Babacan’ın Adalet Bakanı adayı, sadece “bakan” imiş!

Babacan’ın Adalet Bakanı adayı, sadece “bakan” imiş!


Babacan’ın Adalet Bakanı adayı, sadece “bakan” imiş!

 

 

Dün de aynı konuya değinmiştim..

Ama ifadenin tam metni elimde yoktu..

2009-2013 arası Adalet Bakanlığı yapan, şimdilerde ise Ali Babacan ile parti kurma hazırlıklarına hız veren Sadullah Ergin’in 17 Eylül tarihli tanıklığının tam metnini okuyunca, “Muhterem, Adalet Bakanı değil, sadece olaylara bakan birisi imiş” tespitini yaptım..

Soruyor daire başkanı:

“6-0 için ne diyorsun?”

Dönemin bakanı, yeni dönemin de bakanı olmaya hazırlanan Sadullah Bey cevaplıyor:

“İlk defa duyuyorum!”

Kendi dönemi olmasa da, bakanlık koltuğuna oturmadan birkaç ay önceki genel müdürlük koltuğu doldurmalarında, FETÖ “6-0 yaptık” diye muhabbet yapıyor..

Sadullah Bey, 10 yıl sonrasında dahi..

Aradan geçen o kadar olay olmasına rağmen..

Hâlâ konuyu duymamış..

Adalet Bakanı değil, “bakan” olduğunu ispatlamış..

Yeni dönemde olur ya, partileri seçim kazanır, kendisi de bir bakanlık koltuğuna oturursa, yine “bakan-seyreden” olmaya devam edecektir..

Hatta “bakan” bile değil..

“Bakmayan, seyretmeyen, bilmeyen” olmaya devam edecektir..

Hani sorsak kendisine..

“Hem bakanlık koltuğunu dolduramazsın, sadece bakarsın, bilmezsin.. Siyasetteki bu hırsın niye?”

Bilmediği sadece 6-0’lık skor değil..

Bakanlıktaki FETÖ’nün durumu sorulduğunda da cevabı şöyle, Ergin’in:

“Maalesef uzunca bir süre doğrusu bunların nasıl hareket ettiklerini bilmiyordum ama..”

Hadi biz Adalet Bakanlığı’nın kapısından içeri girmiş değiliz.

Pensilvanya muhiblerinin hiçbirisi ile günde iki-üç saat mesai birlikteliğimiz olmamış..

Biz “FETÖ’cülerin nasıl hareket ettikleri”ni bilmiyor olabiliriz de..

Sağındaki FETÖ’cü, solundaki FETÖ’cü, önündeki, arkasındaki FETÖ’cü çıkan Sadullah Bey, bunların hareket tarzlarını nasıl öğrenememiş, hayret etmemek elde değil..

Eski Adalet Bakanı, FETÖ’cülerin hareket tarzlarını bilmiyor ama.

Çok iyi bildiği bir şey var..

“İbrahim Okur, FETÖ’cü değildir.”

Hani sorsak, “Fetullah Gülen, FETÖ’cü değildir” de diyecek ama..

Neyse ki, soran olmamış..

Bunu nasıl anlamış, Sadullah Bey?

Hukukçu olmuş ama, sokak esnafının bile öğrendiği “iyi polis-kötü polis” taktiğini hiç duymamış olmalı ki..

FETÖ, MİT Müsteşarı’nı gözaltına almak istediğinde..

İbrahim Okur’a müracaat etmiş.

O da İstanbul’daki işi, bir şekilde halletmiş.

Olay halledildi zannetmişler.

Ertesi sabah uyanmışlar ki, İstanbul’un yazısı, Ankara’ya gelmiş bile..

İyi polis, “İstanbul’u hallettim” demiş.

Ertesi sabah, evrak Ankara’da çıkmış..

İyi polis de düşünmüş taşınmış..

“Bundan sonrasında, iyi polislik yaparken, kötü polisleri zor duruma düşürebilirim.. Kötü polislere zarar gelmemesi lazım.. O zaman kanunu değiştirelim” demiş..

Kamuoyuna da, “İktidar kafasına estiği gibi, istediğinde kanun değiştiriyor” algısı oluşturmak için malzeme vermek gerekiyor ya..

“Bu vesile ile, o malzemeyi de vermiş oluruz” diye düşünmüş olmalı..

İki tane müfettiş yollayıp, “Ulan köftehor, sen kimsin de, MİT Müsteşarı’nı gözaltına almaya kalkışıyorsun” diyememişler..

Şimdi mahkeme salonlarında, birbirlerine tanıklık yaparak, aklanmanın peşine düşüyorlar..

Hem ne tanıklık!

“Meşakkatli bir süreçten sonra 2013 Mayıs kararnamesinde Ankara ve İzmir başsavcıları değiştirildi ve bu mücadelede de İbrahim Okur önemli katkılar sağladı” diyerek, o tarihte nasıl sevindirik olduklarını utanmadan anlatıyor.

Tekrar siyasete soyunmasanız..

Tekrar aynı bakanlık koltuğuna oturmak, için Tayyip Erdoğan gibi sizi genç yaşta Adalet Bakanı koltuğuna oturtan bir lideri arkadan hançerlemeye kalkışmasanız, “Ne haliniz varsa görün” diyeceğim ama..

2013’te biriniz Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyorsunuz.

Biriniz HSYK’da daire başkanlığı koltuğunda oturuyorsunuz.

Ve iki tane ilin başsavcısını değiştirmek için, meşakkatli bir süreçten geçiyorsunuz.

O zaman yarın da..

Hangi kıytırık işleri, “Meşakkatli” göreceksiniz, tahmin etmek zor olmasa gerek.

Ve tam da üzerinden çaktırılmadan geçilen konuya geldik..

Açıklasalar..

“O süreçte benim konumumu şu idi” diyerek, “gerçek” ne ise, dürüstçe anlatsalar..

“Sadullah Ergin bir daha Adalet Bakanlığı yaparsa, ‘bakan’lık ile yetinmez, o koltuğa hakkı ile oturur” diyeceğim..

“İbrahim Okur cezaevinden çıksa da, FETÖ gibi alçak bir örgütü de deşifre etmiş olur, yeni FETÖ’ler de kafayı kaldırmaya cesaret edemez” diyeceğim..

Ama bakınız..

Olaylar hakkında, küçücük bir bilgi kırıntısı bile veriyorlar mı?

17-25 Aralık hain darbe girişimi olmuş..

Savcıların, uyduruk isimlerle medya patronlarını, işadamlarını dinleyip, onlara şantaj yaptıkları ortaya çıkmış..

Hakimlerin de, savcılarla işbirliği yapıp, bu dinleme kararlarını hukuksuz şekilde sürekli uzattıkları ortaya çıkmış..

Bunların hepsini tespit edip, kulaklarından tuttukları gibi kapının önüne koyacakları yerde..

HSYK’yı toplayıp, değiştirilen Adli Kolluk Yönetmeliği’ni protesto kararı alıyorlar..

O kararın altında, İbrahim Okur’un da imzası var.

Yani..

17-25 Aralık olmuş..

FETÖ’cüler “Ha gayret” diyerek, hükümetin bir barutluk canı kaldığı düşüncesi ile, atak üzerine atak geliştiriyorlar..

Böyle bir dönemde..

Hükümetin iki bakanı; Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı, Adli Kolluk Yönetmeliği’ndeki boşlukları dolduran değişikliği yapıyor..

Bu değişikliğin altında, Sadullah Ergin’in de, aynı tanıklıktaki beyanına göre, imzası var..

Sadullah Ergin’in “Yönetmelik değiştirilmeli” diyerek tavır koyduğu bir konuda, İbrahim Okur ise tam aksi yönde tavır belirleyip, “Adli Kolluk Yönetmeliği’ni değiştirmek, hukuk devletine aykırıdır” mavalı ile Pensilvanya’nın hükümet devirme girişimine destek veren açıklamaya imza atıyor.

Sadullah Bey yine de, “İbrahim Okur’un, FETÖ yanlısı bir tavrını görmedim” diyor..

Affedersiniz Sadullah Bey.. 

Pensilvanya’daki zatın, FETÖ’ye yardım ettiğine dair bir görgün oldu mu?

Eminim vereceğin cevap şu olacak: “Görmedim..”

Hani diyoruz ya “Adalet Bakanı değil, sadece olaylara ‘bakan’mış” diye..

“Olaylara ‘bakan’mış” tespiti bile çok, bu muhtereme..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp