Babacan politikası: Cemevine destek, camilere köstek!

Babacan politikası: Cemevine destek, camilere köstek!


Hani dindarlara yönelik bir baskı ortamı olsa..

Dindarlara zorbalık üstüne zorbalık geliştiren bir yönetim işbaşında olsa.

“Takıyye yapıyorlar” diyeceğim de..

İşbaşındaki yönetim, kendilerinin de eski yol arkadaşları..

Dindarlara baskı uyguladığına dair küçücük bir iddia, bir ihtimal bile yok..

Böyle bir dönemde..

AK Parti’den ayrılan Ali Babacan’ın söylemini masaya yatıralım..

Bakalım..

Kimlere özgürlük vadediyor, kimlerden hiç bahsetmiyor?

Dünkü açıklamasından:

“28 Şubat’ta hor görülen kesimler nasıl bir ülke hayal etmişlerdi? Tek bir sesin bütün sesleri bastırdığı bir ülke mi hayal etmişlerdi? O gün bu siyasi partiye destek verenlerin büyük çoğunluğu bugün derin bir hayal kırıklığı içinde. ‘Biz böyle olmasını istememiştik’ diyorlar!”

Babacan kendi adına konuşsun..

28 Şubat sürecinde, şahsının bir “ses bastırılması”na muhatap olduğunu sanmam..

Ama varsayalım öyle bir muamele ile karşılaştı..

Bugün ile kıyaslayabilmesi için, bir mantık muhakemesi yapması lazım..

Dün baskı altına alınan başörtülüler, hangi fiilleri sebebi ile haksızlığa uğruyorlardı?

Bugün haksızlığa uğradığını iddia ettiğiniz kesimler, hangi fiillerinden dolayı, o haksızlık olduğu söylenen muameleye tabi tutuluyorlar?

28 Şubat’ta başörtülülerin işledikleri tek suç yok.. Başlarına taktıkları örtü sebebi ile ayrımcılığa tabi tutuldular..

İmam hatiplilerin işledikleri suç yok..

Lisedeki pozitif derslerin yanı sıra dini bilgiler öğrenmek için tercih ettikleri imam hatip liselerine katsayı ayrımcılığı uygulanarak, baskı altına alındılar..

Kur’an kursuna gidenlerin bir suçu yoktu..

Ne birisini öldürmüşlerdi.. Ne darbeye kalkışmışlardı, ne devlette kadrolaşıp ona buna iftira atmışlardı.

15 yaşına kadar çocukların Kur’an kursuna gitmesi, 8 yıl kesintisiz eğitim yasası ile yasaklanmıştı..

28 Şubat mağdurlarının, kendilerine isnat edilecek, objektif kriterlerle suçlama yapılacak tek bir yanlışları yoktu..

Peki bugün, “Bir benzerini yaşıyoruz” diyerek Ali Babacan’ın avukatlığına soyunduğu kesim öyle mi?

Babacan, FETÖ’cüleri önümüze koyuyorsa, söylesin, “Bu ülkede darbe yapmak, halka kurşun sıkmak, tankla insanları ezmek, savaş uçaklarından caddelerde yürüyen insanların üzerine bomba atmak, suç değil mi?”

Babacan’ın kafasına bakın..

28 Şubat’ta, kimseye zararı olmadan, başına örtü takan kızlarla..

İnsanların üzerine bomba atan darbecileri bir tutup..

“28 Şubat’çılar başörtülülere zulmediyorlardı, şimdi başkaları da, darbecilere zulmediyor” demeye getiriyor..

Bugünün mağdurları gibi gösterilen FETÖ’cüleri geçtik..

PKK’lılara da sahip çıkıyor, Babacan..

O zaman soralım:

Devletin askerine, polisine kurşun sıkan hainler ve onların uzantılarını gözaltına almak, cezaevine koymak, başörtülü öğrenciler hakkında idam cezası talepli 28 Şubat’ta açılan dava ile aynı mıdır?

Böyle bir yaklaşım, hem o başörtülü öğrencilere vicdansızlık..

Hem de terör örgütlerini savunmak anlamına gelmez mi?

Geçtik, bir de değişik sıfatlarla mağdur olduğu ileri sürülenlere..

Mesela, Can Dündar ve Enis Berberoğlu gibi tipler..

Gazetecilik adı altında, devletin istihbarat örgütünün gizli kalması gereken fiillerini uluslararası arenada Türkiye aleyhine kullanılması için ve FETÖ’nün eline tutuşturduğu çarpıtılmış bilgilerle kullananlar, 28 Şubat mağdurlarına nasıl benzetilebilir?

28 Şubat’ta hangi mağdur insan, değil “MİT’in kamyonunda şu var, bu var” diyebilmek.. MİT’in “Türbanlı öğrenciler” ile ilgili görevlerini aşan yazılarının yayınlanması bile gerekçe gösterilip, nasıl baskılara uğradıklarını, biz kendi hayatımızdan biliyoruz..

Dolayısı ile..

Babacan’ın, 28 Şubat mağdurları ile, bugün mağdur olduğunu iddia ettiği kişileri kıyaslamaya kalkışması, açık bir vicdansızlıktır..

28 Şubat mağdurlarını da, bugünkü hainlerle aynı göstermek, apaçık bir zalimliktir..

Bir de şu var..

Ali Babacan, dürüst politikacı pozlarında, siyasete gelen genç nefes gibi kendisini göstermeye çalışsa da..

Tilki mi tilki.. Hin mi hin bir söylem içinde..

Bakın..

Dindar insanların, bugün dahi sorun olarak gördükleri konular ile ilgili tek kelime etmediği halde..

Örneğin imam hatipler hakkında tek kelime etmediği halde..

Kur’an kurslarındaki öğrencilerin durumlarının iyileştirilmesi konusunda tek kelime etmediği halde..

Camiler hakkında, olumsuz açıklamaları bile olduğu halde.. ( Bakınız, “İmar rantı varken kim sanayiye, üretime yatırım yapar? Bir kalemle yapılan değişiklikle oluşan rantı kimse bırakmak istemez. Siyasetin finansmanı da buradan yapılıyor. Bu rantla cami de yaptırılıyor. Böyle şey olur mu?” 01 Temmuz 2020 açıklaması.)

Dün açıklama yapıyor, cemevleri için bakın ne diyor:

“Alevi vatandaşlarımızın başta cemevlerine ilişkin talepleri olmak üzere inanç, düşünce ve davranış temelinde birikmiş sorunlarının çözümü için gerekli her türlü adımı atacağız.”

Ne güzel iş değil mi?

Camiler üzerinden edepsizce suçlama yap..

Halkın % 98’inin inancı gereği beş vakit namaz kıldığı camiler hakkında, “İmar rantı ile ilişkili olarak cami sayısı artıyor” diye suçlama yap..

Ama sıra cemevine gelince..

“Her türlü adımı atacağız” de..

Sadece cemevinde mi garabet?

LGBTİ’ler için de destek veriyor, Ali Babacan..

Dünkü konuşması olmasa bile, 7 Temmuz 2020 tarihli konuşmasında, LGBTİ ile ilgili soruya cevaben, “Devletin kimsenin yaşam tarzını değiştirme görevi olamaz. Herkesin yaşam tarzına saygılıyız” diyor..

O konuşmasında, sarhoşlara da sıcak mesaj yolluyor Babacan: “İçkilerdeki vergi kopmuş gitmiş durumda, kabul edilebilir değil. Komşularımızda yarı fiyatına, üçte bir fiyatına alkol satılıyor. Türkiye’de bu vergilerin yüksek olması kaçakçılığı doğuruyor!”

Somut örnekleri çoğaltabiliriz..

Maalesef ki maalesef..

AK Parti içinden çıkan bu isimler..

Küçük küçük hesaplar uğruna..

Bir de 28 Şubat’taki zalimlikleri de masumlaştırarak..

Üç tane oy alacağız diye..

Eşcinsellere destek, PKK’lılara destek, FETÖ’cülere destek, sarhoşlara destek verip, cami cemaatine laf sayarak, siyaset yapmayı tercih ediyorlar..

Ne diyelim, Allah fırsat vermesin!

Google+ WhatsApp