Başkan adayı seçiminde yaşanan paradoks

Başkan adayı seçiminde yaşanan paradoks


Başkan adayı seçiminde yaşanan paradoks

 

 

Belediye başkan aday adayları birer birer başvurularını yapıyor. En az seçimin kendisi kadar çekişmeli geçecek bir aday belirleme sürecine girildi.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Çok sayıda arkadaşım, tanıdığım, bildiğim aday adayı var AK Parti’de. İçlerinde son derece yetenekli, başarılı ve başkanlığı hak edecek derecede liyakat ve ehliyete sahip olanlar var.

Bunlar içinde genç ve gelecek vadeden biri şöyle dedi: “Onlarca aday adayı var bizim şehirde. Aramızdan birini seçecekler. Peki nasıl seçecekler? Herkes bir tanıdık peşinde. Adil bir seçim istiyoruz. O zaman liyakat sahibi insanlar aradan sıyırılabilir. Yoksa bizim şansımız yok.”

KLASİK BAŞKAN ADAYI BELİRME YÖNTEMİ SORUNLU

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bu yerel seçimde radikal bir tutum sergileyeceği ve mevcut başkanların büyük çoğunluğunu değiştireceğini açıklamalarından öğrendik. Yine bu seçimde liyakat ve ehliyete önem vereceklerini söyledi.

Ancak bunun çok kolay olmayacağını söylemeliyim. Zira yerel seçimlerde, yerel politik aktörler çok önemli rol oynarlar. Yerel siyaset, ilişkiler üzerine kuruludur. Liyakat ve ehliyet, öyle çok dikkat edilen bir şey değildir.

Bu nedenle, şehirlerde gelecek vadeden, şehre bir kalite ve katma değer katacak insanların seçilme şansları az olur.

Yerel aktörler gerekçelerini şöyle anlatırlar: ‘Bu adayın özgeçmişi, yeteneği, eğitimi gayet iyi ama şehirde tanınmıyor, teşkilat bilmiyor. Bu adayla kazanmamız çok zor. Bizim, teşkilatın tanıdığı, şehrin bildiği, özellikle hemşerisi çok olan adayla seçime girmemiz lazım’

İlk bakışta mantıklı bir açıklama gibi gelebilir size. Eminim birçok siyasetçi de bu fikirdedir.

BİR TIKANMA YAŞANIYOR AK PARTİ’DE

Ancak bu klasik seçme yönteminin, artık kısır döngü yaratan, şehre uzun vadede bir şey kazandırmayan, politik bir paradoks olduğu ortaya çıktı.

Evet, halk bildiği birini seçmek ister. Evet, parti teşkilatı bildiği biri için çalışmak ister. Hemşeriler kendinden birini başkan görmek ister. Yerel aktörler de ilişki ağlarındaki birini genel merkeze bildirmek ister. Zaten bugüne kadar hep böyle oldu. Lakin şehirlerin, belediyeciliğin gelip tıkandığı yer de işte bu sistemdir.

Bunu yerel yönetimlerde 25 yıllık tecrübeye sahip AK Parti için söylüyorum tabi. Türkiye’de yerel yönetim konusunda en başarılı işlere imza atan, yeni yöntemler ve çalışma biçimleri bulan AK Parti’nin bir tıkanma yaşadığını, kendini tekrar ettiğini ve gerilediğini sanırım herkes görüyor. Öyle olmasa, birçok belediye başkanı görevden alınmaz, mevcutların kahir ekseriyetinin de değiştirileceği söylenmezdi.

Tıkanmanın ve yolsuzluk iddiaları da dâhil, birçok sorunun ana kaynağı, başkan adayının seçilme şeklidir. 25. yılında AK Partili bir belediyenin aslında klasik belediyecilik anlamında yapacağı çok fazla bir şey yoktur. Zira artık şehirlerde çöp, kanalizasyon, su, toplu taşıma gibi sorunlar bulunmuyor. Bu nedenle klasik şekilde seçilmiş bir başkanın, fazla yapacağı şey de yok gibi gözüküyor. Ama öyle değil.

AK PARTİ MARKA ŞEHİRLER KURACAK VİZYONER ADAYLAR BULMALI

AK Parti’nin artık belediyecilikte yeni bir açılıma ihtiyacı var. Marka şehirler kurmak, dünya ile rekabet etmek, çarpık şehirleşmeye son vermek, şehrin yaşam kalitesini sanatla, müzikle, estetikle, kültürle yükseltmek, sağlıklı yaşam alanları yaratmak gibi, bir üst segment belediyeciliğe geçmesi şart.

Bunun için başkanlarda vizyon, birikim, görgü, yani liyakat ve ehliyet gerekir. Peki bu özelliğe sahip biri, aday adayları arasından nasıl sıyrılacak?

Eğer bir şehirde Karadenizli, Doğulu, Egeli vb. çok diye hemşeri odaklı birini arıyorsanız aday adaylarının yarısı siliniyor. Sonra teşkilat tanısın diyorsanız, yarısı daha eleniyor. Sonra şehrin siyasi aktörleri ‘benim adamım olsun’ diye diretiyor, geriye az sayıda vasat aday adayı kalıyor.

Burada AK Parti’nin marka olabilecek şehirlerde ve ilçelerde bu klasik yöntemi terk etmesi zorunlu oldu. Burada hemşehriciliği, teşkilatı ve ‘benim adamım olsun’ diyen parti yöneticilerini dikkate almaması gerek.

Şehri ve ilçeyi marka yapacak, dünya ile rekabete sokacak isimleri arayıp bulmalı. Sonra da onu şehre tanıtmalı, teşkilata kabul ettirmeli. AK Parti’nin, özellikle Erdoğan’ın bunu gerçekleştirme gücü var. İster kabul edin, ister etmeyin, başka türlü AK Parti’nin içine düştüğü sarmaldan kurtulması mümkün değil.

Bir şey daha: AK Parti’nin, belediyelerden gelen yolsuzluk, rüşvet benzeri ahlaki çürümeye neden olacak iddiaları en ciddi biçimde araştıracak ve sonuçlandıracak bir sisteme ihtiyacı var. Sanırım şehirlerin markalaştırılması kadar önemli bir husustur bu.

Umuyorum ki bu sistem değiştir. Ve hepimiz ülkemize yeni yeteneklerin kazandırıldığını, siyasete, yerel yönetimlere liyakat sahibi, ahlaklı ve vizyoner insanların kazandırıldığını görürüz. Aksi takdirde AK Parti’yi zor bir seçim bekliyor.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp