Batı neden saldırdı?

Batı neden saldırdı?


Batı neden saldırdı?

 

 

Washington ve Moskova arasında ne var ise çöktüğünü yazabiliriz. Liderliğini İngiltere ve ABD’nin çektiği Batı bloku büyük çoğunlukla Rusya’ya karşı saldırı başlattı ve başından beri planlıydı!

Bu bir Anglo-Amerikan operasyonudur. Avrupa’nın istenileni yapmaktan başka çaresi/gücü yoktur. Öte yandan orta vadeli ve ayrı bir bahis olarak Amerika’nın Batı liderliğini de tartışmaya açacaktır... (Rus diplomatları sınır dışı eden 25 Batı ülkesinden 16’sı, çoğunlukla bir veya iki kişiyi uygulamaya aldı. 140 diplomattan 96’sı sadece üç ülkeye ait.)

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


4 Mart’ta eski bir casusa yönelik suikast girişimini (!) bahane ederek, hatta ‘yaratarak’, dünyayı yeniden Doğu-Batı yarına yuvarlayan bu hamle, ABD’nin Çin’e karşı ilan ettiği ‘Ticaret Savaşı’na da denk düştü. O da planlı, senkronizeydi...

İlginçtir, daha 23 Mart’ta Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, “Başkan Trump’ın her şeye rağmen ABD-Rusya ilişkilerini normale döndüreceğine inanıyorum” diyordu...

Diplomatik taarruzun ardından Rusya’nın Washington Büyükelçisi ise, “ABD, ikili ilişkilerde kalan küçük bir kısmı da yerle bir etti” dedi...

Uzun uzun bu konuların detaylarını çoğaltabilir ve tartışabiliriz. Ancak Türkiye açısından artık tek bir sorunun yanıtlanması zamanı gelip, kapıya dayanmış görünüyor.

ABD/Batı-Rusya/Çin ilişkilerinin çöktüğü ortamda Türkiye nerede duracak? Örneğin İran bu tercihi yaptı ve “Washington’ın daha da sertleşecek politikalarına karşı durabilmek için Rusya ve Çin’le ilişkilerimizi güçlendirmek gerekiyor” dedi.

Ama soruyu daha zorlaştıran, Türkiye’nin seçtiği tarafın savaşı kazanacak olması! Diğer ülkeler talidir.

Aslında Türkiye, bölge ve dünya üzerinden yıllardır bu sorunun türevlerini içeride de yaşıyordu...

SİYATİK!..

Pazartesi akşamı gerçekleşen Türkiye-Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nde, tarafların önceliklerinin farklı olması nedeniyle gerginlik yaşanabileceğinden korkuluyordu. Tersi oldu. Tam aynı nedenle, yani hem Brüksel’in hem Ankara’nın farklı öncelikleri nedeniyle, neredeyse hiçbir şey yaşanmadı. Tüm liderler Varna seyahati yapıp döndüler.

Akılda kalan, AB Komisyon Başkanı Juncker’in toplantı sırasında siyatik ağrıları nedeniyle salonda dolaşmak zorunda kalmasıydı. Bu metafor önemlidir; AB siyatiklidir, yaşlıdır ve önemlisi önünü göremiyor...

Nitekim, dün grup toplantısında Başbakan Binali Yıldırım AB’yi gömdü. Brüksel kağıt üzerinde yaşamaya devam edecek. Herkesin kendi yoluna gitmemesinin tek nedeni, politik sorumluluğu üstlenmek istememesidir...

Esasen, toplantı öncesi Avusturya Başbakanı ‘sabi’ Kurz’un, “Türkiye ile tam üyelik müzakereleri kesilmelidir” çıkışı sorulan AB yetkilileri, “öyle olmaz, böyle iyidir” dedi ki, bence AB müktesebatı içinde, “ne bırak ne al” politiğinin en namuslu ifadesidir...

Kaldı ki, Almanya Dışişleri eski Bakanı Sigmar Gabriel’in belli ki bu zirve zamanlamasını gözeterek yaptığı, sanki Türkiye’yi odağa alan, esasen Amerika’nın yaptığı yanlışların Batı için ciddi jeo-politik sonuçlar üreteceği ikazı da aynı manaya arşivlenmelidir.

HEM KİLİT HEM ANAHTAR ÜLKE...

AB-Türkiye ilişkileri bir gelecek vaat etmediği gibi, kendi içinde Fransa-Almanya ve dışarıda İngiltere, hepsinin üzerinde ABD açısından bambaşka noktalardan bükülüyor...

Kırılıp/kopacağı noktaya kadar tüm küresel sorunlar, bölge özeline inerek Türkiye’yi emsalsiz biçimde kıymetlendiriyor! Hangi sorunu, konuyu seçerseniz seçin yol bir şekilde Türkiye’ye çıkıyor. Kiminde kilit kiminde anahtar olarak.

Varna’ya hareket etmeden evvel Cumhurbaşkanı havalimanında şöyle diyordu; “... Ama ‘buradan biz çıkmayız, biz buradayız.’ gibi yaklaşımlar bana göre Sayın Trump’ın kendi iradesi değildir diye düşünüyorum. Biz zaten bu tür gelişmelerde anında Sayın Trump ile de Sayın Putin ile de bu tür görüşmeleri yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.”

Bu konfora sahip ülke/lider sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor dünyada!..

Önümüzdeki süreç, Türkiye’nin bu pozisyonunu pekiştiren bir konjonktür üretecek. Bir yandan ABD’ye, “çık git buradan” kuvvetinde konuşabilmeyi getiren politikalar bir yandan Rusya’nın Batı karşısında daraltılması, seçimlere de bu hava içinde gidilmesini sağlayacak!

Türkiye’nin gücünü anlamanın aktüel sağlaması; Amerikan ve İngiliz operasyonu “casus krizi” nedeniyle Rusya ve Çin’e saldırmaya Avrupa ülkeleri mırın-kırın ederek katılırken-ki Washington ve Londra’dan muazzam baskı var. Almanya iyi örnektir ve aynı Gabriel konuşması kanıttır-asıl, Bir tek Türkiye bu kuyruğa katılmadı ve “Batı’nın üyesi olarak”, Rus diplomatlarına karşı yaptırım uygulamayacağını gösterdi.

Sadece Türkiye!

Ancak ortada bir ton merak konusu olmasına rağmen, hepsini çözecek tek soru bulunuyor ve kimse kimseye sormuyor. Muhtemelen sorunun basit olmasından; Batı Rusya’ya karşı birleşiyor, tamam...

Neden?

ABD ve Rusya’yı aynı anda idare etmek üzerine kurulu son 70 yılın Türk dış politika retoriği işte tam burada, bu noktada kırılıyor. Ankara cevabı biliyor. 2019 da oy kullanacaklar, Türk siyasetini bu kırıkları temizleme, dahası ‘yeni bir dünya’ tasavvurunu hayata geçirecekler...

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp