Batsın sizin demokrasiniz

Batsın sizin demokrasiniz


Ortadoğu küresel güçlerin at oynattığı bir meydana dönüştü. Bölgede işgal ve katliamlar kesintisiz devam ediyor. Şiddeti tetikleyen zihniyet, öz kimliğinden koparılan Müslüman çocukları alıyor ve oluşturdukları örgütlere dâhil edip hedeflerine bu çocuklar üzerinden ulaşıyorlar. Adamlar ellerini dahi kıpırdatmadan topraklarımızı ve kaynaklarımızı işgal ediyorlar ne acı değil mi?

 

Güç zehirlenmesine tutulan ABD zihniyeti ve Siyonist yandaşları, meydanı boş bulunca cesaret elde ediyor ve coğrafyamız üzerindeki kirli emellerini aktive etmeye çalışıyorlar. Bir gün bakıyorsunuz Kudüs, işgalci İsrail’in başkenti ilan edilmiş, Filistin’de toplu yerleşim alanları bombalanmış, onlarca insan katledilmiş, bir gün bakıyorsunuz Yemen’de, Suriye’de Irak’ta, Libya’da katliamlar yapılmış, onlarca insan hayatını kaybetmiş, ülke kaynakları eşkıyaların kontrolüne geçmiş, bir gün bakıyorsunuz işgallere zemin oluşturacak anlaşmalar yapılmış… Peki, nasıl oluyor da buna rağmen küresel güçler bizim coğrafyamıza üsler kurabiliyor ve yerli işbirlikçilerini kullanarak topraklarımızı, kaynaklarımızı, kültürel değerlerimizi işgale yeltenebiliyorlar? Buna nasıl müsamaha gösterilebiliyor? Nerede İslam toplumlarının liderleri, kanaat önderleri, âlim ve mütefekkirleri? Nerede mazlumların coğrafyasında söz sahibi olacak kişi ya da kişiler?

 

Coğrafyamızda kesintisiz devam eden şiddet, katliam ve kirli senaryoların ardında ABD ve İsrail olduğunu bal gibi de herkes biliyor. Ancak bu zihniyetlerin güdümünde hareket eden siyasiler bir araya gelip müşterek bir çözüm üzerinde mutabakata varamıyorlar. Bu durum küresel güç odaklarının işine yarıyor ve hanemize rahatça girip bize ait diyebileceğimiz hiçbir şey bırakmıyorlar.

 

Hatırlayacağınız üzere geçtiğimiz günlerde İdlib’de rejim güçlerinin saldırısı sonrası 36 askerimiz şehit edildi. Bizler çocuklarımızın yasını tutarken siyasi aktörlerimiz hemen NATO’ya çağrı yaptılar ve NATO toplandı. Toplantı sonrası açıklama yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “NATO müttefikleri şu anda Türkiye’ye hava savunmasında ve hava devriyelerinde destek veriyor” ifadeleri ile gündeme damga vurdu. Acaba NATO bu güne kadar bölgemizde yaşanan hangi sorunun çözümüne katkı sağlamış, hangi noktada bizim lehimize karar vermiştir? NATO bu güne kadar kimin yanında ve kimin yanlısı olarak hareket etmiştir?

 

Coğrafyamızda maddi-manevi katliamlar yapılıyor… Değerlerimizi hedef alan bu hainlere daha fazla tahammül edemeyiz, etmemeliyiz… Bunun için dağılmış tespih tanelerine dönüşen ümmeti bir araya getirecek ve kendi değerlerimiz ekseninde bir güç birliği oluşturacak iradenin kuvvetle desteklenmesi gerekir. Asırlardır bu zorba zihniyetin ayaklarına kapanan Müslümanlar artık silkinerek kalkmalı ve kendi ayaklarının üzerinde durabilecek formüller üretmelidirler. Bu yapılmadığı için ne yazık ki üzerimizden kuş uçsa NATO’ya havale ediyor ve katilden şefkat bekliyoruz. Eve giren hırsıza anahtarı teslim ediyoruz ne acı! Kabul etmeliyiz ki; NATO hiçbir zaman bizim lehimize kararlar vermez, bizim yanımızda yer almaz, bizim direncimizi geliştirecek bir hareketi desteklemez.

 

Hatırlayacağınız üzere Astana’da alınan kararlar Suriye’nin toprak ve siyasi bütünlüğünün kurulması yönündeydi. Soçi mutabakatıyla bu sorunun çözümü için adım atılmıştı, buna göre bölgede malum zihniyetlerin oluşturduğu ve yönlendirdiği örgütler etkisiz hale getirilecekti. Ancak alınan kararlar sözde kaldığı için İdlib’de devam eden sorunların önüne geçilemedi. Şu an bölgede etkin olarak varlığını sürdüren HTŞ burada kaos ve şiddet üretmeye devam ediyor. Daha evvel Türkiye ile ortak mutabakata varan Rusya ise yön değiştirerek süreçten uzaklaştı.  Rusya’nın desteğini alan rejim güçleri İdlib’in önemli bir bölümünü ele geçirdi. Türkiye rejim güçlerinin ilerlemesini engellemek için kendince önlemler alıyor, NATO’ya destek için çağrıda bulunuyor, ABD’nin müttefik olarak gördüğünü açıklıyor, demeçler veriyor ancak bütün bunlar ABD’nin hegemonyasını güçlendirmenin ve kaosun şiddetlenmesinin ötesinde işe yaramıyor.

 

Ortadoğu’yu cadı kazanına çeviren ABD ve İsrail, Müslümanların gafletinden, donukluğundan ve çelimsizliğinden faydalanıp hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Nitekim ABD ve İsrail 3’e bölünmüş bir Suriye üzerinde çalışıyor ki, bu şekilde bölünen parçalanan toplulukları alt etmek daha kolay olacak ve asırlar önce Teoder Herz öncülüğünde toplanan Siyonist kongrenin çizdiği haritaya doğru yol alınacaktır. Suriye’yi üçe bölüp etkisiz hale getirmeyi hedefleyenler, acaba Türkiye’yi bir şekilde yanlarına alarak, İdlib’de Türkiye’nin kontrolünde bir Sünni devletçik kurma hayali mi güdüyorlar? Fırat’ın doğu kısmında ise ileride Kuzey Irak’taki Kürtlerle bütünleşecek bir Kürt devleti hayali var. ABD/İsrail asırlar önce çizilen haritayı hayata geçirebilmek için her yolu deniyorlar.

 

ABD/Siyonist zihniyet, Ortadoğu’da taş üstünde taş bırakmadılar. Şimdi de hedeflerinde Türkiye ve İran var. Bütün bunlara rağmen ABD büyükelçisi maruz kaldığımız vahim saldırıdan sonra, “Türklerin kimin güvenilir, kimin güvenilmez olmadığını görmesi gerekir” diyor ve aba altından sopa gösteriyor. Büyüklerimizin “utanmaz, arlanmaz” diye bir sözü vardır, bölgede yaşanan şiddet, işgal ve katliamların sahibi ABD ve İsrail utanmadan şiddeti kamufle edecek ifadeler kullanıyor, iyimser mesajlar veriyor, barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden bahsediyorlar. Fakat ne ilginçtir ki, bir yürekli adam çıkıp da batsın sizin demokrasiniz, batsın sizin özgürlük ve barış söylemleriniz, batsın sizin şiddet kokan emelleriniz demiyor, diyemiyor…

Google+ WhatsApp