“Beka sorunu”

“Beka sorunu”


“Beka sorunu”

 

 

Türkiye’nin “beka sorunu” var mı?Hem de yüzlerce yıldan beri var! Malazgirt Zaferi’nden bu yana “beka”mız için çocuklarımızı şehit veriyoruz.

Hatta bazı padişahlar (meselâ Kanuni) isyana hazırlanan oğullarının (Mustafa ve Bayezid Beyler) katlini “beka” için ferman etti.

Bu sorun bu topraklara yerleştiğimiz gün başladı. Batı emellerine teslim olduğumuz dönemlerde yumuşayarak, başkaldırdığımız (meselâ, “ABD’ye rağmen Suriye’ye girer, PKK-YPG’ye haddini bildiririz” dediğimiz) günlerde hortlamak üzere, kesintisiz devam ediyor!

Şunu görmek lâzım: “ABD-Siyon (İsrail) İttifakı”na kayıtsız-şartsız bağlı kaldığımız zamanlarda bizi hiç rahatsız etmediler. Çünkü “beka”mızın çerçevesi buydu: Asıl konu bizim “bekamız” değil, İsrail’in bekasıydı! Bu çerçevenin içinde kaldığımız müddetçe sorun çıkmazdı. Ama çerçevenin dışına her çıkma hamlemizin önü bir şekilde kesilirdi: Darbelerle müdahaleler bu yüzden yapıldı.

Başbakan Adnan Menderes bu yüzden en ağır biçimde cezalandırılarak iki bakanıyla birlikte asıldı!..

Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun suçu, eski bir anlaşmaya dayanarak Kıbrıs üzerine hak iddia etmek, Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın suçu ise din eğitimini desteklemekti.

Bunlar, vaktiyle İngiltere’ye (o zamanın İngiltere’sini bugünkü Amerika olarak okuyabilirsiniz) verdiğimiz taahhütlere tersti: Çocuklarımıza “dini eğitim”vermememiz, ayrıca sınırlarımızın dışında hiçbir hak iddia etmememiz gerekiyordu.

Menderes’i devirip asmakla kalmadılar, milletten defalarca icazet almış partisini (Demokrat Parti) de temelli kapattılar.

12 Mart 1971’de benzer bir durum söz konusu oldu: Hemen askeri müdahale geldi ve Demirel kabinesi alaşağı edildi…

12 Eylül 1980’de, 28 Şubat 1997’de, 27 Nisan 2007’de (e-muhtıra), 17-25 Aralık 2013’te durum tekrarlandı…

Gezi Olayları ve 15 Temmuz 2016 işgal hareketi dahi bu yüzden tezgâhlandı…

Oysa Türkiye, 1950’ye kadar rahattı. Amerika, Avrupa ve Siyonist Devletin gizli-açık hiçbir müdahalesine maruz kalmamış, darbe filan da olmamıştı. Çünkü iktidarda “Vesayet Rejimi”ni taahhütlerine sadık kalarak sürdürenler vardı. Gerisi ABD ve Avrupa için önemli değildi.

Ne zaman ki, 14 Mayıs 1950’de yapılan ilk demokratik seçimde halk “vesayetçi”leriyıktı, sorun başladı: Ancak on yıl tahammül edebilmişlerdi. 

Kimse unutmasın: Darbeler, 1950’de iktidardan kovulan “Vesayet Rejimi” bânilerinin milletten intikam alma ve Türkiye’yi yeniden Amerikan-İsrail eksenine oturtma seferberliğidir! CHP ve müttefikleri bugün de buna çalışıyor. Bu yüzden “beka” sorunumuz bitmeyecek gibi gözüküyor.

Gün geldi, ordu, darbe yapmakla sonuç alınamadığını gördü. Ama bu kez de “sivil cuntacılar”ı saldırıya geçirdi: “28 Şubat Süreci” denen akıl almaz süreç başladı.

Nihayet “Gezi Olayları”:“Bağlı birlikler” bu defa da “ağaç katliamı” yalanıyla sokağa döküldüler. Her türlü ihtiyaçları karşılandı. Ortalığı yakıp yıktılar.

Benimki dâhil, Gezi Olayları sırasında yapılan tüm analizler yanlış çıktı. Tek doğru analiz Sayın Erdoğan’dan geldi: Bunun “devletin bekası”na kastetmiş bir “kalkışma” olduğunu söyledi. Bu sayede fazla hırpalanmadan atlatabildik.

15 Temmuz saldırısı da yine Erdoğan’ın cesur çıkışları ve milletin Erdoğan’a sahip çıkması sayesinde atlatılabildi.

Dolar saldırısı başta olmak üzere, çarşı-pazar fiyatlarına kadar inen ekonomik saldırıları saymıyorum bile…

Sadece tekrarlıyorum: Türkiye’nin bir “beka sorunu” var: Hem de ağır biçimde! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp