Başımızda zebani bekletmelerine gerek yok, muhalefet bize yetiyor

Başımızda zebani bekletmelerine gerek yok, muhalefet bize yetiyor


Yine gergin bir haftayı geride bıraktık. 

Bu yorumu bir yabancıya yapsam, nedeninin Doğu Akdeniz’de Atina’nın arkasına Türkiye’ye karşı bilenen ülkeleri de alarak yüklettiği tansiyon olduğunu düşünürdü, ama öyle değil.

Ege’nin öteki kıyısında “Türkler geliyor” hezeyanı pompalandıkça Yunan halkını savaş korkusu sarmış durumda ama bizim enerjimizi boşalttığımız konu hemen her zaman olduğu gibi bambaşka.

Muş’un Malazgirt ve Bitlis’in Ahlat ilçelerinde 26 Ağustos Malazgirt Zaferi’nin 949. yıl dönümüyle başladı bulanıklık. Sultan Alparslan’ın Bizans İmparatoru Romen Diyojen’i alt ederek Türklere Anadolu’nun kapılarını açtığı Malazgirt Zaferi’nin hak ettiği şekilde coşkuyla kutlanması malum çevreleri fazlasıyla rahatsız etti ve devamında Ankara’nın 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı görmezden geldiğine dair bir yalan rüzgarı izledik.

Büyük Taarruz’un Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile başarıyla sonuçlanması ve Türk topraklarının işgalden kurtarılmasının 98. yıldönümü henüz gelmemişti ama önde gelen muhalif siyasetçi ve gazetecilerin başını çektiği zevatın kopardığı yaygara, yorucu haftanın kaynağına hızla yerleşti. 

“Malazgirt de bizim Büyük Zafer de…” diyorlardı ancak Malazgirt hakkında ağızlarından hiçbir şey çıkmazken 30 Ağustos’un hükümet tarafından kutlanmayacağını iddia ederek hop oturtup hop kaldırdılar milleti. Oysa 30 Ağustos Zafer Bayramı, arkasında yoğun ve uzun süren bir çalışma olduğu belli bir şekilde izleyenleri mest edecek, bazılarını da çatlatacak şekilde kutlandı.

O sırada, dün Yunanistan Kaş’ın iki kilometre ötesindeki Meis adasına silahlı kuvvet bulundurmaması ve tahkimat yapmaması gerekliliği Lozan ve Paris anlaşmaları gereği sabitken asker yerleştirdi. Gel gör ki, biz yeniden Atatürk merkezli yeni bir kutuplaştırma kampanyasının içerisinde bulduk kendimizi. Üstelik Atatürk, Büyük Taarruz için “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emri vermişken… 

Ne yazık ki, söz konusu çevreler içi ortak değerlerimiz, ortak gururlarımız olmadığı gibi, ortak dertlerimiz, ortak meselelerimiz de yok; bunu bir kez daha anladık. 

Kafalarında “Doğu Akdeniz’de ne işimiz var?” fikrini taşıyanların sadece enerjimizi tüketmekle kalmadığını belirtmek gerek. Zira ne acıdır ki, sosyal medya meydanında yaşanan iç tartışmalarımız sadece Yunanistan değil tüm dünya tarafından izleniyor ve Türkiye’ye vurmak için bir sopa olarak kullanılıyor. Ne zaman böyle alevli bir iç tartışma olsa, “Cumhuriyet’in elden gittiği” gibi tweet’ler yazılsa, hemen ardından bunların Türkiye’yi hedef alan kesimlerce kullanılıp Türkiye’yi “IŞİD/DAEŞ Devleti” diye etiketleyen İngilizce, Arapça, Yunanca, Almanca vs paylaşımlara kaynak olarak kullanıldığını görüyorum. Özellikle FETÖ ve PKK terör örgütlerinin Twitter’da aktif olan üyelerinin ekmeğine yağ süren Türkçe paylaşımlar, özenle diğer dillere çevriliyor ve Türkiye karşıtı kampanyaların işaret fişeğini oluşturuyor. “Bak bak,” diyorlar, “Doğu Akdeniz meselesi Türkiye’nin derdi değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi neo-Osmanlıcı hayalleri”… Ne acı ki muhalefet, Doğu Akdeniz’den Libya’ya Suriye’ye çıkarlarımızı korumak üzerine kurulu dış politikamızın kirletilmesi için en büyük kozu sağlayan bir aparat olarak bir köşede bekliyor.

Bir Türkiye Cumhuriyeti adliyesine girerek bir Türkiye Cumhuriyeti savcısını, Mehmet Selim Kiraz’ı, şehit eden terör örgütü DHKP-C’nin avukat yapılanması içerisinde bulunan biri için ağıtlar yakanlardan, “PYD terör örgütü değildir,” diyenler, bunları bilerek, bir plan dahilinde yapıyorsa hakikaten çok büyük bir sorunumuz var; bilmeyerek yapıyorlarsa da derdimiz şu meşhur fıkradakinden farksız; bilmeyenler için şu köşeciğe bırakıyorum:

 Cehennemde yeni bir zebani işe başlamış. İlk gün amiri zebani ona çevreyi gezdiriyormuş. Her yerde dev, kazanlar içinde yanan insanlar ve hepsinin başında zebaniler varmış. Yeni eleman bakmış, derin bir kazanın başında beş zebani bekliyor. Nedenini sormuş, cevap şöyleymiş:
Bu kazanda Almanlar var. Sürekli birlik olup üst üste çıkarak yukarıya tırmanıyorlar ve zebaniler de tırmananı tekrar aşağıya atıyor
Biraz daha yürümüşler, ileride üç zebaninin başında beklediği bir kazan daha… Bizimki yine sebebini sormuş:
Bu da Amerikalıların kazanı, bunlar da plan kurup yardımlaşıp çıkmaya çalışıyorlar ve zebaniler yukarıya çıkanı aşağıya atıyor.
Az daha ilerlemişler; önlerine bir kazan daha çıkmış, içinde insanlar var ama başında hiç zebani yok. Bizimki hemen sormuş:
– Peki neden bu kazanın başında hiç zebani yok?
Amir cevap vermiş:
O Türklerin kazanı. Başında zebani bekletmeye gerek yok çünkü içlerinden birisi çıkmak istediğinde diğerleri hemen onu aşağıya çekiyor.

Google+ WhatsApp