Ayasofya avlusunda bir Kitap Fuarı

Ayasofya avlusunda bir Kitap Fuarı


Ayasofya avlusunda bir Kitap Fuarı

 

 

Bu yıl da mübarek ramazan geldi geçiyor. Fakat hayatımız “ibadet” öncelikli değil, “siyaset” öncelikli!

Devri iktidarında Ezan-ı Muhammedi’yi 18 sene müddetle okutmamak ve camileri ahır yapmak gibi sabıkaları olan partinin, fırsat buldukça sokağa dökülüp “Kahrolsun şeriat, yaşasın laiklik” çığlıkları atan militan mensuplarını kısmen anlayabiliyorum: Onlara Ramazan pek uğramaz. Ama “bizimkiler”i anlamakta güçlük çekiyorum. “Bizimkiler” de kendilerini siyasi havaya kaptırmış gidiyorlar. 

Ramazan-ı mübarekte ramazanı yazan köşe yazarı yok denecek kadar az. Varsa yoksa siyaset: Siyasetin de özü ile değil, yüzü ile meşguller. Al takke ver külah! Kavgalar, hakaretler havada uçuşuyor.

Bu durumda bütün iş gazetede köşe, televizyonda yer bulabilen birkaç “hoca”ya kalıyor ki, onlar da milyon kere söylenmişi tekrarlamanın dışına çıkamıyorlar. Reyting kaygısı ellerini-kollarını bağlıyor... 

Siyasetle reyting arasına sıkışmış bir ramazan yaşıyoruz!

Bu yüzden aç-susuz dolaşan Müslüman sayısı artarken, şuur plânında oruç tutan mü’min sayısı gitgide azalıyor.

Haberiniz var mı, bilmiyorum: Diyanet Vakfı tarafından, daha önce Sultanahmedve Bayezid Camileri avlusunda kurulan Kitap Fuarı, bu yıl Ayasofya Camiiavlusunda, “37. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı” başlığı altında açıldı. 

Bu defa seçilen alan güzel, kurulan çadırlar mükemmel, katılan yayınevi sayısı müthiş (400 civarında), imza ve söyleşiye (muhabbet demeyi tercih ederim) gelen yazar sayısı fevkalâde...

Galiba tek eksik var: Okur...

Sene boyunca Türkiye’nin pek çok ilinde ve ilçesinde kitap-kültür dostu belediyeler, valilikler ve kaymakamlar tarafından gerçekleştirilen birçok kitap fuarını ziyaret imkânım oldu: Ayasofya’daki kadar tenha olanı görmedim.

Reklâm azlığından mı, Ayasofya’nın iç burkan yalnızlığından mı, kültüre ve kitaba karşı halkın duyarsızlığından mı, bilmiyorum; ama ne iftar öncesi bir yoğunluk gördüm, ne iftar sonrası...

Hâlbuki Diyanet Vakfı’nın imkânları geniş, camiası kalabalık; sadece cami imamlarıyla müezzinlerini yönlendirseler bile daha büyük kalabalıklar toplanırdı.

Ya da Milli Eğitim ve belediye ile işbirliği yapılabilir, öğrenciler fuara taşınabilirdi.

Neresinden bakarsanız bakın, 17 milyonluk İstanbul’a yakışmayan bir manzaradır bu: İftar vakti Sultanahmed Meydanı’nı dolduranların, kitapla ilgi bağı kurmaması, konuşmacıların kitaba ve Kitap Fuarı’na hiç atıfta bulunmaması, ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur ve hayli düşündürücüdür! 

Genel durumu izah etmek açısından bunları yazıyorum, yoksa kişisel olarak şikâyete hakkım yok. Çünkü sevgili okuyucularım imza günümde beni hiç yalnız bırakmadılar. Saatlerce kitap imzaladım. Hepsine müteşekkirim, Allah razı olsun!

Fuarın tenhalığı kültür hayatımız açısından bir facia, ama asıl facia, teravih vakti Ayasofya’nın koyu karanlığa hapsedilmesi...

Baktım baktım da, farkında olmadan, merhum Ali Ulvi Kurucu’nun meşhur “Ayasofya” şiirini mırıldanmaya başladım:

“Ürperdi hayâlim, bu nasıl korkulu rüya,
Şaştım, neyi temsil ediyorsun, Ayasofya?..

Çöller gibi ıssız, ne hazin ülke muhitin,
Yâd el gibi, yurdunda garib olmalı mıydın?..

Bayram, Ramazan, Cum’a, mübârek gecelerde,
Avize değil, mum bile yanmaz mı içerde?”

Seçim öncesinde neredeyse gökteki yıldızları bile vaat eden Cumhurbaşkanı adaylarımızla siyasi partilerimiz, Ayasofya konusunda acaba neden bu kadar çekingen, tedbirli ve temkinli?..

Doğrusu bilmiyorum! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp