Bayram kutlamaları ne kadar değişti?

Bayram kutlamaları ne kadar değişti?


Korona her gün yüzlerce kardeşimizi kurban alıyor…

Bir yandan da şehit haberleri gelmeye devam ediyor…

İçimiz buruk, yüreğimiz sızım sızım, yine de bayramı hissedebiliyoruz.

Biraz buruk, biraz yorgun, ama aynı zamanda dolu dolu umut içindeyiz. Terör savaşını da Korona ile savaşı da biz kazanacağız!

Umudumuzun kaynağı, tüm olumsuz propagandalara rağmen sapasağlam ayakta kalabilen “kardeşlik” duygumuzdur.

Yürek faylarımızın henüz kırılmadığını 15 Temmuz’da yakinen görmüştük: Ramazanlarda ve bayramlarda paylaşma geleneğimizi zirveye taşıyarak bunu defalarca idrak ediyoruz.

Gerektiğinde “yekvücut” olabiliyoruz hâlâ…

“Kardeşlik” zemininde bütünleşebiliyoruz…

“Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” duygusunu dolu dolu yaşayabiliyoruz.

Hem en büyük teselli, hem de geleceğe umutla bakmamızı sağlayan bir büyük “tecelli”dir bu! Bu duyguda yeşereceğiz ve sonsuzluğa kadar birlikte yaşayacağız.

Şehit haberleri ve Korona dolayısıyla acıyan yüreğimize bayramı bastırdık. Bayram şifadır, bunu yaşayarak anlıyoruz.

Bayramımı tebrik eden herkesin bayramı mübarek olsun.

Biliyorsunuz eskiden (çok da “eskiden” değil aslında) bayram ziyaretlerine giderdik…

Akrabaları, yaşlıları, hastaları bir bir dolaşır, el öper, el öptürür, tokalaşır, kucaklaşırdık…

Maksat yüz yüze, göz göze gelip iki söz arasında sevgilerimizi tazelemekti. Sevgilerimiz tazelendikçe tazelenirdik.

Tanzimat’la (1839) birlikte aramıza “tebrik kartı” girdi…

Önceleri el yazımızla doldururduk tebrik kartlarını; doldurur da mektuba dönüştürür, bu arada “kişiye özel” birkaç kelime eklerdik…

Cumhuriyetten sonra “baskılı tebrik” kartları çıktı. Başkasının ticari amaçla yazdığı “şablon”larla birbirimizi tebrike başladık. Başkasının “şablon”ları, hepimizin duygularına elbette tercüman olamazdı, ne var ki, her şeye vakit bulanlar iki satır yazacak vakti bulamaz olmuştu: Kısa, kuru bir cümle ile geçiştirdik bayramları: “Bayramınız kutlu olsun” dedik, kutlarmış gibi yaptık.

Bu yol, Batı’ya çıkan diğer yollar gibi, Tanzimat’la birlikte açıldı, mektup ve telgrafla bayram tebriki usulü o tarihte başladı ya, bir ara öyle bir yayılma yayıldı ki, memurlar neredeyse bitişiklerindeki odada oturan arkadaşlarına tebrik kartı göndermeye başladılar…

Güya böylesi daha “klas” oluyordu, daha “asrî” yani “çağdaş”!

Can sıkıcı bir durum… Ne var ki iş o noktada da kalmadı: Bu kez cep telefonu girdi devreye. Kısa yazma mecburiyeti tebrik cümlelerini iki kelimeye düşürdü: “İyi bayramlar” dedik, çıktık işin içinden.

Hatta fazla uğraşmamak için herkese aynı mesajı çektik. Oysa herkes farklı şartlar, farklı bayramlar yaşıyordu. Umursamadık bile: Duygusuz iki kelime ile koca bayramı hallettik!

Ardından “sosyal medya” girdi devreye ve tüm devrelerimizi bozdu! Bayram tebrikleri daha da yavanlaştı. Bin kişiye bir düğmeyle gönderilen aynı cümle, insanları “özel” olmaktan çıkarıp “genel”leştirdi…

Bayram tebriklerimiz duygudan, sevgiden, düşünceden, sıcaklıktan koptu.

Tabii biz de kendimizden ve sevdiklerimizden koptuk.

Google+ WhatsApp