Baro seçiminde; ibnelerin savunucusu mu dersiniz, örtü yasakçısı mı!..

Baro seçiminde; ibnelerin savunucusu mu dersiniz, örtü yasakçısı mı!..


Baro seçiminde; ibnelerin savunucusu mu dersiniz, örtü yasakçısı mı!..

 

 

Türkiye’nin dört bir yanında, barolarda seçimler var..

En fazla avukatın bulunduğu İstanbul Barosu da, dün kongresine başladı..

İlk gün konuşmalar yapıldı.. Bugün de oylar kullanılacak.. 

Başkan adaylarının konuşmalarına bakınca..

Türkiye’de hukuk alanında yaşanan gereksiz tartışmaların, yanlış bilgilerin sebebi daha iyi anlaşılıyor..

Halen başkan da olan aday (Mehmet Durakoğlu) çıkmış, “Avukatlar insanca yaşama mücadelesi verdikleri için mahpustalar. Özgürlükleri avukatlık yaptıkları için kısıtlanıyor” diyor..

Hiç düşünmüyor, “Eğer insanca yaşama mücadelesi veren her avukat tutuklanıyorsa.. Ben niye içerde değilim? Yoksa ben insanca yaşama mücadelesi yapmıyor muyum? 40 bin avukat içerde değil. 40 bin avukat insanca yaşama mücadelesi yapmıyor mu?”

Veya hiç sormuyor kendisine: “Cezaevindekilerin, avukatlık yaptıkları için özgürlükleri kısıtlanıyor ise.. Ben avukatlık yapmıyor muyum? Benim niye özgürlüğüm kısıtlanmıyor?”

Ama bunlarda kafa nerde? Tefekkür nerde? Düşünme, sorgulama nerde?

Bir başka aday (Hasan Kılıç) çıkmış, mevcut baro yönetimin yerden yere vuruyor, kendisinin seçilmesini istiyor. Oysa kendisi 14 yıldır aynı baroda yönetim kurulu üyesi. Baro yönetimine tek bir olayda itirazda bulunmamış.. Şimdi kendisinin içinde olduğu yönetimi eleştirip, yerden yere vurup, avukatlardan oy istiyor!

Bir başkası (Fikret İlkiz) çıkmış, AİHM’de üye iken, “üniversitelerde başörtülü öğrenci okuyamaz” kararının altında imzası olan Rıza Türmen’i listesine koymuş.. O yasakçı Türmen de, avukatlara seslenmiş: “Hukuka ve insani değerlere inanıyorsanız bir hukuk savaşçısı olmalısınız.” 

Hiç hatırına getirmemiş, “İnsani değerleri ayaklar altında çiğnediğim imzalarımdan mağdur olan on binlerce genç kız henüz hayatta.. Onların gözyaşları henüz kurumadı.. Partisini kapattığım siyasetçiler yasağı kaldırdı da.. Türkiye bir ayıptan kurtuldu.. Ama ben o yasağa imza atan bir vicdansız insan olarak, hangi yüzle buraya geldim? Hangi yüzle bu kürsüye çıktım? Hangi yüzle burada konuşuyorum” demiyor..

Bir başka aday (Eren Keskin) çıkıyor, “LGBTİ+ bireylerin sonuna kadar yanındayız” diyor.. “Eşcinsel evlilikler”den bahsediyor.. İşi ibnelerin korumasına, kollanmasına kadar götürüyor..

Bu adayların başkanlık için yarıştığı baroların olduğu ülkede, hukuktan bahsedebilir misiniz?

“Hukuki konularda bize ufuk açacak, bilgi eksikliğimizi giderecek, otorite kurumlar var” diyebilir misiniz?

“Yargıtay’da bir hata olursa.. Danıştay’da bir yanlış karar çıkarsa.. Güvenebileceğimiz, hukukun aslında ne dediğini bize anlatacak, tarafsız hukukçuların olduğu kurumlar var” diyebilir misiniz?

Diyemiyoruz işte..

Demeyince de.. Meydanı boş bulanlar, işkembeden sallıyorlar..

Son örneğimiz, öğrenci andı konusunda konuşan, Prof. İlber Ortaylı..

Ne diyor İlber Ortaylı:

“Ben bu kararı okudum. Danıştay’ımızın 8. Dairesi’nin kararı dört dörtlük tebrik ederim. Hukuk bakımından da, Türkçe ve ifade bakımından da tebrik ederim. Hiç laf etmesinler.”

Kararı okumuş..

Dört dörtlükmüş..

Hiç sormamış kendisine..

“Ben bu karara ‘Dört dörtlük’ diyecek isem.. Kararın altında, dairenin başkanının, çoğunluktaki dört üyenin tam zıttı görüşünü izah etmem gerekir.. O da yüksek hakim.. Diğerleri de.. ‘Dört dörtlük’ demeyeyim bari, karara.. Bir ihtilaf var ki, dört üye bir yönde, bir üye ise farklı yönde oy kullanmış.. Kararı destekleyecek başka bir ifade ne olabilir?”

Sormamış..

Bodoslamadan gitmiş..

Aslında kararı okumadığını ispatlamış..

Baro başkan adayları, ibnelerin hakları için uğraşırsa, tarih profesörleri hukuki konularda ne yapsın?

Böyle saçmalarlar işte..

Devam ediyor saçmalamaya, İlber Ortaylı:

“Milli Eğitim Bakanlığı’nın bürokratları ‘Temyiz yolu açıktır’ diyorlar, ona ‘Temyiz yolu’ denmez ona ‘Tashih-i karar’ denir, bunu o memurlar nasıl söylüyor şaşıyorum. Milli Eğitim Bakanlığı’nı ilgilendirecek bu konu değil artık, oradan çıkmış bir şeyi düzeltti mahkeme, artık onlar susacak, Danıştay’ımızın kararına itaat edecek.”

Adam profesör olmuş..

Emekliliği gelmiş..

Şimdi orda burda konferanslar verirken, hep el üstünde tutuluyor..

Ama, 10 sayfalık bir Danıştay kararını okumadan..

“Kararı okudum ben” diye, sormadan cevap veriyor..

Ardından da.. Hiç bilmediği kavramlarla, hukuk uzmanı eksiliyor..

Temyiz ayrı imiş, tashihi karar ayrı imiş..

Evet.. Ayrı..

Ayrı ama.. Tam da, Milli Eğitim bürokratlarının söylediği şekilde, o karar temyize tabi..

Eğer okusaydın kararı.. Kararda “Temyizi tabi olmak üzere” diye yazıldığını da görürdün..

Ama okumadan allame olanlar..

Daha doğrusu, kendi uzmanlık alanından çıkıp, siyasi konulara atlayanlar..

Hukukçuluk yerine ibnelerin hak arayıcılığına soyunanların olduğu ülkede, hukukçuluk yapmaya kalkanlar..

Bilen adamlara saldırırken bile, böyle pervasız olabiliyorlar..

Hiç düşünmüyor, “Bürokrat bir şey diyorsa, büyük ihtimalle bir bildiği vardır. En azından, konunun uzmanı olan birisine danışayım da.. Cahil yerine düşmüş olmayayım..” demiyor..

Çünkü, konunu uzmanı olan kimseyi göremiyor..

Bakıyor baro başkan adaylarına..

“Avukatlık yaptığı için arkadaşlarımız cezaevine girdi” diyor..

Bu adamların hukukçu geçindiği ülkede, kime ne sorsun, adamcağız..

“Ben bilirim” diyor. 

“Ben hem tarihçiyim, hem hukukçuyum, hem.. Hem.. Hem..” diyor..

Başlıyor nutuk atmaya..

“Andın kaldırılması bence bir küstahlıktı, son derece büyük bir küstahlıktı, gerekçesi o zaman daha daha küstahlıktı. Onu bir ırkçılık, Hitler, Stalin taklidi demeleri de küstahlık, onu söyleyen insanların ne Hitler’den ne Stalin’den hiç bir haberleri yok ve bunu sorup öğrenebilirler, okutup öğrenebilirler, hiç öyle bir zahmeti yok. Ağzına geleni konuşuyorlar. Bunlar kasabalılar, fakat bu kasabalılara aklı da Amerikan kasabalarında okuyanlar veriyor. Yani Avrupa kültürünü almayan doğrudan doğruya Amerikan siyaset bilimi kültürüne bulaşan, ezbere bir takım şeyleri kafalarına yerleştirip aslında daha da beter kendine göre yorumlayanlar yerleştiriyor.”

Muhterem biliyormuş, Hitler’i, Stalin’i..

Andı kaldıranları Amerikan kasabacıları diye tanımlıyor ama..

“And’ın Hitler ile, Stalin ile ilgisi yok” diyor ama..

And’ı kaldıranları, Avrupa kültürünü bilmemekle suçluyor ama..

Hitler’in Avrupa kültüründe yeşerdiğini düşünemiyor..

“Ona temyiz demezler” diyor..

Kararın altındaki, “temyizi kabul” ifadesini okumadan konuşup, cahilliğini, daha önemlisi cehaletteki cüretini ispatlıyor..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp