Bağımlılığın serencâmı

Bağımlılığın serencâmı


Bağımlılığın serencâmı

 

 

Bağımsızlık kavramı, “sistem karşıtı” hareketlerin dağarcığında bulunan sihirli bir kavramdır. “Sistem karşıtı” hareketlere ilham ve kuvvet vermiş olduğunu biliyoruz. Mesele bu kavramdan hareket eden sistem karşıtı tekmil hareketlerin eninde sonunda sisteme eklemlenmiş olmasında. Başka bir ifâdeyle; bağımsızlık arayışları şaşırtıcı bir şekilde bağımlılıklara inkılâb ediyor.

Aslında şaşırmamak gerekiyor. Diyalektiğin cilvesi bu. Bu dünyâda neyi arıyorsam, doğrudan onun “evine” değil; karşıtının “evine” bakmayı ihmâl etmemeyi prensip edinmeye çalıştım. Bu minval üzre gördüğüm şeylerden birisi de dünyâdaki bağımlılıkların târihinin bağımsızlık süreçleriyle perçinlenmiş olması.

Meselâ senelerce büyük bedeller ödeyerek “siyâsal-hukuksal bağımsızlığını” kazanmış olan sömürge veyâ yarı-sömürge memleketlerin cümlesi, çok bir zaman geçmeden eski bağımlılık dönemlerini bile mumla aratacak yeni bağımlılık ilişkileri tarafından teslim alınmıştır. Meselâ Lulumba’nın Kongo’su Kenyatta’nın Kenya’sı, Nâsır’ın Mısır’ı, Ben Bella’nın Cezâyir’inden geriye koca bir boşluk kaldı.

Aslında Güney Afrika’lı bir siyahî üniversite hocasının bana, Mandela sonrası yaşanmış olanlara dâir anlattıkları yeteri kadar düşündürücü. Apartheid sonrası başlayan ve bir türlü kontrol altına alınamayan yağmadan ve kaostan yılan beyaz nüfus, sermâyeleriyle berâber memleketi terk etmeye başlamış. Güney Afrika’da üretim bir anda durma noktasına gelmiş. Mandela’nın ilk icraatı, beyazları yeniden ikna edip memlekete geri döndürmek olmuş.. Ne kadar dramatik değil mi? Cry the Beloved Country’nin gerçekten de ağlanacak bir başka hâli..

Aynı durum sosyalist kurtuluş hareketlerinde de görülür. Sovyetler, Doğu Avrupa ve Çin’i zâten biliyoruz. Ama bana en dramatik gelen Vietnam’ın durumu olmuştur.. Kıdemli gazeteci dostum Avni Özgürel renkli anlatımıyla Vietnam ziyâretinin izlenimlerinden bahsediyordu. Amerikalılar McDonalds’ı Ho Chi Minh’in artık müze olan evinin karşısına kurmuşlar. Avni Bey; ”Bir o mütevazı eve; bir de onu cesametiyle ezen, yutan McDonalds’a baktım..Şaşırdım kaldım” demişti…Ne acı değil mi? Yüzbinlerce insanın ölümü, sözüm ona kazanılan zafer, îlân edilen sosyalizm ve ardından kapitalizmin kollarına düşmek..

Bunlar neden mi yaşandı? Aslında basit: Devlet ve ulus olmak kolaydır; ama bir şartla; bunu yaşatacak bir sermâye birikiminiz varsa. Sistem karşıtı hareketler fakirliğin içinden geldi ve bunu aşmasını sağlayacak kaynaklardan yoksun kalmanın bedelini ödedi. Dünyâdaki çarpık sermâye birikiminin tabiî neticesiydi bu. Bu sebeple devletler kaynak yaratmak için uluslarına abandı ve mâcera bürokratik yolsuzluk ve çürümeyle; dahası devlet ile ulusun yabancılaşmasıyla bitti.

Bugün sermâyenin tek bir adı vardır: metâlaşmış, yeni bir şeyin karşılığı olmayan, olmak zorunda olmayan, bizzât alınıp satılan ABD Doları.. Sermâyenin finansal seviyede metâlaşması ve şişmesi, onu elinde tutanların da hesaplayamadığı ağır neticeler doğurdu. Üretim kayıpları ile hesapsız tüketimin çarpıştığı bir düzlemde ağır çevrimsel ve yapısal krizlere girdiler. Dahası, o zamana kadar üretim dışı kalmış olan Yarı-Merkez bâzı güçler sermâye açığını giderecek imkânlara kavuştu. Çin ve Hindistan başta olmak üzere bir palazlanma yaşandı.

Sermâye bulmak ve bunu üretime dönüştürmek, sermâyesiz geçmiş on senelerin telâfisi adına birşeyleri vaad ediyordu. En başta Çin bu fırsata ihtirasla sarıldı. Düşük mâliyetler üzerinden kendi ulusal emeğini hoyratça ezmek pahasına yaptı bunu. Alıcısı da hazırdı. ABD pazarında büyüdü. Ama muazzam alımların karşılığı olarak Dolar yetmedi, türev fonların kağıtları devreye girdi. Neticede Çin dünyânın en büyük alacaklısı oldu. Üstelik dolar üzerinden. Ama elinde Dolardan çok kâğıtlar var. Nereye kadar bilinmez, ama direniyor ve sabrediyor. Tek Yol gibi alternatif açılımlar peşinde. Evet, elindeki kâğıtları tahsil etmeye kalksa ABD bankaları, dolayısıyla ABD çöker. Bu da lâmsız cimsiz savaş, belki de dünyânın sonu demek..Öyle olmasa bile ABD’nin çöküşü demek doğrudan Çin’in çöküşünden başka bir şey değildir..

Bağımlılık şekil değiştirdi sâdece. Eskiden bağımlılaşmayı sermâye eksikliği tâyin ediyordu. Bugün dolar alacaklısı olmak veyâ dolara gömülmek bir şey ifâde etmiyor. Her ikisi de dolar bağımlılığını anlatıyor. Bu hakîkatin karşısında siyâsal, ideolojik ve kültürel kavgalar ne kadar komik kalıyor değil mi? …

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp