Bedavadan zenginlik, bedavadan Cennet

Bedavadan zenginlik, bedavadan Cennet

Sa’y, yani çalışmak. Çalışmak ve rızık için çabalamak. Emek ve ekmek peşinde olmak. Üstadımız Mehmet Akif, bunu çok önemser. Müslümanların yaşadıkları sefalet ve cehaletin kökeninde tembelliği görür. Bir de tevekkül düşüncesinin

Bedavadan zenginlik, bedavadan Cennet

 

Sa’y, yani çalışmak. Çalışmak ve rızık için çabalamak. Emek ve ekmek peşinde olmak. Üstadımız Mehmet Akif, bunu çok önemser. Müslümanların yaşadıkları sefalet ve cehaletin kökeninde tembelliği görür. Bir de tevekkül düşüncesinin arkasına sığınmalarına isyan eder. Şiirinde bu isyanını şöyle terennüm eder:

Çalış! dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun

Onun hesabına birçok hurâfe uydurdun.

Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya

Bir tembellik bilinci ve çalışmaktan imtina etme davranışı, başka bir şey bıraktı yerine. Kapitalizmin hücumuyla beraber bedavadan köşeyi dönmek ve bedavadan cennete girmek! Emek harcamadan, ter akıtmadan, sıkıntı çekmeden, eğitim almadan, yokuş tırmanmadan ve uzun yol yürümeden hemen zengin olmak. Bu duygu toplumda çok yaygınlık kazanıyor. Herkes başkanların bedavadan köşe dönmesinden bahsederek iç geçiriyor. Toplum bedavadan zengin olmaya hücum ediyor. Saadet Zincirinde bunu gördük, Banker Kestelli’de bunu gördük, İmar Bankası olayında bunu gördük. En son Çiftlik Bank yolsuzluğunda bununla karşılaştık. Yirmi yaşlarında bir adam çıkıyor ve bir rüya sunuyor insanlara. Hiç ter dökmeden zengin olma rüyası bu. Bedavadan zengin olma rüyası. Yüzbinlerce insan koşuyor buna. Hep bunu yapan sahtekâr kişiyi suçluyoruz. Neden insanlar buna yöneliyor? Neden bu kadar çok insan bedavadan zengin olma çağrısına hemen atlıyor? Neden insanlar helal- haram demeden paraya bu kadar düşkünler? Bu soruları hiç sormuyoruz. Toplumda ortaya çıkan bedavadan zengin olma çürümesine hiç değinmiyoruz. Oysa kitabımızda, Allah ne kadar çok “ey toplumlar” diye sorguda bulunuyor. Tarih içinde çürüyen nice toplumsal duruma dikkat çekiyor.

Toplumda gelişen bu “bedavadan zenginleşme” patolojisi, arkasından birçok mağduriyet bırakıyor. Herkes devletin onları kurtarmasını istiyor. Bence devlet, onları o “uyanıklık” halleri ile baş başa bırakmalı. Ki böylece “bir musibet, bin nasihatten daha iyidir” sosyolojik kanunu da yerine gelsin!

Toplumuzdaki bu bedavacılık patolojisi, dini alanda da kendisini gösteriyor. İnsanlar dini öğrenerek, araştırarak, yaşamayı göze alarak, sıkıntı çekerek yaşamayı göze almıyor. Helal-harama dikkat etmek, faiz yememek, yalan söylememek, mülkiyetini paylaşmak, makam ve mevki için başkalarına iftira atmamak, gece zikre kalkmak, az yemek-az içmek- az uyumak… Bütün bunlar Müslümanı geliştiren, Müslümanı Müslüman yapan pratikler ve inançlar. Müslüman sıkıntı ile büyür, acıyla kavrulur, dürüstlükle yücelir. Onu Allah’ın makamına taşıyacak yol da bu sıkıntılar, bu acılar ve bu paylaşmalar. Bu nedenle cennete gitmek ne kolay ne de bedava. Ama dolandırıcılar ortaya çıkıyor. Sakallı, cübbeli ve Allah adını ağzından düşürmeyen dolandırıcılar bunlar. Size altın çıkaracağız, size sağlık vereceğiz, sizi doğrudan cenneti alaya taşıyacağız diyorlar. Tıpkı o dolandırıcı bankacılar gibi. Tıpkı saadet zinciri ve Çiftlik Bank gibi.

Çiftlik Bank’ın başındaki ile bu dini kumpanyaları düzenleyenler aynı ruha sahip. Biri insanları bedavadan zenginlik rüyası ile tavlıyor, diğeri de bedavadan cennet rüyası ile. Bunların peşinde gidenler de aynı ortak sosyal psikolojiye sahip. İki insan topluluğunda, grup psikolojisinde bedavacılık baskın. Emek vermeden, sıkıntı çekmeden, çalışmadan kolay elde etmek… Yani memleketin sıcak deyimi ile beleşçilik. Beleşçiler, aslında aynı kumpasın içinde rüyalara çağrılırken karabasanlara giriyorlar.

Mehmet Akif’e kulak verelim yine:

Bekayı hak tanıyan, sa’yi bir vazife bilir

Çalış çalış ki beka sa’y olursa hak edilir

 

 

Ergun Yıldırım/Yeni Şafak

Google+ WhatsApp