Batı merkezli “dünya düşüncesi” çökmüştür. O zaman sızlanma, çevrede dolaşma, ana ‘cephe’ye gel.. Bu, yüzyılın mücadelesidir!

Batı merkezli “dünya düşüncesi” çökmüştür. O zaman sızlanma, çevrede dolaşma, ana ‘cephe’ye gel.. Bu, yüzyılın mücadelesidir!


Batı merkezli “dünya düşüncesi” çökmüştür. O zaman sızlanma, çevrede dolaşma, ana ‘cephe’ye gel.. Bu, yüzyılın mücadelesidir!

 

 

Üzerinde en çok konuşmamız, tartışmamız gereken konu; yeryüzünün güç haritasında ne büyük sarsıntılar yaşandığı,nasıl bir güç haritasının biçimlendiği, bu güç hesaplaşmasının siyasi haritalarda ne tür değişikliklere yol açacağı, Türkiye dâhil, merkez ve orta ölçekli ülkelerin bu büyük güç kaymalarına nasıl ayak uydurup bir gelecek inşa edeceğidir.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Eğer bu ülkenin geleceğine dair güçlü sözler söylemek istiyorsak bu alanda derin tartışmalar açmak, siyasi ve entelektüel büyük çıkışlar yapmak zorundayız. Türkiye ve dünyaya dair siyasi çıkışın altını dolduracak bir akıl üretmek, bir birikim üretmek zorundayız. Tarihikodlarımızı bugüne çağırırken, onlardan yardım isterken, iddialarımızı yeniden biçimlendirirken, bugüne ait üzerimize düşenleri de yapmak, bir gelecek çizgisi çizmek zorundayız.

Çevrede, kenarda dolaşmayın, merkeze, ana cepheye gelin!

ABD iç iktidar kavgasının mahiyetini, AB projesinin neden sarsıldığını, merkez Avrupa ülkelerinin nereye doğru sürüklendiğini, Asya’nın yükselen güçlerinin küresel iktidar alanını nasıl değiştireceğini, coğrafyamızda otuz yıldır aralıksız devam eden “çözülme”ye dönük tasarruf ve müdahalelerin nasıl bir gelecek planlaması olduğunu, bu planlamanın ülkemizi nerelere sürükleyebileceğini, buna nasıl direneceğimizi anlamak, bilmek zorundayız.

Birçoklarımız günlük spot konulara saplanıp kalırken, detaylarla uğraşırken, kenarlarda dolaşırken, ucuz söylemlerle Türkiye’nin en verimli dönemini heba ederken, siyasi öncülüğün fersah fersah gerisinde bir seyir izlerken, tarihin en keskin dönüşlerinden birinin yaşandığı dönemlerde çok büyük bir sorumlulukla harekete geçmek üzerimizden atamayacağımız bir sorumluluktur. Artık bunu erteleyemeyiz.

Sadece önünüze bakarsanız saplanıp kalır, körleşirsiniz…

Türkiye’nin son yirmi yılı bu mücadele ile, bu pozisyon belirleme ile, güç kaymalarının yol açtığı travmalarla mücadele ile geçmiştir. Darbeler ve müdahaleler de, terör kartı da hep bu yüzden servis edilmiş, önümüze konulmuştur. Hem içerideki güç haritası hem dünyadaki güç haritası değişirken, yeryüzünün en zor coğrafyasında yaşayan Türkiye, olağanüstü bir mücadele vermiştir, vermeye devam etmektedir.

İşte biz, tüm bu mücadeleleri ancak coğrafyamızın geleceğine, dünyanın geleceğine dair olabilecekleri okuyarak, anlayarak verebiliriz. Sadece Türkiye’ye bakarak hiçbir şeyi anlayamayız, körleşmiş oluruz.

Yarının Türkiye’sini kuramayız, önümüze bakıp saplanıp kalır, tarih dışına itilir, bu yüzyılı kaçırırız. Zaten bunca zamandır yapılan saldırıların tamamı bu amaca yöneliktir. Bizi küresel ölçekte yeni güç haritasının dışında tutmak istiyorlar çünkü.

Atlantik kaybederken Avrasya yükseliyor..

Dünyanın siyasi ve ekonomik merkezi Atlantik’ten Avrasya’ya kayıyor,bu daha da belirginleşecek. Kara ve deniz ticaret yolları, Atlantik’ten Asyalı, Avrasyalı güçlerin baskın denetimine doğru gidiyor, bu daha da netleşecek.

Teknoloji ve savunma tekeli üzerinde küresel ölçekte tek yanlı denetimi yine Atlantik’ten dünyanın yeni yükselen bölgelerine, güçlerine kayıyor, dağılıyor, yeni merkezler öne çıkıyor, bu daha da belirginleşecek.

İnsan gücü ve doğal kaynaklar Atlantik’in en fakir olduğu alanlar olarak öne çıkıyor, bunun sancısını önümüzdeki on yıllarda çok daha fazla çekecekler. Bu alanda da Asya ve dünyanın geri kalanı, ezici üstünlüğünü ele almaya başladı, bu daha da baskın hale gelecek.

Küresel uyanış: Batı’nın tek merkezli dünya düşüncesi paramparça olmuştur..

