AYM üyeleri, kendilerine de katil dedirtirler mi?

AYM üyeleri, kendilerine de katil dedirtirler mi?


AYM üyeleri, kendilerine de katil dedirtirler mi?

 

 

Anayasa Mahkemesi Başkanı, daha bir gün önce, “yemininize sadık kalın”demişti.

Milletvekilleri için yaptığı ‘yeminine sadık kalma daveti’nden kendisini muaf tutmuş olmalı ki, 800’e yakın şehidimizin olduğu olaylar sırasında devlete katil diyenlerin sözlerini ‘özgürlük’ kapsamında saydı.

Oysa aynı Anayasa Mahkemesi, TÜSİAD eski Başkanı Ümit Boyner, internetteki porno yayınların önlenmesi için kanuni girişimde bulunulduğunda yaptığı açıklamadaki, “İnternet yasakları hepimizi endişelendiriyor. Bu alandaki kriterler ve hukuki süreç gözden geçirilmeli” ifadelerine cevap veren Bülent Arınç’ın sözlerini haberleştiren akit’i aynı özgürlükten yararlandırmamıştı.

Neydi akit’te yer alan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın sözleri?

Şunlar:

“Bir filtre uygulamasının veya önlem alınmasının topluma zararı değil faydası var. Sayın Boyner ve düşüncesindekiler iktidara gelirse her şeyi, porno sitelerini de şiddet yayanları da öldürme tarifleri yapanları da serbest bırakabilirler.”

Vayy, sen misin, Ümit Boyner’e yönelik Arınç’ın sözlerini yayınlayan.. 

Akit tazminata mahkûm edildi..

Yargıtay onadı.. Anayasa Mahkemesi, “Akit’in haber verme hakkı kapsamında hakkının kısıtlandığı iddiası yersizdir. Ümit Boyner’e yönelik sözlerden dolayı akit tazminat ödemelidir” dedi..

Bugüne geldik..

Barış için akademisyenler bildirisi diye yola çıkanlar..

“Bu suça ortak olmayacağız” dediler..

Ne suçu?

Kendilerinden öğrenelim:

“Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.”

Üzerinden 4 yıl geçtikten sonra..

Bu iftirayı atan o yüzlerce sözde akademisyene sorsak..

Bize bir tane açlıktan ölen insan gösterebilir misiniz?

Bir tane susuzluktan ölen insan gösterebilir misiniz?

Bir tane işkence gören insan gösterebilir misiniz?

Daha önemlisi, o ilçelerin girişlerini hendek kazarak sözde özerklik ilan eden terör örgütü üyelerinin mahallelerden çıkarılması sonrasında, o ilçelerde küçücük bir hak ihlali iddiası gündeme gelmekte midir?

Hayır..

Demek ki sorun ne imiş?

Terör örgütünün bölgedeki özerklik ilanını bastırmak.

Bunun müsebbibi de, terör örgütünün kendisi..

Bu durumda, terör örgütüne tek bir söz etmeden, “Türkiye Cumhuriyeti” diye cümleye başlayıp, “halkı aç bırakarak, susuz bırakarak öldürme” isnatlarında bulunan hainlerin sözlerini düşünce hürriyeti olarak tanımlamak mümkün müdür?

“Efendim dolaylı sorumluluktan bahsedilmiştir” diyerek, şeytanlık yapmak isteyenler çıkabilir..

O zaman mesela ben, “Anayasa Mahkemesi’nin son kararına oy veren üyeleri, aslında 2015 yılındaki o hendek operasyonları sırasında şehid edilen 800 insanımıza kurşun sıkan teröristlerle birlikte askerlerimizi bir defa daha şehid etmişlerdir. polislerimizi, sivillerimizi şehid etmişlerdir” desem..

Anayasa Mahkemesi’nin teröristler lehine açıklama yapanları aklayan üyeleri,  bu sözlerimi de “Düşünce özgürlüğü” kapsamında değerlendirebilir mi?

“Bu kasıtlı ve planlı kıyım” iftirası ile devlete yöneltilen suçlama düşünce açıklaması mıdır?

Düşünce açıklaması ise, orda silahları ile devlete karşı direnenler “kıyım”mağdurları ise..

O teröristler tarafından vurulan askerlerimiz, hangi “kıyım”ın mağdurlarıdır?

Onların haklarını kim koruyacak?

Nasıl koruyacak?

“Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesi” sıradan bir eleştiri midir?

Bir devlet, halkına karşı katliam uyguluyorsa, o devlete karşı ayaklanma çağrısı yapılmış demek değil midir:

Bir devlet, halkına karşı sürgün politikası uyguluyor demek, hayatımızda böyle bir şey olmadığı halde, devlete böyle bir iftira atmak, düşünce özgürlüğü müdür?

Olmayan bir şeyi söylemek, düşünce özgürlüğü ise, ceza kanunundaki iftira suçu niye vardır?

Soruları çoğaltmak, barış istediğini iddia eden sözde akademisyenlerin iftiralarını tek tek dökümünü yapmak mümkün..

Ama bunları kime anlatacağız?..

Kendisini layüs’el gören Anayasa Mahkemesi üyeleri, kendini herkesin üstünde gören yüksek yüksek hakimler, maalesef Türkiye’nin başına dert olmaya düne kadar olduğu gibi, bugün de devam etmektedirler..

Devlete atılan iftiraların hesabını sorma yerine, müfterilere hak veren kararları ile aslında yurtdışındaki Türkiye’yi kıskaca almak isteyenlere de, malzeme vermektedir..

Oysa o bildiriye imza atan müfterilere, Anayasa Mahkemesi üyeleri de sormalı idi:

“Devlet, Kürt halkına katliam yapıyorsa, İstanbul’daki Kürtlere niçin küçücük bir ayrımcılık yapmıyor? Devlet, Sur’da Kürtleri aç-susuz bırakıyorsa ve bu bir devlet politikası ise, Ankara’da niye aynısını yapmıyor.. Daha önemlisi. Devlet bunu bir politika gereği yapıyorsa, üç senedir niye o politika uygulanmıyor?”

Soruyu cevapsız bırakmayalım:

Çünkü böyle bir politika yok. Sadece, terör örgütü kafayı çıkardığında, kafasını ezmek için yapılan operasyonlar var!

Ve bu tespiti bile yapmaktan bile aciz bir Anayasa Mahkememiz var!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp