Avukat mısın, şemsiyeci mi Bahri abi!

Avukat mısın, şemsiyeci mi Bahri abi!


Avukat mısın, şemsiyeci mi Bahri abi!

 

 

Başörtülülerle tartışması sebebi ile adliyelik olan oyuncu Deniz Çakır, tam da başörtü karşıtlığı yaptığı iddiası ile ifade vermeye giderken, avukat olarak bula bula Bahri Bayram Belen’i bulmuş..

Hani öncesinde bilseydim..

“Ne yaptın sen kız.. Nerede bir başörtü karşıtı var ise.. Onun avukatlığını alan adama vekalet vermişsin.. Şimdi savcıya dert anlatacaksın: ‘Ben başörtü karşıtlığı yapmadım’ diye.. Sen savunmaya, 1-0 mağlup başlarsın, başörtü karşıtlarının avukatını kendine vekil seçerek..” derdim..

Ama geçti artık..

Tabii ki..

“Kendine başörtülü bir avukat tutarak, riyakarlık yapsaydın, avukatın başındaki örtüden nemalanıp, yaptığın haltı tamir etseydin” diyerek, riyakarlık tavsiyesinde bulunacak değilim..

Ama insan ne ise..

Açığa çıkartmak istemese de..

Hal ve hareketleri ile, zihniyetini bas bas bağırıyor..

Oyuncu Deniz de..

Yıllardır bu ülkede başörtünün yasak olmasını isteyen, bu yasağı ölümüne savunan Cumhuriyet gazetesinin avukatını tercih ederek, belki farkında da olmadan, kafasındaki zihniyeti de ifşa etmiş..

Savcıya; hazırlayacağı dosyada bahsini açmasa da..

Bilinç altında bir veri olarak değerlendireceği, kanaat oluşturacak ciddi bir malzeme sunmuş..

**

Tanımayanlar için..

Bu vesile ile Bahri Bayram Belen abimizi de tanıtalım..

Abi dediysek..

Fikri, hayatı, dünya görüşü ile abimiz değil..

Avukatlıkta bizden eski olduğu için..

O sıfatı kullandım..

Solcu bilinir..

Prensipli bir isim olarak tanınır..

İlkeli bir isim gibi görünür.. 

Bu kapsamda, kendisinin başörtü karşıtı bir açıklamasını belki bulamazsınız ama..

Başörtü karşıtı isimleri koyun yanyana..

Hemen hepsinin avukatlığını yapmıştır..

Onun içindir ki..

“İlkeli” demiyorum..

“İlkeli gibi görünür” diyorum..

Dün Deniz Çakır’ın, savcıya verdiği ifade sonrasındaki halini görünce, onun adına ben üzüldüm..

“İlkeli gibi gözükme”yi de bir kenara bırakmış olmalı..

“Niye ki” diyeceksiniz?

Gördüğümü söyleyeyim..

Bayri beyin elinde bir şemsiye..

Deniz Çakır basın mensuplarına açıklama yaparken ıslanmasın diye..

Onun başının üstüne tutuyor..

Avukat değil, sanki oyuncunun yardımcısı.

Yaş itibari ile baksak..

Hani Muazzez İlmiye Çığ’ın avukatlığını yaparken, böyle bir fotoğraf ile karşılaşmış olsak..

“Yaşına hürmeten, şemsiyeyi de tutuvermiş, ne var” deriz.

Torunu yaşındaki bir oyuncunun basın açıklaması sırasında..

Yağmurdan korumak için, şemsiye tutmak da, avukatlığın kapsamı içinde midir, Bahri bey abi? 

Savcının huzurunda ifade verir iken..

Müvekkiline yardımcı oldun, anladık.

Adliyeden birlikte çıktınız, mahkemeye sık sık gelmeyen bir müvekkilinize nezaketen yardımcı oldun, anladık..

Ama..

Oyuncu müvekkileniz gazetecilere durum değerlendirmesi yapar iken..

Avukat’ın ne görevi olabilir ki, Bahri bey o oyuncunun yanında yer alsın.. Daha önemlisi, şemsiye tutsun?

Avukatlığın saygınlığı ile dertli bir baro olsaydı..

Anında soruşturmayı açardı: “Avukatlık görevi dışında, avukatlığın saygınlığını ihlal edecek tavır sebebi ile, ifadenizi veriniz”.

Ama nerde?

Baronun, avukatlığın saygınlığını düşünen nerde..

**

Bu vesile ile..

“Dizide oynuyorum. Tiyatroda oynuyorum.. Savcının önünde de oynarım.. Kurtulurum” diye düşünen Deniz hanım kızımıza da bir tavsiyede bulunalım..

Savcının karşısında ifade vermek. Hakimin karşısında savunma yapmak..

Dizi filminde oyunculuk yapmaya benzemez, Deniz hanım...

Dizide, hacı teyzeyi de taklit edip canlandırırsın..

Dansözü de oynarsın..

Ama..

Savcının karşısında, “Ben masumum savcı bey” rolü işlemez..

Orda, maddi veriler konuşur..

Dolayısı ile..

“İki rol yapar, kurtulurum” havasından bir sıyrıl..

İki başörtülü genç ile, bir AVM kafesindeki tartışma ile ilgili olarak “Arabistan kelimesi geçmedi” diye başladın savunmaya..

Şimdi “Biz içki içiyorduk. İçkime karıştılar.. Ben de burası Arabistan mı dedim”noktasına geldin..

Başörtülü bayanlara, “İçki servisi yapılan bir kafede ne işiniz var” ikazımızı yapalım..

“Kendinize gelin, hem tesettür, hem de içkili kafe ne demek oluyor” diyelim..

Hükümete, “İçkili kafeler, AVM’lere de mi girdi” diye soralım..

Ama Deniz hanım kızımıza da..

“Madem başörtülüler sana saldırdılar, başka masaya, niçin siz değil de, onlar gitti?”

Öyle ya..

İki gruptan saldırgan hangi taraf ise, “Dediğim dedik, çaldığım düdük” tavrı gösteren de odur..

Anlaşılan o ki, fotoğraf çekme noktasından başlayan tartışma, Deniz Çakır’ın başörtülülere “Arabistan’a gidin” hakareti ile devam etmiş.

Başörtülüler, Deniz Çakır’la başedememiş olmalılar ki..

Şerrinden emin olmak için..

Daha uzak bir masaya gitmişler..

Bir hatırlatma daha yapalım..

Bir şüpheli, şu beyanda bulunuyorsa, hukukta bunun karşılığı, tevil yoluyla ikrardır (dolaylı olarak itirafdır): “Bu kadınların bakışı ve hareketleri beni yargılar ve taciz eder şekildeydi. Ben yaptığım iş gereği insanların bana bakmasına alışkın olmama rağmen bu iki kadının davranışları sıradışı olduğu için rahatsız olmuştum. Sonra bu iki kadının arkadaşları da gelince bizden rahatsız olduklarını hissettirip arka masaya geçmeleri ve bana aynı şekilde bakmaları üzerine ben de ‘Ne oluyor’ der gibi onlara baktım.”

Deniz Çakır’ın savcıya verdiği ifadedeki oyunculuğuna aldanan var ise..

Bakın bu da kendisinin açıklaması:

“Kadınların ısrarla fotoğraflarını aldığımızı söylemeleri nedeniyle telefonu hızlıca masaya koyduğumda camı kırıldı. Telefon evde. Size bugün ulaştıracağım.”

Çekilen fotoğraflar.. 

Söylenen yalanlar..

Ve “kamera kayıtları gelsin” denilirken.. Kırıldığı gerekçesi ile savcıya verilmeyen cep telefonu..

Tamir edilip de mi getirilecek?

Yoksa, çekilen fotoğraflar silinip de mi getirilecek?

Boşverin ya..

Dürüstçe, “Dizi filmi çekiyoruz sandık.. Oynadık bir oyun. Özür dileriz” deyin de..

Kapansın şu kısır tartışma!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp