Başörtülüye “fahişe” diyene bak; “Biz sallamayız!”

Başörtülüye “fahişe” diyene bak; “Biz sallamayız!”


Başörtülüye “fahişe” diyene bak; “Biz sallamayız!”

 

 

Sülün Osman’ı tanıdık. 

Selçuk Parsadan’ı tanıdık..

Sülün Osman, Galata Kulesi'ni satıyordu..

Selçuk Parsadan da, kendisini paşa olarak tanıtıp, (Bir 'paşa' ismi duyunca tir tir titreyen) Demirel’in ekibine Atatürk fotoğrafı satıyordu..

Yalanın sınırı yok..

Kandırmanın, aldatmanın durduğu nokta yok.. 

Kimisi bir kişiyi arar, cebini doldurur..

Bir başkası bir yazı yazar, binlerce kişiyi kandırır, cebini doldurur..

Cebini doldurur dediysem.

İlla anında para dolması gerekmez.

Şanı olur.. İtibarı olur..

“Bak; ben, nasıl size hizmet ettim” olur.

“Nasıl algı oluşturdum ama?” olur..

Olur oğlu olur..

Bugünkü Selçuk Parsadan kimlikliler ne yapıyorlar?

Yalanlarla, binlerce kişiyi kandırıyorlar..

AK Parti’ye vurarak, Ekrem İmamoğlu’na “Nasıl iş çıkardım ama?” mesajı yolluyorlar..

Somut olaya geleyim..

23 Haziran günü, herkesin bildiği üzere, hem CHP, hem AK Parti, memleketine giden seçmene, “İstanbul’a götürüp, geri dönme masrafı bizden.. Yeter ki oy kullanın” çağrısı yaptı..

Hikâye bu ya..

CHP’den hiç şikayet yok..

Ama AK Partililer, isyan etmişler..

İsyanları şu imiş:

“Bizi getirdiler, oyumuzu kullandık. Sonra dönerken, ‘seçimi kaybettik, kendi başınızın çaresine bakın’ dediler!”

Aynı iddiayı.. Aynı gün.. İki kişi birden yazdı..

“Belki birilerinin dolduruşuna gelmişlerdir” diye, oldukça nezaket dolu eleştiride bulundum.

Çağrı yaptım.

Televizyon ekranında, kendi izleyicisinin küçücük eleştirisine bile tahammül edemeyip, “ana avrat düz küfür eden” Fatih Altaylı’nın yazısındaki, “Sabahın erken saatinde cep telefonum çaldı” diye başlayıp,

Altaylı’nın rehberinde kayıtlı olmayan kişinin, AK Parti il başkanlığı sanarak Altaylı’ya aktardıği iddia edilenlerin.. 

Altaylı’nın kişiliği dikkate alınırsa.

İlk saniyede o telefonun kapatılacağını. Hatta hiç açılmayacağını söylememize..

Muhatabımız kızmış..

“Akit gazetesinden bir yazar memleketine dönemeyen AK Partili seçmenden bana gelen telefonun uydurma olduğunu, böyle bir şeyin yaşanmadığını yazmış dün. Vallahi kusura bakmasın. Bizde uydurma yok. O iş onlara mahsus olabilir. Biz sallamayız” diye başlamış..

1999’da, üniversiteye giden bir başörtülüye, “fahişe” iftirasını atan kendisi değilmiş gibi..

Dürüstlük pozlarına yatmış..

“Arayan da Ordu’dan gelen bir AK Partili idi ve telefonu hâlâ telefonumda duruyor. Gelen bu nevi mesajlardan silmediğim birini de sizinle paylaşıyorum”demiş..

Ben ondan, kendisine gelen telefonun arayan numara bilgisini istiyorum.. Saatini.. Rehberinde kayıtlı olmadığını.. Kaç dakika sürdüğünü.. Arayan numaranın rakamlarını istiyorum..

O bana..

AK Parti’nin, üyelerine yolladığı, genel bilgilendirme mesajını gösterip, “Bana bu gelmişti” diyor..

