Başörtülü Ateist Olur Mu?

Başörtülü Ateist Olur Mu?


Başörtülü Ateist Olur Mu?

 

Başörtüsü deyip geçmeyin, anlamı idrak edilerek kullanıldığında toplum içerisinde bayanlar için hem şahsiyet önceliğinin, hem de Müslüman kimliğinin dışa yansıyan, sözsüz bir gösterisidir.

 

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. İhsan Fazlıoğlu’nun bazı başörtülü öğrenci kızların ateist olduklarına dair açıklamaları epey yankı uyandırdı.

 

Ülkemizde İslami bir bilince sahip olmadan aile baskısı gibi çeşitli nedenlerden dolayı başörtüsünü zorunluluk olarak kullanan ve başörtüsünü geleneksel bir giyim tarzı olarak algılayan birçok insan bulunmaktadır.

 

Aslında meselenin ciddiyeti, başörtülü ateist bayanların olmasından ziyade Müslümanlığımız noktasında ne kadar samimi olup olmadığımızdadır. Kimlik Müslümanlığının ve aileden gelen bilinçsiz Müslümanlığın yaşandığı bir tabloda başörtülü ateistler, münafıklar, İslamiyet’ten bihaber Müslümanlar görebilmek gayet doğal bir sonuçtur.

 

Müslüman olabilmenin ilk şartı kelime-i şehadet getirmektir. Kelime-i şehadet; Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammet’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şahitlik yapmak demektir. Bu şahitlik akıl ve kalple yapılması gereken bir şahitliktir. Şahitlik aynı zamanda şahit olunan olay hakkında bilgi sahibi olabilmeyi gerektirir. Toplumumuzda yaşanan asıl ironi, çoğunluğun doğuştan Müslüman olmanın yeterli olduğunu zannedip, inanç konusunda basit fıkıh meselelerinden başka bilgiye ihtiyaç duyulmadığını düşünmesi ve hayatı inşa etmesi için gönderilen dinimizin kitabını bir kez ne dediğini anlamaya çalışmanın derdinde olunmamasıdır.

 

Günümüzde başörtülü, başörtüsüz, kız veya erkek genel olarak gençlerin yaşadığı bu kimlik bunalımının merkezinde, dünyevi ihtiyaçların öncelenmesinin yanında, insanın ruhunu asıl doyuracak olan hakikatin bilgisine karşı duyarsızlaşma gibi etkenler bulunmaktadır.

 

Ülkemizde İslamiyet’i temsil ettiğini iddia eden birçok tarikat yapılanması, birçok ekol ve geleneksel dindarlık profilini icra eden kurumlar olmasına rağmen; azınlıkta olsa da İslamiyet’in akla dayanan, ahlaki ve medeni ilkelerini savunan bir görüş de bulunmaktadır. Allah’ın yasası gereği batıl inançlarla yaşayan çoğunluğun yanı sıra hakikat taraftarı olan bir azınlık her dönemde vaki olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Her türlü bilginin kolaylıkla elde edilebildiği bir zamanda bilmiyorum bahanesine sığınanlar sadece kendilerini kandırmaya çalışmaktadırlar.

 

Etraflarındaki kötü örneklere ve yanlış din söylemlerine bakarak İslamiyet gibi insanın aklını ve vicdanını tatmin eden bir nimetten yüz çevirmek, kendi kendine zarar vermekten başka bir şey değildir.

 

Allah insanların doğru yolu bulmalarını murat etmiş, bunun için insanı hem akıl, duygu, vicdan gibi fıtri bir donanımla, hem de dışarıdan peygamberler ve kitaplar aracılığıyla desteklemiştir. İnsanın yapması gereken tek şey yaratılış amacının farkına varıp, Allah’ın evrensel dini olan İslamiyet hakkında doğru bilgi kaynaklarına ulaşabilmek için samimiyet göstermesidir.

 

Aksi takdirde başörtülü ateistlerin, deist olduklarını rahatlıkla söyleyebilen gençlerin her geçen gün sayılarının arttığına, nihilizmin çıkmazında mutsuzluğa yuvarlanan ziyan olmuş nesillere şahit olmamız kaçınılmaz bir sonuçtur.

 

Sorunlara çözüm üretebilmenin tek yolu; sonuçları değil nedenleri görebilmektir ve bu nedenler karşısında tedbirler üretebilmektir. İnancımız konusunda bilgi, bilinç eksenli bir Müslümanlık algısı oluşturulmadıkça, bu minvalde çaba gösteren alimlerimizin önü tıkandıkça, sorgulamanın rafa kaldırıldığı dini kurumlar varlığını sürdürdükçe Müslüman olduğunu zanneden müşriklere de, baş örtülü ateistlere de şaşırmamak gerekir.

 

 

hilal haber

Google+ WhatsApp