Bağdat’ta bir yer...

Bağdat’ta bir yer...


Bağdat’ta bir yer...

 

 

2020’den itibaren Irak, kritik kriz noktalarından biri olarak hızla yükselecek...

ABD’nin Irak’a “müdahalesinin” ana temalarından ilki İran. Rusya ile de aynı oranda bağlantılı. Önce Kerkük vuruldu. Sonra ABD, İran’ı vurdu Irak’ta. Şimdi elçiliği kuşatma altında!

Doğu Akdeniz jeopolitiği sahnesinde Suriye ve Irak yeniden ‘aynı’.

Bağdat’ın kaderi buymuş...

***

Yeni yıla nasıl girerseniz tüm sene öyle geçer diye bir Batı bâtılı vardır ya...

2 Ocak’ta ‘EastMed’, Yunanistan-İsrail-Rum Kesimi tarafından imzalanıyor.

4-5 Ocak’ta Fransa-Mısır-Yunanistan-Rum Kesimi, Kahire’de bir araya gelmeyi planlıyor.

7 Ocak’ta Başkan Trump, Yunanistan Başbakanı Miçotakis’i ağırlayacak.

8 Ocak en önemlisi. Rusya lideri Putin, Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte, daha şimdiden Amerikan ambargosuna uğramış ‘Türk Akımı’nı serbest bırakacak...

Önce 8 Ocak’a kurgulanan, sonra ‘aciliyet’ icap ettiğinden 2 Ocak’ta TBMM’ye olağanüstü toplantıyla getirilecek Libya tezkeresi oylanacak.

Tabii arada Alman Şansölyesi ve İngiltere Başbakanı ile yapılan telefon görüşmelerini, Putin-Sisi, Trump-Sisi temaslarını, Ankara’da yapılan “Yeniden Asya” konferansı ile bölgede takibi imkansız hale gelen askeri tatbikatları saymıyoruz...

Hatta, Pazartesi akşamı Moldova Cumhurbaşkanı ve heyetinin 20 yıl sonra ilk kez resmi bir ziyaret için Türkiye’de bulunmasını, 72 anlaşma imzalamasını, “bu stratejik bir ziyarettir” ifadesini de listeye yazabiliriz.

İşte üstüne, ABD’nin Irak’taki İran varlıklarını vurması ekleniyor...

***

“Rusya ve Türkiye, Doğu Akdeniz’de beraber mi yüzecekler, beraber mi batacaklar”...

Batı tipi dramatik manşet geleneğinin uzantısı olan bu tür başlıklar, çoğunlukla konuyu özetleme arzusu taşısa da nadiren bütünüyle kavrayabiliyor...

Gerçekte Ankara hem kendine yeni alanlar açıyor hem de yüzmekten yorulduğu anlarda tutunabileceği kara parçaları yaratıyor!

Kaldı ki, ‘kara göründü’ mertebesinde ana vatanı bulunuyor. Beraber yürüdüğü/yüzdüğü ortak var mıdır bir tarafa, adı anılan o ülkeler gibi “ABD’nin hedefinde” değil!

Bunu elbette açmalıyız; ABD’nin Irak’ta bir yerleri vurduğuna ilişkin ilk bilgiler geldiğinde, kimse, “kimi” ya da “nereyi” diye sormadı. “Uçaklar nereden kalktı” diye merak etti!.. (Despite issues, Turkish military bases still key for US’, 29/12, AA.)

***

Bu sorunun içinde taşıdığı stratejik hazine, düşe-kalka ilerlemeye çalışan Türk-ABD ilişkilerinin temel sütunlarının hala durduğu kadar Rusya’ya da bir mesaj olduğudur...

Arzu ederseniz, İdlib’te Türk sınırına sürülmeye çalışılan onbinlerce masumun ardında Rusya’nın Libya mesajını ararken de, Trump’ın, “Türkiye orada zor şartlarda çok iyi işler yapıyor” açıklamasında da bunu görebilirsiniz.

***

Kısa ve açık: Türkiye’nin İdlib ve Libya’daki beklentilerinin karşılanmasını gerekiyor. Nokta! Bunun ilk muhatabı Rusya’dır.

ABD’nin hava atağı Esad yönetiminin sırtını dayadığı İran kollarını da vurmuş oluyor. Suriye’de göreceli Şam ‘istikrarı’ da böylece rüzgarlı bir alana yeniden savrulmuş oluyor.

Saldırının tali faydalarından biri İsrail’e... Mart ayında yapılacak seçimler için İran’a yüklenilmesi Tel Aviv yönetimine iç politik kıyak. Devam da edecek görünüyor...

İran reaksiyonu nasıl olacak? Resmi söylemler ‘sınırı geçmiyor’. Bir misillemeden bahseden yok. Ancak ‘sonuçlara katlanma’ var!

***

Pazar gecesi Irak ve Suriye’de vurulan İran kolları, ABD’nin Tahran’a yükseleceğinin işareti. Bunun delili, Amerika’nın saldırıyla İran Devrim Muhafızları’nı hedef aldığını alenen söylemesi. (‘Statement from assistant to the Secretary of Defense Jonathan Hoffman’, 29/12, Pentagon.) Öte yandan, Washington’un bu askeri emri vermesini gerektiren son damlanın Kerkük yakınlarındaki bir Amerikan üssüne yapılan saldırı olduğunu da söyleyelim.

ABD-İran gerilimlerini ölçmek genellikle zordur. Ne kadar ciddi olduklarını, işin nereye varacağını söylemek sıklıkla yanıltıcı olabilir. Ancak Irak’ın bu gelişmeler içindeki yerinin artık daha farklı/fazla olduğu kesin.

İran’ın son dönemde ABD üslerini ‘denemesi’ bu yüzden. Bağdat’taki istikrarsızlık ve ekonomik gidişat İran karşıtı imalar içerdiğinden büyük gerilimler üretiyor.

Kısaca, İran ve ABD (S. Arabistan, BAE) arasında Irak’ın siyasi geleceğiyle ilgili rekabet hava saldırılarıyla kendini gösterdi fakat, bir parlamaya dönmemesi için her iki ülke de yazılı olmayan anlaşmalara dayanan uzun geçmişe sahip.

İki ülke de resmi açıklamalarında sakin davrandı. Bunun bir nedeni İran Dışişleri Bakanı’nın BM toplantısı için New York’a gidecek olması. Perde arkası görüşmeler Bakan Zarif’in planlarına uygun olduğu kadar Trump’ın seçim yolunda ihtiyaç duyduğu kazanımlara ek yapabilir.

Sonuçta, İran’ın geçmemesi gereken kırmızı çizgi belli. Irak’taki Amerikan varlıklarına dokunmamak. ABD’nin kırmızı çizgisi ise doğal; ülkedeki tüm İran varlıklarını itekleyecek gücü yok. Elçilik de oydu!

Kazananı Bağdat belirleyecek. Bu da Türkiye’yi çok ilgilendiriyor!

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp