Batılılaşma sürecinde neler kaybettik? (5)

Batılılaşma sürecinde neler kaybettik? (5)


Batılılaşma sürecinde neler kaybettik? (5)

 

 

Beş gündür “Neler kaybettik” sorusuna cevap arıyoruz, bu altıncı gün, kaldığımız yerden devam edelim…

İftar sofrasında konuklara, “Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım” sözü eşliğinde önce bir kaşık bal sunulurdu… Sonra Allah ne verdiyse kaşıklanırdı.

Osmanlı’da “Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı var”dı. İkramı severler, birbirlerine de, misafire de sık sık kahve ikram ederlerdi…

Kahve fincanlarının üzerindeki desenlerin derin anlamları vardı. Misafire ne kadar değer verildiği fincanlardaki desenlerin ağırlığıyla gösterilirdi…

Lale desenli fincan: Lalede “Allah” lafzı olduğuna inanıldığı için, “Allah muinin(yardımcın) olsun”…

Gül desenli fincan: Osmanlı kültürü, görüntüsünün ve kokusunun güzelliği sebebiyle gülü Peygamber Efendimizle özdeştirmişti. Gül desenli fincanlar hem “Peygamber Efendimizin şefaatine nail ol”, hem de “Misafir gelmekle evimizde gül gibi açtınız”  anlamına geliyordu…

Ancak gül desenli fincan, kız isteme merasimi sırasında, delikanlıya sunulan kahve için seçilmişse, anlamı farklılaşırdı…

Tek gül, “Evlenmeye niyetim yok”, başları bir birine değen iki gül (ya da lâle) ise “Sizinle evlenmeye hazırım.” 

Karışık desenli fincan: Kız istemeye gelen ailenin oğluna karşı kızın net bir kararı yoksa, karışık desenli fincan içinde kahvesini verir, böylece de “Karışığım, sana karşı kararsızım” demek isterdi…

Yüz yüze bakan kadın ve erkek figürlü fincan: “Gönlüm sende”…

Ayrı yönlere bakan kadın ve erkek figürü: Seninle bir gelecek düşünmüyorum.

Evcil hayvan figürü: Sana itaat etmeye (eşin olmaya) hazırım…

Vahşi hayvan desenli: Sevdiğim biri var, görücü geldiğini duyarsa seni parçalar!

Haberli, ya da habersiz gelen misafirlerden biri su ister ve içerse, suyu verene “Su gibi aziz ol” diye teşekkür eder ya da kendisinden genç biri su vermişse, “Berhudar ol” diye dua ederdi.

Ramazan boyunca sadece camilerde değil, konaklarda, hatta sıradan evlerde hatimler indirilir, yürekler Kur’an ikliminde yumuşatılırdı…

Kahvehaneler “Cafe” değil, “Kıraathane”, yani bir nevi “kültür evi” idi. Akşam namazıyla yatsı namazı arasında yahut yatsı sonrasında bir araya gelen mahalleli, bu kültür evlerinde edebiyat, şiir, kıssa, menkıbe dinleyerek kültürünü beslerdi. Bu yüzden Osmanlı insanı “cahil” kalmazdı. İlim sahibi olmayanlar bile “irfan” sahibiydi…

Bayram öncesi bayramlıklarıyla sokakta gezen çocuklara “arife çiçeği” denilirdi. Esnaf çocuklara şeker filan dağıtırdı…

Osmanlı sarayında bayram kutlaması bayramdan üç-dört gün önce başlardı. Sultanın bayram namazı için camie gelişi sırasında medrese talebeleri yolun iki yanında dizilip, “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!” diye bağırırlardı. Padişah da kadife keseler içinde harçlık dağıtırdı.

Devam edelim inşallah!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp