Ayetler

Ayetler

İnsanın bir ömür boyunca yürüyeceği bir yol olan hayat yolculuğu, her şeyin sahibi Yüce Allah’a aittir. İnsan yaşadığı hayatı ne kadar Allah’tan kaçırmaya çalışırsa çalışsın yolun sonunda tekrar hayatın ve ölümün sahibi olan Allah’ın huzuruna çıkmaktan kaçamayacaktır;

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır ve son varış O'nadır." Nur Suresi, 42. ayet

 

Beşikten mezara kadar uzanan, zaman ve mekân gibi birçok boyuttan oluşan bu yolculukta insanın izleyebileceği sayısız yol olmakla birlikte, Yüce Allah mülkünde hayat süren kullarının takip etmeleri gereken yol haritasını belirlemiş, başka yollara sapmaktan onları men etmiştir.

 

"Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi." Nahl Suresi 9. Ayet

 

Canlı cansız tüm varlıkların hayat döngüsündeki hareket istikametlerini belirlemek, izlemeleri gereken yolu göstermek her şeyin sahibi Yüce Allah’ın hiç kimseye devretmediği Rabliğine ait bir yetki alanıdır.

 

"Firavun: Sizin Rabbiniz kimdir Musa, dedi.

 

Dedi ki: Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir." Taha Suresi 49-50. Ayet

 

Rab, varlığı meydana getiren, dilediği gibi dizayn eden, içindekilerin hayat akışındaki yol güzergahını tasarlayan ve onlar için takdir ettiği hedefe erişmelerinde Kendi’sine mutlak anlamda itaatkâr kılandır.

 

"De ki: "Allah'ın gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk." En’am suresi 71. Ayet

 

Âlemlerin Rabbi Yüce Allah akıl, irade ve tercih hakkı verdiği kullarına, kendilerini hedefe, izzete ve selamete götürecek yolda rasulleriyle gönderdiği vahiy aracılığıyla rehberlik etmiştir;

 

''Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey Kendi'sine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline!'' İbrâhîm Suresi 1-2. Ayet

 

Kur’an, Yüce Allah’ın ahirette vaat ettiği muazzam hazinelere ulaşabilmemizi sağlayacak eşsiz bir define haritası gibidir. Allah’ın cennet yurdunda vaat ettiği hazinelerin gerçekten var olduğuna samimiyetle inanan bir kimsenin, kendisini bu sınırsız nimetlere kavuşturacak haritadan yüz çevirmesi düşünülemez.

 

Kur’an, tüm varlıkların yegâne ‘yol göstericisi’ olan Yüce Rabbimizin, kılavuzluk yapması için bizlere lütfettiği bir navigasyon cihazı durumundadır.

 

Nasıl ki hiç bilmediğimiz, hiç görmediğimiz yüzlerce kilometre uzaklıktaki bir yere navigasyon yardımıyla ulaşabiliyorsak, ortalama 60-70 senelik zorlu hayat yolculuğunun sonunda arzu edilen hedefe ancak hayat rehberimiz Kur’an sayesinde varabiliriz.

 

''Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır.'' Bakara Suresi 2. Ayet

 

Tek yapmamız gereken yol boyunca navigasyonun verdiği yüzlerce direktifi hiç düşünmeden tereddütsüz yerine getirdiğimiz gibi, Rabbimizin verdiği emir ve talimatlara da aynı şekilde tam bir teslimiyetle riayet etmemizdir.

 

Navigasyonun yol göstericiliğine, mümkün bazen şüphe de etsek güvenmeyi tercih ediyoruzdur. Lakin Rabbimizin yol göstericiliğine, bizi en mükemmel yola götüreceğine hiç şüphe etmeden sonsuz bir güven duymamız ise her şeyin ötesinde bir iman meselesidir.

 

"..Müminler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler. Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye biz Allah'a dayanıp güvenmeyelim?" İbrahim Suresi 11. ve 12.Ayet

 

Öyle ki bu imana sahip olanlar hayatlarını Kur’an rehberliğinde sürdürürler. Karşılarına çıkan olaylarda Rabbimizin emirlerine göre hareket ederler, çünkü yalnızca Allah’ın yol göstericiliğine tabi oldukları takdirde kurtulacaklarını bilirler.

 

"Gerçekten size Allah'tan bir nur ve açık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir." Mâide Suresi 15-16.Ayetler

 

Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekir ki navigasyonun yönlendirmelerine uymadığımız zaman güzergâhtan sapıp hedeften uzaklaştığımız gibi hayat pusulamız olan vahyin komutlarına uymadığımız takdirde savrulup yoldan sapmamız kaçınılmazdır.

 

"Bu Benim dosdoğru olan yolumdur. Şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup-sakınırsınız." En'am Suresi, 153. Ayet

 

Hiçbir insanın hatta âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah rasulü Muhammed a.s’ın dahi Yüce Allah’ın yol göstericiliği olmadan menzile ulaşması mümkün değildir;

 

"Ve yolunu kaybetmiş görüp seni doğru yola ulaştırmadı mı?" Duhâ Suresi 7. Ayet

 

"De ki: Eğer saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır." Sebe’ Suresi 50. Ayet

 

Kendisine de ancak tam bir yönelişle vahye tabi olduğu sürece dosdoğru yol üzere istikametini koruyabileceği bildirilmiştir;

 

"Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı tutun; çünkü sen (vahye tabi olduğun sürece) dosdoğru bir yol üzerindesin." Zuhruf Suresi 43. Ayet

 

Zira göklerin ve yerin sahibi Allah’ın vahyin nuruyla aydınlattığı yolun dışında gidilen bütün yollarda, kim olursa olsun karanlıklar içinde kaybolmaya mahkumdur;

 

''İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.'' Şura suresi 52-53. Ayet

 

Allah’ın rabliğini tasdik etmenin ve O’na kul olmanın yolu, Allah’ın kusursuz ve nadide yol göstericiliğine sığınmaktan geçer.

 

Başlıca ilke, ölçü ve sınırları Kur’an ile çizilmiş olan yegâne hak yol olan İslâm’a aykırı her türlü düşünce, hayat tarzı ve yönetim biçimi insanları Allah’tan uzaklaştıran, orlarıı Allah’tan başkalarına kul yapan korkunç sapmalardan ibarettir.

 

"Allah'tan (gelen) bir yol gösterici olmaksızın arzularına uyandan daha sapık kim olabilir?" Kasas suresi-50.Ayet

 

Hal vaziyet böyle olmasına rağmen Allah’ın mülkünde, Allah’ın yol göstericiliğine muhalefet eden, haddini aşarak kitleleri kendi keyfi arzularına ve çıkarlarına göre uydurdukları batıl yollara tabi olmaya çağıran saptırıcı önderler maalesef milyonları peşlerinden sürüklemektedir.

 

İnkârda, isyanda ve azgınlıkta kişilere ve topluluklara öncülük yapan bu kimseler, insanlara kendi inkârcı yollarını, sapık anlayışlarını kimi zaman zorbalıkla ve güç kullanarak dayatırlar.

 

Kimi zaman da imaj, propaganda ve uydurdukları yalanlarla toplumu aldatma yoluna giderler. Yaldızlı sözlerle, süslü vaatlerle kendileri için en iyiyi ve en güzeli istediklerine onları ikna ederler.

 

Böylelikle hem insanları Allah’ın nurlu yolundan alıkoyarlar hem de yeryüzünde büyük bir kaos, karışıklık ve fesada yol açarlar.

 

"İnkâr edip de Allah'ın yolundan alıkoyanlar (var ya); onlara bozgunculuk yapmalarına karşılık azap üstüne azap ekleriz." Nahl Suresi 88.Ayet

 

Fikirleriyle, icraatlarıyla, oluşturdukları ideolojiler ve toplum düzenleriyle Allah’ın doğru yolunun önünü kesen, Allah ile kullarının arasına kalın duvarlar ören bu gibi siyasi aktörlerin ortak iddiaları, insanlar için en doğru yolun kendi gösterdikleri yol olduğudur;

 

"Firavun dedi ki: "Ben, size yalnızca kendi görüşümü bildiriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum." Mü'min Suresi, 29. Ayet

 

Mesela kimi zaman toplumun önüne geçip, ‘Bizim prensiplerimiz gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır’ gibi inkârcı ifadelerle hiç çekinmeden Allah’ın kitabına saldırırlar. Böylelikle Allah’ın yolunu yalanlama, aşağılama ve karalama cüretine girerler.

 

İslam’ı gericilik, yobazlık, orta çağın karanlığı ve Arapların safsataları olarak ilan ederler.

 

Kendi batıl yollarını ise aydınlık, çağdaşlık, akıl ve bilim yolu olarak açıklarlar.

 

Bu gibi haddi aşan tavırlar; emir ve ilkeleriyle insanlığa rehberlik yapması için indirilen hayat kitabımız Kur’an’ı itibarsızlaştırmaya ve O’nun eşsiz yolunu çarpık göstererek insanların Rableri ile aralarını ayırmaya kalkma teşebbüsünden başka bir şey değildir.

 

"Onlar (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyan ve onu çarpık göstermek isteyenlerdir. Onlar ahirete de inanmayanlardır." A’râf Suresi 45. Ayet

 

Günümüzde, maalesef açık açık Allah’ın mülkünde Allah’ın yol göstericiliğine meydan okuyan, Kur’an ile insanların arasına engeller koyan bu gibi önderlerin izinden kalabalık kitleler koşarak gitmektedir.

 

Bu yığınlar, bir yandan yıllarca yıl önce ölmüş liderlerinin arkasından "Açtığın yolda, gösterdiğin hedefte hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim..." şeklinde sadakat yeminleri içip, biat ayinleri düzenlerler.

 

Diğer taraftan "Falancanın izindeyiz ya da filancanın askerleriyiz" gibi sloganlarla Allah’ın kullarını davet ettiği hak yola savaş açan önderlerine bağlılıklarını ortaya koymakta zerre tereddüt etmezler.

 

İşte bu kimseler yolundan gittikleri, ilkelerini yaşattıkları, değerlerini savundukları liderlerini taptıkları birer rab edinmiş olurlar.

 

Yine Allah’ın adını çokça zikredip, sürekli dini söylemlerde bulunan kuzu postuna bürünmüş kurt pozisyonunda birtakım siyasi liderler bulunmaktadır.

 

Bunlar bir taraftan çokça yeminler içip konuşmalarına Allah’ı şahit tutarlar. Bismillah, Elhamdulillah ve İnşaallah gibi İslami terimleri hiçbir zaman dillerinden düşürmezler. Bu şekilde topluma Allah’a yakın ve güvenilir biri oldukları imajını vermeye çalışırlar.

 

Öte yandan ise Allah’ın otoritesini dışlayan, Kendi mülkünde apartman yöneticisi kadar yetki vermeyen laik anlayışı över, özgürlük ve milletin iradesi gibi sahte argümanlarla kitleleri sömürü düzenlerini sahiplenmeye çağırırlar.

 

İnsanların inançlarını istismar etme amacında olan bu kimseler, şeytani niyetlerini gerçekleştirmek için Allah’ın ismini kendilerine siper etmekten çekinmezler.

 

İşte bunların asıl gayeleri, taktıkları din maskesinin arkasına saklanarak halkı kandırmak, Allah’ın yolunu örtbas etmek ve kullarını rablerinin yolundan alıkoymaktan öte değildir.

 

"Yeminlerini bir kalkan edindiler de böylece Allah'ın yolundan alıkoydular. Artık onlar için aşağılayıcı bir azap vardır." Mücâdele Suresi 16. Ayet

 

Bu kimseler camilerde, mezarlıklarda yüzünden Kur’an okuyarak dindarlık gösterileri yaparlar. Lakin insanları Kur’an’ın içindeki ilahi yasalara ve Allah’ın düzenine asla çağırmazlar.

 

Bilakis meydanlarda, televizyonlarda, parlamentolarda beşeri düzenleri över, "İnsanlık için demokrasiden daha iyi bir yönetim şekli yoktur, dine dayalı devlet anlayışı kesinlikle düşünmüyoruz" gibi söylemlerle inkârın bayraktarlığını yaparlar.

 

İşte bu kimseler için sokaklara dökülen, miting alanlarını hınca hınç dolduran, uğruna şarkılar besteleyen ve ‘Yolun yolumuzdur’ diye haykıran halk kitleleri niyetleri ne olursa olsun bunları taptıkları birer rab edinmiş olurlar.

 

İnsanlar üzerinde yol göstericiliğe soyunan, halkın rablerine karşı olan hassasiyetlerini sömüren ve Allah’ın adını kullanarak saptıran sahadaki aktif çok tehlikeli bir diğer kesim ise din adamları sınıfıdır.

 

"Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin çoğu insanların mallarını haksızlıkla yemekte ve Allah'ın yolundan alıkoymaktadırlar."  Tevbe Suresi 34. Ayet

 

Makam için, rütbe için ya da az bir dünyalık için akıllarını, kalplerini, dinlerini şeytana satan yeryüzünün bu en lanetli canlıları firavunların en büyük sermayeleri konumundadırlar.

 

Tağutları ve düzenlerini över, onlar için dua eder, halk ile tağutlar arasında manevi bir bağ kurarak sanki Allah katında onların meşru bir konumları varmış gibi gösterirler.

 

Halka güce tapmayı, Allah’a giden yolun önünü kesen eşkıyalara itaatkâr olmayı ve İslâm’ın iktidar olma taleplerinden vazgeçmeyi aşılayan bu gibi abdestli cehennem davetçilerinin şeytani misyonlarının en tahrip edici yönü insanları zulme karşı evcilleştirmektir.

 

"Allah'ın ayetlerini az bir değere sattılar ve O'nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kadar kötüdür." Tevbe Suresi 9. Ayet

 

Allah’ın yolu Kur’an olduğuna göre, sözde Allah’a ve Kur’an’a çağırıyormuş gibi yapıp apaçık ayetleri tevil ve tahrife yönelerek, insanların vahyi doğru anlamalarını engeller ve sapmalarına yol açarlar.

 

Ayetleri gizler, kelimelerin yerlerini değiştirir, hakla batılı karıştırırlar. Ayetler üzerinde şüphe ve şaibeler oluştururlar. Farklı farklı din anlayışları uydurarak ümmeti tefrikaya düşürürler. Böylece müslümanları bölerek zayıf ve güçsüz düşürürler.

 

Üstelik toplumu Kur’an’a, Kur’an’ın yol göstericiliğine çağıranları sapık, fitneci, radikal, hain ilan ederek halk nezdinde itibarsızlaştırırlar.

 

"Kendilerine kitaptan bir nasip verilenleri görmüyor musun? Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar." Nisa Suresi 44. Ayet

 

Bugün egemen zalimler, ‘dine karşı din’ projesiyle insanları Allah’ın ismini kullanarak Allah’ın yolundan alıkoyma ve saptırma adına küresel çapta faaliyetler yapmaktadırlar.

 

Birçok coğrafyada kurdukları ya da kontrol altına aldıkları Ezher üniversitesi, İlahiyat fakülteleri gibi eğitim kurumlarında, kendi oluşturdukları müfredatlarla Kur’an ve tevhid hakikatlerinden uzak sözde din adamları yetiştirmekteler. Bu sözde hocalar, efendilerinin çıkarlarına hizmet eden kuşa çevrilmiş paralel bir dini, İslam diye topluma yutturma çabasındadırlar.

 

Yine büyük bütçeler sarf edilen ve yüz binlerce kişilik dev kadroya sahip Diyanet İşleri gibi kurumlar, halkı Allah ile aldatarak topluma İslam dışı düzenleri benimsetme vazifesiyle yükümlüdürler.

 

İnsanlar üzerinde hegemonyalar kurmak isteyen küresel şirk otoriteleri, dini teşkilatlar haricinde okullar, televizyonlar, sinema, müzik, futbol gibi sektörler için inanılmaz paralar harcarlar. Amaç ise sadece Allah’ı unutturmak ve kullarını Allah’ın yolundan uzaklaştırmaktır.

 

"İnkâr edenler mallarını, Allah'ın yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra bu onlar için yürek acısı olacak, sonra yenilecekler ve inkâr edenler cehenneme sürüleceklerdir." Enfâl Suresi 36. Ayet

 

Kur’an’ın ısrarla ve defalarca uyarılarına rağmen insanların aldanarak kendilerini Allah’ın yolundan alıkoyan saptırıcı siyasi ve dini önderlerin arkalarından gitmelerinin iki temel sebebi bulunmaktadır.

