Avukatlık için baroya, örgüt için mafyaya mı soracağız?

Avukatlık için baroya, örgüt için mafyaya mı soracağız?


Uzun yıllardır tartışma konusu idi..

AK Parti iktidarda ama..

Barolarla ilgili kanunu çıkaramadı..

Diğer meslek odaları ile ilgili kanunlarda da, gerekli değişiklikler yapılamadı..

Baroların milletvekili seçimlerinden sonra yaptıkları açıklamalara bakın..

Göreceğiniz şu: “Çoğunluğu aldınız diye, ülkeyi tek başınıza yöneteceğinizi sanmayın. Demokraside farklı görüşlerin de dinlenmesi zorunludur.”

Yani ne diyorlar?

“Tek başınıza iktidara gelseniz bile.. Ülkeyi tek başınıza yönetemezsiniz..”

Bunun için de, söylemlerini şöyle geliştiriyorlar:

“Seçim sonrasında yasama organında çoğunluğu elde edebilirsiniz.. Ama yasama, yürütme, yargı ayrı kuvvetlerdir.. Yasamada istediğiniz gibi kanun çıkaramazsınız.. Yargı ayrı bir güçtür, ona hiç dokunamazsınız..”

“İyi de, o zaman niye seçim yapıyoruz ki” diyeceğiz..

Diyemiyoruz.. Diyeceklerimiz boğazımızda kalıyor..

Diyecek oluyoruz:

“Madem ki milletvekili seçimlerinde çoğunluğu sağlayan siyasi parti, ülkeyi istediği gibi yönetemiyor.. Muhalefete de sorması gerekiyor.. Madem yargıyı istediği gibi şekillendiremiyor.. Orası zaten tamamen bağımsız.. O zaman, baroların seçiminde ve yönetiminde de benzer bir sisteme geçelim.. Baro seçimlerinde, %5 oy alanların bile, tüm baroyu yönetme imkanına kavuşabileceği sistemi değiştirelim.. Kim ne kadar oy almış ise, o kadar yönetim kurulu üyesi seçsin.. Rakiplerinden bir oy fazla alanın, yönetim kurulu üyeliklerinin tamamını kazanması sistemine son verelim.”

Bu kadar makul, bu kadar adil, bu kadar haklı bir talep karşısında, barolar ne yapıyor?

19 Mayıs’ta bir açıklama yapmışlardı..

1 Haziran’da toplanmışlar, dün itibari ile bir açıklama daha yapmışlar:

Diyorlar ki:

“Avukatlık kanununda barolar ve seçim sistemlerine yönelik değişiklik girişimlerini doğru bulmadığımızı ve bu girişimlerin durdurularak, geri çekilmesini talep etmiştik.”

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın daha kırkı çıkmadı..

Evet evet, daha 40’ı çıkmayan egemenlik bayramında yüksek sesle haykırılan, “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” sloganlarının aksine..

Baroların toplu açıklamasında, milletin iradesini temsil eden yasama organına söylenilen şu:

“Kanun değişikliği doğru değil.”

Sanki bunlara “Doğru mu” diye soran varmış gibi..

Veya kanunlarda, “Kanun değişikliklerini, barolara da sormanız gerekir” diye bir hüküm varmış gibi..

Sanki anayasada, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Ancak barolarla ilgili kanun değişiklikleri yapılmadan önce, barolara sorulur” yazılıymış gibi..

Şımarıklık devam ediyor..

Birinci küstahlık, “Doğru değil” şeklinde idi..

Küstahlık dozu gittikçe artıyor:

“Girişimleri durdurun.”

Başüstüne baro derebeyleri..

Başka emriniz?

Biz ironi yapıyoruz ama..

Onlar çok ciddiler..

Emir veriyorlar:

“Kanun değişikliği girişimini geri çekin.”

Affedersiniz yani, ne demek oluyor bu?

Bu; şu demek oluyor:

“Yasama organının, kanun çıkarma yetki ve görevini, tehditle alıkoymak!”

Yani?

Yani; “Anayasayı değiştirmeye teşebbüs..”

Yani?

Yanisi şu: “Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi ile yargılanmayı gerektiren suça teşebbüs..”

Bundan sonra, “yani” yok artık..

Küstahlık devam ediyor, 79 baronun açıklamasında:

“Keza, avukatlarımızın ve barolarımızın ihtiyacı ve beklentisini karşılayacak, Avukatlık Kanunu hazırlanması aşamasında asıl muhatabın barolar ve TBB olması gerektiğini de vurgulamıştık.”

Ne yiyorlar, ne içiyorlar bunlar?

“Asıl muhatap barolar ve TBB” imiş!

Bu kafa ile gidersek..

Örneğin mafya ile ilgili bir kanun değişikliği yapılmak istendiğinde de, “asıl muhatap” mafya babaları olacak..

Teröristlerle ilgili kanun değişikliği yapılmak istendiğinde, “Asıl muhatap PKK” olacak..

Suç niteliğinde olmayan kanunlarda da..

Öğretmenleri ilgilendiren değişiklikte öğretmenlere..

Doktorlarla ilgili değişiklikte doktorlara..

Polislerle ilgili değişiklikte polislere..

Askerlerle ilgili değişiklikte askerlere..

Esnaf ile ilgili değişiklikte esnafa soracağız..

Sormak bir şey değil de.. 

“Durdurun..” derlerse.. “Geri çekin” derlerse..

“Biz ne dersek, onu yapacaksınız” derlerse..

TBMM ne yapacak?

600 milletvekili ne diyecek, bu tehditlere?

Eyvallah mı edecek?

“Sizin dediğiniz olacaksa, biz niye milletin vergilerinden maaş alıyoruz ki?” demeyecekler mi?

Biliyorum, “Canım işi abartmayın.. Bizim dediğimiz olsun isteğimiz yok. ‘Bizim de görüşümüzü alın’ diyoruz” itirazında bulunanlar olacak..

Hani olayın geçmişini bilmesek..

Biz de bu isteğe hak vereceğiz..

Ama lütfen beyler..

Bu yasa değişikliği kaç defa gündeme geldi?

Her defasında barolardan görüş istendi..

Görüşler alındı..

Bazı haklı talepler değişikliklere işlendi..

Ama “Değişiklikte tümü ile bizim dediklerimiz olmazsa, sokağa çıkarız” tehditleri sonrasında..

Değişikliklerden vazgeçildi..

Daha üç yıl önce.. Tekrar gündeme geldi.. Tekrar görüşmeler yapıldı..

Yine tehditler sonrasında, kanun değişikliği ertelendi..

İyi de..

Bu ülkede yasama yetkisi TBMM’de mi?

Yoksa barolarda mı?

Böyle bir tehdidi, barolar hangi yetki ile yapabiliyorlar?

TBMM, bunlara, niçin eyvallah ediyor?

“Bizler, müzakere ve diyalog kanallarının açılacağına inanıyoruz. Ancak kapalı tutulması halinde demokratik hak arama özgürlüğünün tüm gereklerini yerine getireceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz” açıklamasının hesabını soracak, bu ülkede bir savcı yok mu?

Bu tehdide imza atan bir baro yetkilisi çıksın söylesin: “Hak arama özgürlüğünün tüm gerekleri nelerdir?”

Açık açık söyleyin..

Silahlı kuvvetleri kışkırtmak da bu özgürlüğün içinde midir?

Halkı sokağa çağırmak da dahil midir?

Google+ WhatsApp