Batı’da umut arayan çocuklarımız

Batı’da umut arayan çocuklarımız


Batı’da umut arayan çocuklarımız

 

 

Bir eğitim programında tanıştığım genç kız, “Liseyi birincilikle bitirdim burada bir şey yapamam, en büyük hayalim Amerika’da istediğim bölümü okuyup, bilim insanı olmak…” diyor ve geleceğe dair hayallerini anlatıyordu. Ülkende kalıp halkına hizmet etmeyi düşünmez misin? Dediğimde yüzüme manalı bir şekilde baktı ve  “Burada kimse benim işlerimi kolaylaştırmaz, yolumu açmaz, aksine yoluma takoz koyarlar o yüzden emeğimi değerlendirebileceğim bir yere gitmem lazım” dedi.  Genç kızı dinlerken ülkemden Batı’ya akın eden beyin göçünü düşündüm ve hüzünlendim. Bu çocuklar kendi doğup büyüdükleri topraklarda yeteneklerini değerlendiremiyor, hayallerini gerçekleştirebilmek için Avrupa’nın yolunu tutuyor ve bir daha geri dönmüyorlardı. Zira Batı yoksul ülkelerden gelen yetenekli çocuklara kapılarını açıyor ve onları bilimsel sahada değerlendirerek yol kat ediyordu. 

Bilindiği üzere beyin göçü az gelişmiş ülkelerde doğup büyüyen, iyi eğitim görmüş nitelikli,  seçkin öğrencilerin Avrupa ülkelerine gidip buralarda değerlendirilmeleridir. Ve emin olun kafası çalışan çocuklara gelecekle ilgili hayallerini sorduğunuzda büyük çoğunluğu eğitimlerine Avrupa’da devam etmek istediklerini söylüyorlar. Onlar için Avrupa bir fırsatlar ülkesi…

Hatırlayacağınız üzere beyin göçü ağırlıklı olarak 1960’lı yıllarda başlamış, bu dönem doktorlar mühendisler akın akın Avrupa’ya gitmiş ve buradaki üniversitelerde araştırma görevlisi olarak görevler almışlardı. O günden bu güne bir şey değişmedi, başarılı öğrenciler hala hayallerini yurtdışında aramaya devam ediyorlar.

Ülkemiz en fazla beyin göçü olan toplumlardan biri, ne yazık ki iyi eğitim almış çocuklarımızı kendi tesis ettiğimiz bilimsel araştırma merkezlerimizde değerlendirmeyip, Batı’ya gönderiyoruz. Sonra da bu toplumlar nasıl geliştiler diye şaşkınlığımızı ortaya koyuyoruz. Yol kat ediyorlar, zira adamlar çalışıyor, çaba sarf ediyor ve elde ettikleri başarıları şer üzere kullanıyorlar.

Beyin göçü konusunda Hindistan, Pakistan, Birleşik Devletler, Filipinler, Fas, Tunus, İran, Mısır, Nijerya gibi ülkeler başı çekiyor. İç savaş ve ekonomik sorunlarla mücadele eden bu ülkeler iyi yetişmiş çocukları, kalifiye elemanlarını Batı’ya kaptırıyorlar. Kapitalist Batı az gelişmiş ülkeleri beyin göçüne teşvik ederek bu çocukları kendi hedefleri doğrultusunda değerlendiriyor.

Küresel kapitalizmin ekonomik ve siyasi yaptırım gücüne teslim olan İslam ülkeleri çocuklarını kendi bilimsel ve kültürel havzalarında yetiştirerek hamle yapmak zorundadırlar. Bu konuda atılan her adımda, yüz yıl önce yapılan anlaşmalar, uluslararası yaptırımlar, ekonomik ve siyasi engeller karşımıza çıkacak ve taş koymaya çalışacaklardır. Peki, bu durumda bedel ödemeyi göze mi alacağız, yoksa güdülen koyun olarak kalmaya devam mı edeceğiz? Yaptığımız hamlenin bedeli ağır da olsa bu özgürlüğümüzün iadesi için değmez mi? Elbette değer. O nedenle kafası çalışan çocuklarımızı Batı’ya kaptırmak yerine onlar için bilimsel, kültürel ekonomik fırsatlar oluşturmalı ve bu çocukları kendi kültürel havzamızda değerlendirmeliyiz. Eğer bunu başarabilirsek bugün üstesinden gelemediğimiz birçok sorunu rahatlıkla çözüme götürebilir ve ötekilere bağımlı olmaktan kurtulabiliriz. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz?

 

milli gazete

Google+ WhatsApp