 

Birincisi insanların düşünüp, sorgulayıp, araştırmak yerine kelle sayısını hakikat için ölçü almaları ve kalabalıkların arkasında kendilerini daha güvende hissetmeleridir;

 

"Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye uymazlar ve onlar sadece yalan söylerler."  En’âm Suresi 116. Ayet

 

Diğer çok önemli bir etken ise insanların çok sevdikleri, kendilerini büyütüp yetiştiren, ilk hayat görüşünü ve yaşam tarzını kendilerinden aldıkları ebeveynlerine karşı hissettikleri vefa duygusudur. Zira çok güvendikleri aile büyüklerinin onları yanlış yollara sevk etmeyecek olmalarına yürekten inanmaktadırlar. Bununla birlikte şan ve şeref vesilesi olarak övündükleri babalarının ve atalarının yolunu ve geleneğini değiştirmeyi hainlik olarak algılamaktadırlar;

 

"Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve resule gelin!" dense, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter!" derler. Babaları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa da mı?" Mâide Suresi 104. Ayet

 

Ulu önder, dünya lideri, başkan, reis ya da gavs, mürşit, efendi hazretleri, asrın müceddidi gibi isimlerle yüceltilerek birer kurtarıcı gibi topluma lanse edilen bu gibi siyasi ve dini aktörlerle ilgili Rabbimiz yol gösterici olarak indirdiği kitabında kendilerinin peşinden gidileceğine dair hiçbir delil indirmemiştir;

 

"Bunlar, sizin ve atalarınızın uydurduğu isimlerden başka bir şey değildir. Allah, bunlarla ilgili hiçbir delil indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve hevalarına uyuyorlar. Oysa andolsun ki onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir." Necm Sûresi 23. Ayet

 

Adı ister firavun, ister kral, isterse cumhurbaşkanı olsun; ister şeyh efendi, ister diyanet işleri başkanı isterse de üstat olsun, hiç fark etmez!

 

Toplumun önüne geçen ve maddi manevi bütün imkânları ve araçları kullanarak insanları Kur’an dışı kendi inkârcı yollarına, uydurdukları bozguncu akımlara çağıran saptırıcı önderler aslında kendileriyle beraber yürüyen herkesi cehennemin ateşli azabına davet etmektedirler;

 

"Onları ateşe çağıran önderler kıldık. Kıyamet günü de yardım görmezler." Kasas Suresi 41. Ayet

 

Gönül verdikleri, rehber edindikleri, nereye götürürse peşlerine düşüp gittikleri liderleriyle dünyada olduğu gibi ahirette de beraberdirler. Zira dünyada hakikate karşı başlattıkları suç ortaklığı, ahirette onları azap ortaklığında yine bir araya getirmiştir;

 

''O gün onları ve Allah'tan başka taptıklarını toplayıp der ki: "Siz mi şu kullarımı saptırdınız yoksa kendileri mi yoldan saptılar?" Furkan Suresi 17. Ayet

 

İnsanlara batılı süsleyen, Allah’a isyana teşvik eden ve açtıkları fitne çığırlarıyla onları dipsiz bataklıklara sokan önderlerle, onlara şuursuzca körü körüne uyan yığınların aralarındaki o kopmaz bağlar azabı görünce yerle bir olacak ve yerini husumet, ithamlar ve tartışmalar alacaktır;

 

"Ve "Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize boyun eğdik, onlar da bizi yoldan saptırdılar" diyecekler." Ahzab suresi 67. Ayet

 

Dünyada iken nefret edip her türlü irtibatı kopartmaları gerekenleri dost edinmenin acı ızdırabı ve Kur’an dışı karanlık ve çıkmaz yollara dalmanın geri dönüşü olmayan pişmanlığı artık onlar için kapanmaz bir yürek yarası olmuştur;

 

"O gün, zulmeden, ellerini ısırarak şöyle der: "Ah keşke, resul ile birlikte bir yol edinmiş olsaydım, Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim. Andolsun o beni, bana geldikten sonra zikirden (Kur'an'dan) saptırdı. Şeytan da insanı yalnız ve yardımsız bırakır." Furkan Suresi, 27-29. Ayet

 

Her kim Allah’ın kullarının iyiliğini Allah’tan daha çok istediğini, onlar için en doğru hayat yolunu kendisinin bildiğini iddia ediyorsa rablik iddiasında bulunarak tağutlaşmış olur.

 

Her kim de her şeyin sahibi Allah’ın yerine bu tağutları rehber edinip peşlerinden giderse, Allah’a ortak koşarak şirke düşmüş olur.

 

''De ki: "Ortak koştuklarınızdan, hak yola yöneltecek olan var mı?" De ki: "Allah hak yola yöneltir. O halde hak yola ileten mi kendisine uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı daha layıktır. Nasıl böyle yanlış hükmediyorsunuz?" Yunus Suresi 35. Ayet

 

Zira hayatı ve ölümü Allah yaratmıştır. Hiç hayat ve ölüm arasındaki zorlu yolculuğun koordinatlarını, yolu yaratan, sahibi olan ve her an gözetleyen Allah’tan daha iyi bilen birinin olması düşünülebilir mi?

 

İşte tağut, Allah’ın mükemmel yolunu devre dışı bırakarak, Allah’ın kullarının hayatına yön vermeye kalkan, onları çıkmaz yollara, karanlık dehlizlere sokan şeytanın insan versiyonlarına Kur’an’ın verdiği isimdir;

 

''Allah inananların velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velisi ise tâğûttur; onları aydınlıktan alıp karanlıklara götürür. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalırlar.'' Bakara Suresi 257. Ayet

 

Yol, yön ve istikamet seçimi Rab seçimidir. İnsan kimin gösterdiği yoldan gitmeyi tercih ederse onu yüceltmiş olur. Yüce Allah Kendi gösterdiği yola tabi olunarak tapılan bir Rab’dir. İnsanların gösterdiği yoldan gitmek, insanı yüceltmek, insana tapmaktır.

 

İnsanların açtığı yoldan gitmek putperestliktir.

 

İnsanı yaratan, insanı yaşatan, insanı yediren-içiren, bütün ihtiyaçlarını gideren Rabbidir. Buna rağmen insanoğlunun Rabbinin gösterdiği yol yerine kendisi gibi kul olanların yoluna yönelmesi, korkunç bir sapma ve sapıtmadır.

 

De ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık veriyor?" De ki: "Allah! O halde ya biz doğru yoldayız, ya da siz. Birimiz açık bir sapıklık içindedir." Sebe’ Suresi 24. Ayet

 

Vahyin en önemli gönderiliş amaçlarından biri de tağutların maskelerini düşürmek, sinsi oyunlarını deşifre etmek ve bizleri sokmak istedikleri sapık yollara ayaklarımızın kaymasını engellemektir.

 

''Andolsun her ümmet içinde: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" diye bir rasul gönderdik. Onlardan Allah kimini (rehberliğini seçenleri) doğru yola erdirdi, kimine de sapıklık hak oldu. Şöyle yeryüzünde bir dolaşın da yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bakın.'' Nahl Suresi 36. Ayet

 

Tüm bunca ilâhi uyarılara rağmen yine de Kur’an’ın eşsiz yol göstericiliğinden yüz çevirenlerin, tağutların hileli tuzaklarına düşmeleri ve onların oyuncakları haline gelmeleri kaçınılmazdır.

 

Daha da vahimi ise, Allah’ın rehberliğini yok sayıp bu iki ayaklı şeytanları yol gösterici edinerek açık bir putperestlik örneği gösterenlerin, hâlen kendilerinin doğru yolda olduklarını zannetmeleridir.

 

"Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse onun başına bir şeytanı musallat ederiz. Artık o onun yakını olur. Şüphesiz onlar bunları doğru yoldan alıkoyarlar, bunlarsa kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar." Zuhruf Suresi 36-37. Ayetler

 

İsterseniz gelin hayat rehberimiz Kur’an’ın kökten reddettiği laik, demokratik, milliyetçi, Kemalist beşeri akımlara kitleleri çağıran insan görünümlü şeytanların peşinden sürüklenen milyonlarca insanı şöyle bir gözden geçirelim.

 

Ya da Kur’an dışı şirk, hurafe ve bidat inançları hayat felsefesi yapan tarikatların, cemaatlerin ve mezheplerin bağlılarına bir bakalım.

 

Hepsi büyük bir coşkuyla en doğru yolun kendi anlayışları, ideolojileri, partileri ve mezhepleri olduğuna yürekten inanmakta ve hepsi de kendi önderiyle övünüp durmaktadırlar.

Hâlbuki Allah’a giden tek yol Kur’an’dan geçer. Kur’an dışı tüm yolların varacağı yer ise cehennemdir.

 

"Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!" Nisa Suresi, 115. Ayet

 

Dünya imtihanı, insanoğlunun kimin çağrısına yöneleceğine karar vereceği bir seçimden ibarettir.

 

Rabbimiz Kendi yoluna davet etiği kullarına ayetlerle seslenir. Ayetler Allah’ın sözleridir.