En önemlisi de; küresel ölçekte bir uyanış, bu uyanışa bağlı bir siyasi dil güç kazanıyor. Batı’nın tek merkezli dünya düşüncesi paramparça oluyor. Bu anlamda Batı düşüncesi kökünden sarsılmıştır. O kibirli hal, kaybetmenin acısıyla büyük bir taşkınlığa ve saldırganlığa dönüşüyor, saldırganlık arttıkça dünya ile yabancılık derinleşiyor, bu yabancılık Batı’yı daha da dar alanlara hapsediyor.

Klasik sömürge döneminden sonra, son yüzyılda yürüttükleri ekonomik ve siyasi denetimin tekelinin de kırılmasıyla, küresel ölçekte ekonomik uyanışla kaynakları talan etme döneminin de sonu geliyor. İşte bugün yaşanan da bu. Batı, askeri güç dışında kaynaklara sahip olma yöntemlerinin hepsini kaybetmiştir.

ABD’nin asıl haydutluğu yeni başlıyor: Çatışma bütün dünyaya yayılacak

ABD’nin dış politikada, ekonomi politikalarında girdiği yeni yol işte budur.İçe kapanma, dünya ile entegrasyonu reddetme, ulus üstü yapıları hiçe sayma ve alabildiğine saldırganlık. Bu bir haydutluktur ve ABD ile dünyanın bundan sonraki ilişkisinin seyrini ortaya koymaktadır.

AB ülkelerinden bazıları da ABD’yi izlemektedir, izleyecektir. Artık terörle devletin ayrıştırılamadığı (ABD ve İsrail bununu öncüsü), tamamen güce yatırım yapıldığı, değerlerin bir kenara itildiği, ülkelerin merkez iktidar alanını güçlendirdiği, kaynaklar ve savunmanın her şeyin önüne geçtiği bir dünyaya gidiyoruz.

İşte böyle bir dünyada hemen her devlet çatışmanın, hesaplaşmanın içindedir. Her ne kadar, ABD’nin ticari ve siyasi saldırganlığına karşı açıktan büyük mücadele verilmiyor görünse de, özellikle Asya’nın yükselen güçlerinin ajandası bu yöndedir. Sadece Çin değil, bugün ABD müttefiki olan ülkeler bile, zamanla ABD karşıtı pozisyona yerleşecek ve ekonomik savaş, ekonomik savaşla örtülen siyasi güç mücadelesi yeryüzünün bütün bölgelerine yayılacaktır.

Yeni ticaret yolları Müslüman Orta Kuşak, ve acınası durum!

Çin’in İpekyolu projesi, Kuzey Denizi’nden açılan, Avrupa ile Asya’yı birleştirip ABD’yi dışarıda tutan yeni ticaret yolu bu savaşın açık cephelerindendir. Afrika’da kaynaklar, Ortadoğu’da jeopolitiküzerinden yürütülen çatışmalar da bu büyük mücadelelerin parçasıdır.

Ne gariptir ki, yeryüzünün kara ve deniz ticaret yollarının ezici çoğunluğu Müslüman Orta Kuşak’tadır. Burada, bizim coğrafyamızda başkalarının güç mücadelesine seyirci kalmak acınası bir durumdur.

Fırat’ın Doğu’sundaki proje “Büyük Oyun”dur

Türkiye-Rusya ilişkisi ile Türkiye ile ABD arasındaki sorunlar da bu çatışma ve ayrışmanın parçasıdır. Çin ile Rusya arasındaki yakınlık, AB içinde bazı ülkelerin Çin ve Rusya’ya yakınlaşması, ABD yaptırımlarına karşı genel anlamda tavır almaların artması, Almanya’nın ABD vesayetinden kurtulma çabası bundandır.

Daha mikro bir şey söyleyeyim: Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda oluşturulmak istenen garnizon harita bu hesaplaşmanın parçasıdır. Türkiye’nin bölgeye müdahale planları yoğunlaştıkça birilerinin terör örgütlerini nasıl harekete geçireceğini hep birlikte göreceğiz.İşte bunlar bile, Büyük Oyun’un içinde nasıl yer aldığımızın göstergesidir.

Artık Türkiye’de de dünyada da, hiçbir mesele bağımsız, yerel değildir. Bu yüzden yaşanan örtülü hesaplaşmayı çok iyi öğrenip, ülkemizin geleceğini de, bugün yaşadıklarını da bu hesaplaşmanın parçası olduğunu anlamak zorundayız.

Bütün haritalar masada: Bizi bir kez daha körleştiremezler, asla!

Birinci Dünya Savaşı’ndan daha büyük bir kırılma yaşanıyor. Güç haritaları da siyasi haritalar da o dönemden daha çok değişikliğe uğrayacak. Türkiye’ye ve dünyaya bu pencereden bakmayı öneriyorum. Bunu yapamayanlar hiçbir gelecek öngörüsüne sahip olamayacak, sürekli hazırlıksız yakalanacak, şaşırıp duracaktır.

Birileri masamıza yeni “Türkiye haritası” koyarken bizim tarihi iddialarımızı bugüne çağırmamızın, kendi haritalarımızı masaya sürmemizin hikmeti buradadır.

İşte bu 21. yüzyılın mücadelesidir. Gündelik serzenişlerle, kaprislerle, kişisel hırslarla vakit harcama yerine, bu büyük mücadeleye odaklanmak, içeride yürütülen en küçük mücadelenin o küresel güç kaymalarına karşı direnç oluşturmak olduğunu kavramak zorundayız.

Bizi bir daha körleştirmelerine asla izin vermeyelim, asla!

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp