Başsız kalmış Müslümanların barışı olmaz

Başsız kalmış Müslümanların barışı olmaz


Dünyanın neresinde ve hangi zamanda yaşarlarsa yaşasınlar, Müslümanların zaruret mertebesinde kendilerini dinleriyle sevkü idare eden bir başa, halifeye ihtiyaçları vardır. “Baş başa bağlı, baş da şeriata” şiarıyla hareket etmek, tarih boyunca ehl-i imanın en belirgin vasfı olmuştur. Evet, Müslüman olarak bizim başımız, başımızda bulunan yöneticiye, halifeye, onun başı da Allah’tan gelmiş olan dine, şeriate bağlıdır.

 

Dinimizin önüne ve yerine geçen ideoloji Batı’dan bize gelen aşı. Din yerine ideolojiye teslim olduğumuz günden bu yana çoğaldı aramızda akan kan, katliam ve gözyaşı. Beklemek gerek önümüzde duruyor sabır taşı. Hilafete dönüş yolunda umut bizim için gönül yoldaşı!

 

İslâm’sız bir dünyada yaşıyoruz şekvaya gerek yok arşa yükseldi ahımız. Hilafetsiz ve halifesiz kaldıkça her gün biraz daha çoğalıyor günahımız. İmandan gayrısı insana yar olmaz. Halifesiz ümmet Müslüman olsa da ayakta durmaz.

 

Müslümanların dini kimlik ve kişiliklerinden kaynaklanan iç ve dış zorluk ve baskılar karşısında; iş, söz ve güç birliği sergileyebilmeleri, başlarını meşru bir başa bağlamalarıyla mümkündür. Hilafetin ilgasından bu yana İslâm ümmeti düştü “ihvan-ı şeyatin”in tuzağına. Diyeceğimiz şu ki; hilafete dönüş imkânı mevcut elimizde Müslüman olarak koşma bâtıl ağına, hakikati tam yaşa, varma çok uzağına!

 

Dinde etkili ve yetkili kılınmaz beynamaz. Gafil olan bunu anlamaz. Allah diyen mahrum kalmaz. İç âlemde sıkıntı yoktur sanma. Halifesiz kalmış ümmetin hür olduğuna inanma.

 

Hilafete dönüşün yeri var ilimde, fende. Bak sana hilafetin yokluğunda kötülükler gidiyor önde. Pusulamız şaştı yön hangi yönde?

 

Halifesiz kalmada ısrar eden Müslüman, Müslümanlara yara olur. Hilafete dönüş yolunda kararlı Müslüman, Müslümanlara derman olur. Halifesiz günlerde aklın yerinde kalması, bir nimettir. Hilafete dönüş yolunda olmamak, hayat için başlı başına bir eziyettir. Rasûlüllah (sav) bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuştur: “Dünyanın ücra bir köşesinde de olsa, üç kişinin, içlerinden birini kendilerine emir tayin etmeden yaşamaları doğru olmaz” (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 177). Cemaatin en az üç kişiden meydana gelmesi sebebiyle, hadiste “üç kişi yolculuğa çıkarlarsa...” buyurulmuştur. İki kişi de olsa, yapılacak iş birinin emir-komuta sorumluluğunu üstlenmesinden ibarettir. Büyük-küçük bütün toplum ve toplulukların ihtilâftan, çekişmekten, zaman ve güç kaybından kurtulup birlikte ve süratle hareket edebilmesi sorumlu bir yöneticiye sahip olmaya bağlıdır. Kimin başkan ve reis olması gerektiği konusunda hadisimizde herhangi bir işaret bulunmamaktadır. Üç kişi, kendi aralarından birini başkan yapmakla görevlendirilmiştir. Ancak başka  rivayetlerde (bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III,24; V,53; Müslim, Mesâcid 289) bu konuda  yol gösterici tavsiyeler bulunmaktadır: “Üç kişi oldular mı, içlerinden biri onlara imam olsun. İmamlığa en lâyık olanları Kur’an’ı en iyi okuyandır.”  

 

“Yolculuğa çıktığınızda, yaşça en küçüğünüz de olsa en iyi okuyan (en bilgili olan) ınız size imam olsun. İmamınız emirinizdir” (bk. Ali el-Kârî, Mirkât, VII, 456]. 

 

Hilafet; barıştır, iyiliklerde ve hayırlarda yarıştır. Hilafetin yokluğunda savaş olur barış olmaz. Başsız kalmış Müslümanların kendi aralarında savaşları olur ama barışları olmaz. Meşru bir başa kavuşmak, ihtilafları Allah’ın kitabına ve Peygamberin sünnetine göre çözüme kavuşma imkânına kavuşmak demektir. Rabbimiz buyuruyor:

 

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Rasûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa Sûresi/ 59)

 

Müslümanların ulu’l-emr’i, Müslümanlardan olur. Müslümanlardan olan ulu’l-emr, Müslümanların ihtilaflarını şer’i şerif ile çözüme kavuşturan kimsedir. Müslümanların ihtilaflarını şer’i şerif ile çözüme kavuşturmak, Halife-i Müslimin’in vazgeçilemez görevlerindendir. Müslümanların ihtilaflarını çözüme kavuşturmada Kur’ân ve Sünnetin hakemliğine başvurmayan, başvurmak istemeyen Müslümanların halifesi olamaz. Şer’an Halife-i Müslim’in, Müslümanlar için hem savaş ve hem de barış adresidir. Müslümanların aralarındaki kavga ve çekişmeleri sona erdirecek nizamın adı hilafet, önderin adı da halifedir. Müslümanların halifesi, şer’i şerif ile yani hak ve hukuk ile mukayyed olan kimsedir. Bu nedenle diyoruz ki; Allah’ın şeriatiyle idare olunmak ihtiyaçlar listesinde ilk başa konsun. Bizi Allah’ın şeriatiyle sevkü idare eden bir başımız olsun. Dostlar bizden emin, emin olmayan hainler adımızdan korksun! 

Google+ WhatsApp