 

Tağutlar ise sürüleri haline getirmek istedikleri insanlara parlamentolardan, miting meydanlarından, televizyonlardan, kürsü ve hutbelerden seslenirler.

 

İnsanları kendi karanlık yollarına sokmak için sözlerinin gücünün yetmediği, yalan ve dalaverelerinin kifayetsiz kaldığı durumlarda gücün sözünü konuştururlar.

 

Yani sözün bittiği yerde zor kullanır, zorbalığa başvururlar.

 

Yüce Allah’a kulluk, doğru yolu bulmak ve müjdelere kavuşmak insanın kimin sözüne kulak vereceğine bağlıdır.

 

Allah’ın sözleri mi tağutların sözleri mi?

 

Hiç sözü yaratan, insana söz söyleme yeteneği veren Allah’tan daha güzel sözlü kimse olabilir mi?

 

''Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a yönelenler için müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.

 

Onlar ki, sözü dinler ve en güzeline uyarlar. İşte Allah'ın doğru yola ulaştırdığı bunlardır. Gerçek akıl sahipleri de bunlardır.'' Zümer Suresi 17-18. Ayet

 

Şirk, yani başkalarını Allah’a tercih etmek, Rabbimizin asla bağışlamadığı bir suçtur.

 

Yollarını Allah'ın ayetleriyle-sözleriyle belirlemeyi tercih etmeyenler ise, şirk bataklığına tepe taklak yuvarlanırlar.

 

''Suçluların yolu apaçık ortaya çıksın diye, ayetlerimizi işte böyle birer birer açıklıyoruz.'' Enam suresi 55. Ayet

 

Tağutlar insanları kendilerine çağırırlar. Oysaki Yüce Rabbimizin insanlar arasından seçtiği rasullerin bile, insanları kendilerine davet etme yetkileri yoktur. İnsanları kendine veya Allah’tan başkalarına davet eden herkes müşrik olur.

 

"De ki: 'Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim." Yûsuf Suresi 108. Ayet

 

Yüce Allah’a şükretmek dille mırıldanmaktan ibaret değildir. Şükretmek, O’nun bahşettiği hayatı, bir ömür boyunca O’nun gösterdiği yönde yani Kur’an istikametinde yürümektir.

 

"Biz ona doğru yolu gösterdik; artık ya şükredici olur, ya da inkârcı bir nankör." İnsan Suresi 3. Ayet

 

İnsanlık için iki yoldan başka seçenek bulunmamaktadır. Ya her şeyi bilen ve tüm evrene yön verecek kudrete sahip âlemlerin Rabbi Allah’ın gösterdiği yol ya da cahil, arzularının ve zaaflarının kontrolündeki kendi bedenine bile söz geçiremeyen aciz insanların gösterdiği yol;

 

"De ki: 'Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur.' Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların hevalarına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı." Bakara Suresi 120. Ayet

 

İnsanoğlu kıyamete kadar Rablerinin yol göstericiliğine muhtaçtır.

 

Allah’ın gösterdiği istikamette kayıtsız şartsız hareket eden kâinattaki eşsiz işleyiş ve muhteşem ahenk aslında yeryüzünde Allah’ın rehberliğinden yüz çeviren insanoğlunun içinde bulunduğu anarşi, zulüm ve acıların nedenini çok net açıklamaktadır.

 

''Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürümesini sağlayan bir ışık verdiğimiz kimse karanlıkların içinde kalıp da oradan çıkamayan kimse gibi olur mu! İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü gösterildi.'' En’âm Suresi 122. Ayet

 

Allah’ın dosdoğru yoluna girmek ve bu yol üzere sapmadan ve savrulmadan son nefesimize kadar kalabilmek zorlu bir mücadele ister. Dolayısıyla mü’minler namazlarında defalarca okudukları Fatiha Suresi’nde sırat-ı mustakim üzere kalabilmek için Allah’a yalvarıp yardım isterler, istemelidirler!

 

''(Ey Rabbimiz) Bizi dosdoğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.'' Fâtiha Suresi 6-7. Ayet

 

Çünkü ancak Rablerinin gösterdiği doğru yolda tutunabildikleri takdirde ilahi rızaya ve ebedi saadete kavuşacaklarına bilirler.

 

''Onlar Rablerinin gösterdiği yol üzerinde olanlardır. Umduklarını bulacak olanlar onlardır.'' Lokman Suresi 5. Ayet

Google+ WhatsApp