Bahar

Bahar


Bahar

 

 

Hızır olmadığını biliyorum, elbette biliyorum bunu. Fakat adımlarının geride bıraktığı o muazzam boşluklar her seferinde yeşilleniyor benim için. Ruhumun esrimesini, aklımın küçük bir kırlangıç gibi uçup gitmesini fotoğraf çekildiğini son anda fark eden adam şaşkınlığıyla karşılıyorum. Böylece “Hızır” diyorum sana.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Kervanbaşı olmadığını biliyorum, elbette biliyorum bunu. Fakat sesini her duyduğumda, her “kimse var mı orada” sorusunda anlıyorum ki birazdan bir ip sarkıtılacak tam dibinde kalakaldığım kuyuya. O ipe tutunarak tutunacağım tutunulacak ne varsa. O ipe tutunarak göreceğim güneşi. O ipe tutunarak yeni baştan davranacağım besmeleye. O ipe tutunarak sultan olacağım. Böylece “kervanbaşı” diyorum sana.

Yusuf olmadığını biliyorum, elbette biliyorum bunu. Fakat uzaklardan incecik esen o rüzgâr her seferinde senin kokunu taşıyor bana. O rüzgârla sermest oluyorum. “Gömleğini yollasa ben fakire” diyorum, “gömleğini yollasa ve gözlerime sürsem ve açılsalar ve görsem görmem gerekeni ve yeniden aşk ile yeniden aşk için, yeniden… Böylece “Yusuf” diyorum sana.

Asiye olmadığını biliyorum, elbette biliyorum bunu. Fakat her seferinde Nil’de salınan beşiğimi cariyeler bulsunlar, bulup sana getirsinler istiyorum. Yüzüme bak ve merhamet et bana. Gözlerime bak ve merhamet et. Elimi tut ve merhamet et. Senin merhametin vesile olsun ve o sayede kalayım hayatta. Böylece “Asiye” diyorum sana.

İdris olmadığını biliyorum, elbette biliyorum bunu. Fakat bana sandaldan bir elbise biç istiyorum. O elbiseye bürüneyim ve o elbiseyle arınayım ve o elbiseyle anayım seni. Dosta-düşmana, gence-yaşlıya elbisemi gösterip “o biçti bunu” diyeyim, “o biçti bunu. O yüzdendir bunca güzelliği. Güzelliği güzelliğindendir ve onun da güzelliği O’nun güzelliğindendir. Her şey O’nun güzelliğindendir.” Böylece “İdris” diyorum sana.

Taptuk olmadığını biliyorum, elbette biliyorum bunu. Fakat bana kesilecek odunu sen göster istiyorum. Dergâhına yıllarca tek bir eğri odunun girmesine izin vermeyeyim istiyorum. Günün birinde eşiğine geleyim ve sen bana “bizim Yunus” diye seslen istiyorum. “Bizim Yunus” olayım istiyorum. Göğsümde bir inşirahla çözülsün dilimin bağı ve söyleyeyim istiyorum. Durmaksızın söyleyeyim. Durmaksızın anayım adını. Böylece “Taptuk” diyorum sana.

Ama sen Hızır değilsin. Kervanbaşı, Yusuf, Asiye, İdris ya da Taptuk değilsin sen.

Kim olduğunu bilmiyorum senin. Nice yollar yürümekten şişti ayaklarım, nice yerlerde konakladım, nice hanlar önünde yüzünü aradım senin. Görsem nasıl tanıyacağımı bilemeden aradım.

Kim olduğunu bilmiyorum senin. Nice dağlara tırmandım, nice nehir ağızlarında yundum, nice renklerde nice kır çiçekleri toplayıp kuruttum senin için. Göçerlerin çizgi çizgi yüzlerinde bir iz aradım senden.

Kim olduğunu bilmiyorum senin. Yaz değilsin sen. Yaz olamazsın. Nice üzümün, nice şeftalinin tadında varsın, ama yoksun. Nice çözülmüş düğmede, nice sıvanmış kolda varsın, ama yoksun.

Kim olduğunu bilmiyorum senin. Sonbahar değilsin sen. Sonbahar olamazsın. Dökülen yapraklarda, sert esen rüzgarda, iğri iğri yağan yağmurdasın evet, ama onlarda da değilsin.

Kim olduğunu bilmiyorum senin. Kış değilsin sen. Kış olamazsın. Isınsın diye sobaya uzattığım elimde, kaynayan ıhlamurun kokusunda varsın sen, ama yoksun da.

O halde bahar mısın sen? Değilsin. Değilsin elbet. Bahar olsan buralar hep tomurcuğa durur. Bahar olsan başım döner senden. Bahar olsan uçsuz bucaksız ovalara ceylan sürüleri iner. Bahar olsan göğün verdiğini kabul eder gökyüzü. Bahar olsan renge keser her yan.

Kimsin sen o halde? Sen bensem ben kimim? Ben bensem sen kimsin?

Burada yazmayı bırakıp “çağla ve erik çıksa artık” diye düşündüğüm doğrudur.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp