Beklentiler ve imkanlar

Beklentiler ve imkanlar


Beklentiler ve imkanlar

 

 

Maddeye tapan, daha çok kazanmayı ve en zengin, maddi bakımdan en güçlü olmayı bütün ulvî ve insanî amaçların önüne geçirmiş bulunan bir zalim dünya düzeni içinde yaşıyoruz.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Bu dünya düzeninin patronunun şimdilik ABD (daha doğrusu bu ülkedeki birkaç büyük şirket) olduğu anlaşılıyor.

Bütün dünyaya hükmeden parası, en güçlü diye övündüğü silahlı kuvvetleri, menfaat ve güç sayesinde elde ettiği stratejik bölgeler ve müttefikler, yine güç ve daha ziyade aldatma ve şantaj yoluyla esir ettiği bazı ülkelerden (işbaşına getirdiği ve koruduğu diktatörlerden) elde ettiği büyük gelir (petrol, gaz, para, altın, maden….) evet bütün bunları kullanarak dünyaya hükmediyor, yoluna çıkanları, karşı duranları yola getirmek için ambargo uyguluyor, olmadı savaş çıkarıyor, suikastlar yaptırıyor, bir ülkenin halkını bölüp birbirine kırdırıyor…

Semirmekte olan Çin ve Rusya ile sözde dünya düzeninde söz sahibi olan, olmaya çalışan AB de şimdilik ABD’ye dur diyemiyorlar, BM ve Güvenlik Konseyi’nde ABD’nin dediği oluyor, istemediği olamıyor.

İşte böyle bir dış dünya var. İslam dünyası parçalanmış, önemli kısmı ABD’nin (dolaylı olarak İsrail’in) güdümüne girmiş durumda, ondan beklenen “adil dünya düzenini” kurup korumaktan çok uzakta bulunuyor.

Yurt içinde Tanzimat’tan itibaren başlayan Batılılaşma hareketi Cumhuriyetin ilanından itibaren devletin resmi politikası ve amacı haline gelmiş, bize ait olan değerleri oluşturan ve koruyan kurumlar ortadan kaldırılmış, başta milli eğitim olmak üzere bütün eğitim ve etkileme kurum ve faaliyetleri sözde çağdaşlaşma, gerçekte Batılılaşma amacı için seferber edilmiştir.

1950’den sonra çok partili sisteme geçilmiş, dindar halk biraz nefes almış, bazı yasaklar ve engellemeler kaldırılmış olmakla beraber TC. Anayasasının ilk dört maddesi tabulaştırılmış, değiştirilmesi için teklif vermek bir yasaklanmıştır.

Bu maddelerden biri şöyledir:

MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

“Başlangıçta belirtilen temel ilkeler” arasında şunlar da var:

Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;

Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı…”

TC. Anayasasında yer alan bu ilkeler ve hükümleri benimseyen halk kesimi azınlıkta değildir ve devletin güvenlik güçleri de bu ilke ve hükümleri korumakla görevlidir.

İslamlaşma davasına gönül vermiş, bu uğurda çaba gösteren, plan ve program yapan, mevcut iktidardan da bunu bekleyen herkesin buraya kadar yazdıklarımı bilmesi, unuttuysa hatırlaması gerekiyor.

Mevcut iç ve dış durum karşısında bize göre iyi, zaruri ve hayati olan bazı şeyleri yapmak için çırpınan Erdoğan’ın önündeki hedefler ve engeller (Beklentiler ve İmkanlar) ile Pazar günü yazıya devam edeceğim.

Bu arada, En Politik (Tabi ki tarafız) isimli internet haber sitesinde çıkan, Prof. Dr. Seyyid Mehmet Şen Hoca’nın “Sayın Cumhurbaşkanı Mesajı Nihayet Aldı” başlıklı yazısını bütün ilgililerin okumasını tavsiye ediyorum.

yeni şafak

Google+ WhatsApp