Bizim, “Sen AK Parti üyesi misin ki?” diyeceğimizi tahmin ettiği için..

“Telefonumu yeni değiştirdim.. Eski kullanan AK Partili birisi olmalı ki, böyle çok mesaj geliyor” diye yalanının üstünü örtecek deliller icat ediyor..

Her ne ise..

Sonuçta benim istediğim telefon bilgilerini vermeyen Altaylı, yazısını şöyle bitiriyor:

“Eğer yalan yazdıysam Allah beni kahretsin. Yok eğer doğru yazdı isem seni. Var mısın!”

Hatırlatayım kendisine..

Sen, 1999’da, bir başörtülü öğrenciye, “Fahişe” diyerek, zaten kahrolmuş bir kişisin..

O başörtülü öğrenciden, küçücük bir özür bile dilememiş adamcıksın..

Şimdi bana “kahrolma” üzerinden meydan okuyacağına..

İlgisiz mesajları, “Alın size delil” diye göstereceğine..

Gösterdiğin mesaj 22 satır iken.. Benim senden istediğim kayıt, sadece bir satır olduğu halde..

Minderden kaçtığını gizleyip..

Okuyucunu aldatacağını sanma..

Ben senden, cep telefonunda şu an duran. Ama belki yarın otomatik olarak silinecek olan. İstanbul’a getirilip, geri dönüşü sağlanmayan AK Partili seçmenin telefonunu istiyorum..

Doğru söylüyorsan, yayınla diyorum..

Sen ise bana..

“Benim telefonuma AK Parti’den bu türde çok mesaj ve çok arama geliyor. Bir tane mesajı göstereyim” diyorsun..

Herkesin bildiği üzere, AK Parti’nin İstanbul’a gidiş-dönüş masraflarını karşıladığına dair bilgilendirme mesajını gösteriyorsun..

"Böyle bir çalışma olmadı" diyen var mı?

Yok..

Bizim dediğimiz, İstanbul’a getirilip, geri götürülmeyen seçmen..

Çıkar telefonundaki o arayan numara görüntüsünü..

Utandır beni.. Kendisi ile alay ettiğin. “Burası CHP il başkanlığı” dediğin, makaraya aldığın adamı göster.

Hani anlattığın olayın küçücük bir gerçek olma ihtimalini görsem..

Konuşmanın başka türlü geçmiş olma ihtimaline binaen..

Ordu ilinin sokaklarına ilanlar yapıştıracağım.. “Altaylı’yı yanlışlıkla arayan, beni arasın” diyeceğim..

Ama binde bir ihtimal bile vermiyorum..

Tamamen hayali.. Tamamen senaryo bir algı operasyonu amaçlı yazı..

Tekrar hatırlatıyorum..

Yarın, pazar-pazartesi günkü tüm aramalar otomatik olarak telefonundan silindiğinde..

Altaylı, “Silinmiş. Vallahi billahi aramıştı” diyecek.

O silinme olmadan...

Eğer arama doğru ise..

Buyursun ispatlasın..

Biz de, arayan AK Partili seçmen ile görüşüp, başından geçenleri dinleyelim..

**

Altaylı ile aynı gün, aynı hayali senaryoyu yazısına konu eden. Bizim mahallenin sakini gözüken birisinden de bahsetmiştim...

O ikinci isim de, önceki akşam, Beyaz TV’de idi..

AK Parti’ye dost uyarıları türünden öyle şeyler anlattı ki..

Notumu verdim: Bu söyledikleri, kendi başına yapabileceği bir operasyon değil..

Bir ara aşka geldi..

KHK’lıların 700 bin olduğunu söyledi. "Aileleri ile birlikte, 1.5 milyon kişi”dedi. "Yarısı mağdurdur” dedi..

Diğer konuk itiraz etti, “100 bin falan değil mi?”

AK Parti seçmenini İstanbul’a getirdi, geri götürmedi diyen zat aynen şunu söyledi: “Yok yok. 780 bin kadar KHK’lı var!”

Ne diyeyim?

Meydanı boş bulmuşlar..

Sallıyorlar ha sallıyorlar!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp