Batılılaşma sürecinde neler kaybettik?(6)

Batılılaşma sürecinde neler kaybettik?(6)


Batılılaşma sürecinde neler kaybettik? (6)

 

 

Altı gündür “Neler kaybettik” sorusuna cevap arıyoruz, kaldığımız yerden devam edelim…

Altmış üç yaşını geçmiş birine yaşı sorulduğunda “Haddi aştık” derdi. “Had”,Efendimizin ölüm yaşı olan altmış üçtü. Onu geçmeyi “hadsizlik” sayacak kadar derin bir “edeb” anlayışı vardı…

Yolda küçük, büyüğünün önünde yürüyemez, kenara çekilip büyüğe yol verirdi…

Merdiven çıkarken, sendelerse tutabilmek için kadın daima öne alınırdı. İnişlerde ise erkek öne geçerdi. Bu görgü kurallarının gereğiydi…

Çarşı esnafı namaz vakitlerinde dükkânı kilitlemeden namaza gider, tek hırsızlık olayına bile rastlanmazdı…

Kadınlar bugünkü gibi “altın günü” toplantıları yapmaz, “sanat toplantıları” yaparlardı. Ebru, hat, çini gibi sanat faaliyetlerinde bulunurlar, enstrüman çalmayı öğrenirlerdi…

Selâtin camilerinin her sütunu üniversite kürsüsü gibiydi. Her sütunun yanında bir müderris (derin profesör) uzmanlık alanıyla ilgili ders verir, bundan hem medrese talebeleri, hem de halk istifade ederdi… 

Aslında konu hâlâ bitmedi: En az yüz madde daha yazılabilir. Kısacası bunlar gibi nice güzel hasletlerimiz vardı. Çoğunu unuttuk. Unutturuldu. Ama artık yeniden hatırlayıp yaşanabilecekleri yaşama zamanıdır.

***

Kısacası, dünümüz böyle değildi…

Yedi cihana nam salmıştık…

Devletimizle, milletimizle, zaferlerimiz, maliyemiz, eğitimimiz, dürüstlüğümüz, ahlâki yapımızla meşhurduk.

Yabancılar kendi toplumlarına bizi örnek gösteriyorlardı.

1700’lü yılların sonuna kadar Londra Ticaret Odası’nda şöyle bir yazı asılıydı: “Türklerle alışveriş et!” 

Aynı yıllarda Hollanda Ticaret Odası’nda yapılan herhangi bir oylama eşit çıkarsa, Osmanlılarla ticaret yapan tüccarın oyu iki sayılır ve onun oy verdiği taraf kazanırdı: Yani bizimle salt ticari münasebeti bulunanların bile Avrupa’da böyle bir ağırlıkları olurdu.

Bu ağırlık bizim yürek cevherimizden oluşurdu. Yürek cevherimize ne oldu dersiniz? Neden böyle sıradanlaştık?

Gerçek “neden”lere ulaşmak için, peşin hükümlerden arındıktan sonra geçmişimizle buluşmamız gerekiyor. Çünkü geçmişimiz “adam gibi adam”lar harmanı: Osman Gazi’ler, Yıldırım’lar, Fatih’ler, Yavuz’lar, Süleyman’lar, Sinan’lar orada olduğuna göre, onları yetiştiren şartlar da oradadır. 

Bu gerçeği, Avrupalı gezginler tespit etmiş, meselâ “Türkiye Seyahatnâmesi”yle meşhur Du Loir, 1650’lerdeki ahlâki yapımızı tüm insanlığa, aşağıdaki çarpıcı cümle ile örnek göstermiştir:

“Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir.”

Ya şimdi? Bu işler ders kitaplarına  “Cumhuriyet/Hürriyet” kafiyeli şiirler doldurmakla olmuyor!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp