Ayasofya ve “Konstantiniye Fetihnameleri”

Ayasofya ve “Konstantiniye Fetihnameleri”


Ayasofya ve “Konstantiniye Fetihnameleri”

 

 

29 Mayıs 1453: Ebedi vuslatın 565. yıldönümü…

Hazin ki, ebedi vuslatın 565. Yıldönümünde de fetih armağanı Ayasofya mahzun, ümmet mahcup!..

Seçim öncesinde, neredeyse gökteki yıldızları bile vaad eden partilerimizden hiçbiri Ayasofya hicranına temas bile etmiyor. Yıllardır, rahmetli Ali Ulvi Beyin şiirindeki hasret ve sorular dolaşıyor ruhumuzda:

“Ürperdi hayâlim, bu nasıl korkulu rüya?..

“Şaştım, neyi temsil ediyorsun. Ayasofya?..

“Çöller gibi ıssız, ne hazin ülke muhitin,

“Yâd el gibi, yurdunda garib olmalı mıydın?”

 Hicranımın özeti şu ki, Fatih’in secde ettiği mekâna, torunları ayakkabılarla basıyor! Sonuçta ne Kudüs kurtulabiliyor, ne Ayasofya! Anladık: İsrail askerlerinin çamurlu botlarla girip kirlettiği Kudüs’ü kurtarmak elimizden gelmiyor, peki Ayasofya’yı hâlâ neden kendimizden kurtaramıyoruz?

İki mübarek mâbed bir birine bağlı sanki: Biri kurtulsa diğeri de kurtulacak gibime geliyor!

Tarihi olayların etkisi geçse bile tepkisi kolay kolay geçmez. Batı en büyük, en etkili darbeyi, Fatih Sultan Mehmed’den aldı: Bu yüzden Fatih’i anlamadan, bugünkü Batı’nın Türkiye’ye karşı duruşunu anlamak imkânsızdır…

Elli yılı aşkın bir süreden beri, Avrupa Birliği’nin kapısında neden bekletildiğimizi, neden Müslüman komşularımızın istikrarsızlaştırıldığını ve neden envai çeşit saldırı altında tutulduğumuzu kavramak da öyle…

Tüm tarihimizin, özellikle de Fatih döneminin bu açıdan yeniden okunmaya ihtiyacı var…

Bunu en iyi okuyacak belgeler ise, “Fetihnâme”lerdir.Müslüman devlet başkanlarının bir yerin fethinden sonra Rabbine hamd ederek sevincini dost devlet başkanlarıyla paylaşmak, düşman devlet başkanlarının yüreğine korku salmak adına yazdığı mektuba “Fetihnâme” denir…

Şimdi gelin, Fatih’in fetihten hemen sonra Halife’ye ve Müslüman hükümdarlara gönderdiği “Fetihnâme”lere kısaca bir göz atalım: Fatih’in amacının yanısıra, Batı’nın bitmeyen kininin sebebini de bu metinlerden okuyalım… 

Hamd ve senadan sonra, Fatih şöyle devam ediyor:

“Bizim bu yıl ki arzumuz, Allah’ın ipi olan Kur’an’a sarılarak, her şeyi bilen Melik’in fazl-ü keremine tutunarak ‘Sizin yakınınızda olan kâfirlerle harp edin’(Tevbe 23) emri üzerinde toplanarak İslam’da farz olan gaza (harb) görevini yerine getirmekti. 

“İslam memleketlerinin ortasında kalan, kâfirliğiyle övünen, içi küfür ve fitne fücurla dolu olan şehri fethetmek için karadan ve denizden mücahidlerle gazi askerlerimizi donattık.

“İslam dünyasının ortasındaki bu küfür merkezi (Şiir), ‘Sanki sevgilinin gül yanağındaki çıban gibiydi/ Sanki o, dolunayın ortasındaki kara leke gibiydi.’

“Bu şehir ulaşılması zor, zafer takları yüksek, binaları sağlam, içi müşrik savaşçılarla doluydu (Allah hepsini yardımsız bıraksın), iman ehline karşı kibirleniyor, Rodos, Venedik, Katalan, Ceneviz gibi batıdaki adalardan ve diğer müşrik ve korsanlardan yardım alıyordu.

“Ard arda dizilmiş düzenli kaleler, surlar ve burçlarla korunmuş bir şehir. Yüce ecdadımız, Allah yolunda hakkıyla cihad etmelerine rağmen, zafere ulaşamadılar ve bir şey elde edemediler.”

Yarın devam edelim inşallah...

 

yeni akit

Google+ WhatsApp