Babanın oğluna üç nasihati

Babanın oğluna üç nasihati


1- Tarih iyilerle kötülerin savaşından ibarettir. Sen sen ol, iki seçenek arasında kaldığında tavrını haktan yana al oğul. Tamam…  Her doğru da her yerde söylenmez ama uygun zaman ve zemini bulduğunda doğru olanı söylemekten kaçınma. Seni ne kadar sevdiğimi bilirsin ama ne sen beni anlayabiliyorsun ne de ben seni.

Ebeveynin seni tehlikelere karşı koruyabilmek için tecrübelerini aktarırken sen kendini geri çekiyor ve onların olayları çok fazla abarttıklarını söylüyorsun ne kadar doğru? Emin ol onların gönüllerinden dökülen her cümle hayatın kirlerinden süzülüp gelmiş ve adeta kitaplaşmıştır. Sen tehlikenin ne olduğunu nasıl anlayacaksın? Kötünün kötülüğünü tecrübe etmeden bunun nasıl farkına varacaksın? Sen okuduğun romanlarda hayal dünyanı aydınlatan hikayelerde kötünün sinsi tuzaklarına hiç rastlamadın mı? Görsel ve yazılı medyada şiddet eken karanlık yüzlü adamların haberlerini okumadın mı? Peki, o halde neden kendini geri çekiyorsun? Kötünün sana uzanmayacağını mı sanıyorsun? Bunu bilemeyiz o nedenle sana verilen nasihatleri al ve sakla, ihtiyaç olursa kullanırsın.

Türlü vaatlerle seni kandırıp, zehiri bal diye avuçlarına koyduklarında bedeli ne olursa olsun tavrını doğrudan yana koy. Ancak gündelik hayatta her doğrunun her yerde söylenemeyeceğini unutma. Öyle anlar olur ki, doğru bildiğin şeyleri dillendirebilmek için uygun zaman ve zemini beklemek zorunda kalırsın. Bunu yapmadığında ifadelerin fayda yerine zarar getirebilir.

2- Verilen sırrı saklamak emanet bir eşyayı saklamak gibidir: Toplumumuzda emanet olarak bırakılan eşyalara büyük bir ihtimam gösterilir ve vaktinde sahibine ulaştırılır. Aklıselim kişiler emanete ihanetin büyük bir vebal olduğunu fıkhi sonuçları ile izah ederler. Ama insanlarımız verilen sırların tıpkı bunun gibi bir emanet olduğunu düşünmez ve hemen ifşa ederler. Müslüman türü ne olursa olsun verilen emanete riayet etmeli ve bunu asli bir sorumluluk olarak görmelidir. Zira insanoğlu en baştan beri emaneti üstlenen ve Allah’la ahitleşen tek varlıktır fakat ne yazık ki aynı insan unutan ve ihanet edebilen bir beşerdir.

3- Bugün yine durgun bir deniz gibisin oğul. Ne zaman hal hatır sorsam mutsuzluktan ve umutlarını kaybetmekten bahsetmektesin. Görüyorum da mutluluğu çok ötelerde arıyor ve her seferinde ellerin boş geri dönüyorsun. Söylesene mutluluk dediğin şey uçurtmanın kuyruğunda mı? Ufuklara doğru yol alan bir yolcu mu mutluluk? Mutluluk dediğin şey martıların kanatlarında mı? Mutluluk görünmez dağların ardında mı? Okyanusta bir damla, gökten süzülen yağmur mu? Sözümü dinle ve mutluluğa ulaşmak için uzaklara değil kendine yürek ülkene bak ve burada filizlenen özle, fıtratınla buluş.

Unutma mutluluk bir çocuğun başını okşayan avuçlardadır, bir yoksulun yüzünü güldüren yüreklerdedir, seher vakti secdeye kapanan pak ve duru yüzlerdedir mutluluk. Mutluluk mazlumun dualarında gizlidir, Allah dostlarının yakarışlarında, çocuğuna ekmek götürebilmek için koşturan babanın gözlerinde ve kirlenmemiş kalplerde gizlidir mutluluk. Fakat nedense sen mutluluğu hep ötelerde arıyorsun.

Google+ WhatsApp