Başmüzakereci

Başmüzakereci


Râmallah merkezli Filistin Yönetimi’nin önde gelen isimlerinden Sâib Ureykat (alternatif olarak “Erekat” telaffuzu da yaygındır), koronavirüs tedavisi gördüğü Kudüs’teki bir İsrail hastanesinde 10 Kasım günü hayatını kaybetti. 65 yaşında ölen Ureykat, şahit olduğu dönem ve Filistin meselesinde aldığı inisiyatifler nedeniyle uluslararası kamuoyunun yakından tanıdığı bir isimdi. İsrail-Filistin barış görüşmelerinde “başmüzakereci” sıfatıyla yer alması da, yine Ureykat’ın Beyaz Saray koridorlarında dikkatle kulak verilen bir şahsiyet olmasını sağlamıştı.

Sâib Muhammed Sâlih Urekyat, 28 Nisan 1955’te Kudüs’ün Ebû Dîs köyünde, ABD ile sıkı bağlantıları bulunan Muhammed Ureykat adlı zengin bir işadamının oğlu olarak dünyaya geldi. Muhammed Ureykat, altıncı çocuğu doğduğunda, ona isim seçerken çok sevdiği Lübnanlı bir siyasetçiden ilham almıştı: Sâib Selâm. (1952’den 1973’e Lübnan’da defalarca başbakanlık koltuğuna oturan Selâm’ın oğlu Temmâm da 2000’li yıllarda aynı yolu takip edecekti.)

Babasının ABD’deki bağlantılarının yardımıyla yüksek öğrenim için “Vilâyât el-Müttehide”nin yolunu tutan Sâib Ureykat, 1977’de San Francisco Üniversitesi’nde siyaset bilimi bölümünden mezun oldu, ardından yine aynı yerde yüksek lisansını tamamladı. Üniversitede “Arap Öğrenciler Birliği”nin başkanlığını yapan Ureykat, siyasî ve sosyal açıdan çok aktif bir öğrenciydi. ABD’den sonra İngiltere’ye geçen Ureykat, 1983’te Bradford Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Bundan sonrası artık akademisyenlik, gazetecilik ve siyasetin iç içe geçtiği serüven dolu bir hayat olacaktı. Elde ettiği Amerikan vatandaşlığı da, Filistinli siyasetçiler arasında ona bir tür imtiyaz -ve bol eleştiri- getirecekti.

Dünya görüşü itibariyle Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yâser Arafat’ın çizgisine yakın olan Sâib Ureykat, Nablus’taki Necâh Üniversitesi’nde görev yaparken, İsrail üniversiteleriyle gerçekleştirdiği “öğrenci değişim programları” nedeniyle “vatana ihanet”le suçlanmıştı. Aslında bu yaklaşımı, onun “müzakere” düşüncesine uygundu. Ureykat, İsrail-Filistin meselesinin tek çözümünün müzakereden geçtiğine inanıyordu. 1991’de Madrid Barış Konferansı’na katılan heyette de yer alan Ureykat, omzuna attığı siyah-beyaz “kefiye” ile İsrail delegasyonunu çılgına çevirmiş, onu karşılarında gören İsrailliler salondan çıkmaya kalkışmıştı.

1993’te imzalanan Oslo Anlaşması’nın hazırlık sürecinde aktif şekilde yer alan Sâib Ureykat, sonrasında Arafat’ın kurduğu hükümetlerde hep üst düzey görevlere getirildi. Arafat’ın 2004’teki şüpheli ölümünden sonra Mahmud Abbâs’la da yakın mesaide çalışan Ureykat, hem FKÖ hem de Filistin Yönetimi’nin en gözde isimlerindendi.

Ölümünden sonra sürekli “başmüzakereci” sıfatı öne çıkarılarak anılan Sâib Ureykat’ın siyasî mücadelesini düşünürken, akla doğal olarak şu soru geliyor: “İsrail’le barış müzakerelerinde ne kazanıldı?” Sorunun cevabı, çok parlak değil maalesef. Zira Ureykat “tek çözüm müzakere” çizgisinden hiç sapmamış olsa da, İsrail-Filistin geriliminin 100 yıla yaklaşan tarihinde “müzakere” kelimesinin Filistinliler için kayıptan başka bir anlamı yok. FKÖ’nün İsrail’le önce savaşıp sonradan barış masasına oturmasının Filistin saflarında yarattığı hayal kırıklığı 1987’de Hamas çizgisinin doğuşuna da yol açmıştı malum. Bu yönden, Sâib Ureykat’ın temsil ettiği üslubun hem kitleleri tatmin etmediği hem de herhangi bir somut netice vermediği rahatlıkla söylenebilir. Buna rağmen, ABD ile direkt bağlantı kurabilme imkânı ve yeteneği sayesinde, Sâib Ureykat, Filistin’deki bütün kesimler için “vazgeçilmez” kabul edilen bir siyasî figürdü. Hamas lideri İsmail Haniye’nin Ureykat’ı “kahraman” olarak anması ve arkasından dokunaklı bir taziye yayımlamasının da sebebi buydu. Keza Ureykat, İsrail basınıyla yakın ilişkileri sayesinde, sesini sansürsüz biçimde karşı tarafa duyurabilen ender Filistinli siyasetçilerdendi.

Yâser Arafat, uzun yıllar yanından hiç ayırmadığı ve birçok sırrına muttalî kıldığı Sâib Ureykat’a ilginç bir lakap takmıştı: “Erîha Şeytanı”. Bu, ilk duyulduğunda zannedilebileceğinin aksine, son derece olumlu çağrışımlar içeren bir övgüydü aslında. Arafat, Ureykat’ın diplomatik yetenekleriyle müzakere masasındaki ısrarcı tavrını ve İsrail karşısındaki duruşunu -onun Filistin’in Erîha şehrinde yaşamasına telmihle- böyle ifade etmişti. Ben de yazının başlığını “Erîha Şeytanı” koyacaktım. Ama Türkçedeki olumsuz çağrışımlardan çekinerek vazgeçtim, yine de ifadeyi bitiş kısmına aldım. Zira Sâib Ureykat portresi, onun “şeytanlığına” atıf yapmadan eksik kalırdı.

Google+ WhatsApp