz anlamak mümkün değil. Eğer bu başka bir zamanda olsa ve evlerine kendilerinden kıdemli biri taşınacak olsa zamanında taşınırlardı.”

Ne kadar günlük hayattan bir not, değil mi?

Bir makama gelenin, hemen gerçekleşmesini istediği beklentiler..

Makamı bırakacak kişinin, ağırdan alma numaraları..

Tam, Türkiye’ye mahsus bir olağan hayattan kesit..

“İyi de, darbe bunun neresinde” diyeceksiniz..

Darbeye geleceğiz..

Bu, ısınma turları.. Günlüklerin doğru olup olmadığı konusunda bize kanaat verecek teferruat bilgileri..

Darbecileri savunan arkadaşlar, şunu diyebilirler: “Canım, günlüklere darbe muhabbetlerini ekleyenler, sırf inandırıcı olsun diye, böyle ilgisiz şeyleri de bu metinlere eklemiş olamaz mı?”

Olabilir..

Ama darbelerle ilgili bölümü gelince, yapacağımız sorgulama, gerçekleri ortaya çıkartacağı kanaatindeyim..

O halde..

“Günlük”teki darbe ile ilgisiz, ama günlüğün Özden Örnek’e ait olduğunu ispatlayan bölümleri atlayıp, gelelim, darbe hazırlıklarından bahsedenbölümlere:

“25-29 Kasım 2002..

Törenden sonra hep beraber komutanın odasına gittik. 8 orgeneral/amiral oturur oturmaz MGK Genel Sekreteri Tayyip Erdoğan’ı nasıl payladığını anlatmaya başladı.”

Tarih belli.. 

Törenin ismi belli..

MGK Genel Sekreteri’nin o tarihte kim olduğu belli..

Eğer gerçeği öğrenmek istiyorsak..

Çağırırız hepsini mahkemenin huzuruna..

“Böyle bir olay oldu mu, olmadı mı?” diye sorar, buluruz gerçeği...

Gerçeği merak ediyorsak..

Böyle bir olay yaşanmadığını iddia ediyorsak..

Ama..

“Tabii paylarız.. Biz cumhuriyetin bekçileriyiz. İç Hizmet Kanunu 35. maddenin o tarihte yürürlükte olan metni, bize Başbakan’ı paylama yetkisi veriyor”mantığında iseniz..

“Darbe bizim hakkımız” demenize bile, itiraz edemeyiz..

Devam ediyoruz, günlükten alıntılara:

“27 Aralık 2002.. YAŞ toplandı.. Birinci olarak Başbakan ve MSB Vecdi Gönül irtica nedeniyle ordudan atılan subay ve astsubayların listesine imza atmadılar ve şerh koydular. Belli ki planlı gelmişlerdi. Genelkurmay Başkanı önce çok şaşırdı. Sonra kendini toplayıp ‘Karar sizin’ dedi. Bunun üzerine şura üyelerinin bombardımanı başladı ama adamlar kararlıydılar, ‘Nuh’ dediler ‘peygamber’demediler. Çok ağır laflar söylendi. ‘Siz böyle yapmakla irticaya prim verdiğinizi ilan ediyorsunuz’‘Siz imza atmamakla Silahlı Kuvvetler ile olan bütün bağlarınızı koparıyorsunuz’‘Bu yetki bir anayasal haktır, ona karşı geliyorsunuz’‘Bugüne kadar 93 kişi böyle ayrılanlardan, AİHM’e başvurdu ve hepsi kaybetti. Siz şimdi hukuka da karşı geliyorsunuz’ gibi sözler söylendi. Ama hiç tınmadılar. Belli ki adamlar Tayyip Erdoğan’dan talimat almışlardı. Sonuçta defteri ve kararları hepimiz imzaladık, onlar da şerh koyarak imzaladılar.”

YAŞ toplantısının tarihi belli..

Katılanlar belli.

Çağırırsınız hepsini mahkemenin huzuruna.. ‘Bu cümleler söylendi mi, söylenmedi mi’ diye sorarsınız..

Darbeye giden yolda, taşlar döşeniyor muydu, döşenmiyor muydu, anlarsınız..

Ama niyetiniz darbe girişimini örtbas etmek ise..

“Günlük yalan” der, kapatırsınız konuyu..

Bir alıntı daha yapalım:

“23 Mayıs 2003.. Kara Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanı ile yaptığımız görüşmelerden anladığım, Genelkurmay Başkanı’na karşı tam bir tavır oluşmuş vaziyette. Kendisini yumuşak ve korkak buluyorlar. Ayrıca AKP ile ilişki içinde olduğundan şüpheleniyorlar. Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Mustafa Balbay, Jandarma Genel Komutanı’na gelerek ‘Bildiklerimi bir yazarsam kaçacak delik bulamaz’ demiş. Bugün ayrıca Cumhuriyet gazetesinde ‘Genç subaylar AKP’den tedirgin’ başlıklı bir haber yayınlandı.”

Yine yapılacak belli. Tarih ortada.. İlgili kişilerin çoğu hayatta.. Çağırın hepsini tek tek mahkeme huzuruna.. Alın ilgili gazeteyi önünüze..

Günlük doğru mu, değil mi, çıkarın ortaya..

Ama dedik ya..

Niyetiniz, darbe girişimini örtmek ise..

Beklersiniz..

Şahitler.. Sanıklar.. Tek tek ölsünler..

Sonra da, daha yüksek sesle, “Ne darbesi. Yalan.. İftira.. Külliyen uydurma bunlar” dersiniz..

Değil mi, elinde balyoz bekleyen, uyanıklar!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp