Avrupa’daki Avrupalar..

Avrupa’daki Avrupalar..


Artık herkes II. Genel Savaş sonrası kurulan Dünyâ Düzeni’nin hızla çöktüğünü görüyor. Yeni bir dünyâ işbölümünün inşâ süreçlerini idrâk etmekteyiz. Bu sürecin birkaç on seneyi işgâl edeceğini de görebiliyoruz.

Yalta’da kurulan dünyâ sistemi, 19. asırda zirve yapan ve sürekli savaşlarla yorulmuş Avrupa devletlerine bir sükûnet iklimi bahşetmişti. Savaşan başat Avrupa güçleri Fransa ve Almanya idi. Avrupa barışı bu iki ezeli düşmanın barışmasıyla sağlanabilirdi. Öyle de oldu. Bir yüzü ile modern Atlantik’e; diğer yüzüyle de kadim Akdeniz’e bakan Fransa ile başlayalım. Fransa hakikaten de bu iki dünyâ arasına sıkışmış mâhiyetteydi. İkinci yüzüyle güneye sarkmış ve Afrika kıt’asında çok sayıda sömürge edinmişti. Gözü, büyük ölçüde Birleşik Krallık tarafında sömürgeleştirilen Asya’da idi. Bunun için, Birleşik Krallık ile hesaplaşması; daha mühimi de Osmanlı’nın hâkimiyet sahasına giren ve kilit bir rol oynayan Doğu Akdeniz’de varlık göstermesi gerekiyordu. Bu yolda sarf ettiği tekmil gayretler boşa çıktı. Birleşik Krallık karşısında Trafalgar ve Waterloo’da ağır mağlubiyetler aldı. Daha büyük bir kayba ise Amerikalar’da uğradı. Amerikalar’da kurduğu hâkimiyeti Birleşik Krallığa kaybetti.

Mâhut Fransız akılcılığını, edebî dilsel ihtişâmını ve kronik gayrı memnuniyetini, yer yer patolojik bulduğum ve kötümserlikle yoğrulan eleştirel duruşunu hep bu târihsel kayıplarının yansıması olarak görmüşümdür. Claude Levi Strauss, “Ben önce düşünür, sonra bakarım” diyordu. İnce bir dille işlenmiş “derin” düşünceler bir bakıma mağlûbiyetin telâfisidir. Düşünerek kurulan bir dünyânın gerçek bir dünyâda karşılık bulamayacağı âşikârdır. Kahırdır gayrısı. Fransa Avrupa’nın en “kahırlı” yüzüdür…

Almanya ise hem Akdeniz’e hem de Atlantik’e uzaktı. Başka bir zaafı da siyâsal kültürel olarak Kılıç Soyluluğunun taşıdığı çok güçlü yerel geleneklere sâhip olmasıydı. Kapitalist birikimini sağlamıştı sağlamasına. Ama modernliğin dayattığı modern devlet pratiğinden uzak kalmıştı. Bir siyâsal birlik oluşturması, Bismark’ın “Kan ve Demir” siyâsetlerini hayâta geçirmesi sâyesinde başarıldı. Sürecin tamamlanması 19. asrın sonlarını buldu. Gecikmişti. Gecikme hissi Alman siyâsal kültürünü şekillendiren başat motivasyon kaynağı oldu. Bunun çıktısı ise felsefî ve sanatsal düzeyde ruhçu-idealist ilkelerden hareket eden yüksek ihtirasları oldu. Almanya Avrupa’nın katı disiplin ve adanmışlıkla tezâhür eden en “ihtiraslı” yüzüdür.

Fransa ve Prusya (Almanya) âdeta bir kan davası hâline gelen savaşlar yaşadı. Aslında bu, ince bir İngiliz aklının mahsulüydü. Denizlerde cirit atan Birleşik Krallık, karasal düşünüşle sınırlandırılmış bu iki hasmını birbirine düşürdü ve kıyasıya savaştırdı. Yetmedi, oyunlara Rusya’yı da libero olarak kattı.

Yalta, “edebîleşen kahır” ile “baskılanmış ihtirasın” evliliğini sağladı. Nikâhı ABD kıydı. Fransa mevcût sanayisi ve Afrika’dan gelen ve senelik 500 milyar doları bulduğu söylenen bir emeklilik geliriyle yaşamaya başladı. Almanya ise ihtiraslarını gömdü ve kendisini var eden ikinci sütun, disiplin üzerinden ayağa kalktı. AB, ABD’nin askerî baskısı ve dolar kıskacı altında yaşayan bu iki başat gücün geliştirdiği bir formüldür. ABD’de, ağırlıklı olarak Demokrat çevrelerde bir Avrupa sempatisi dâima vardır. Ama ABD’nin reelpolitik güden çevreleri, yâni Atlantik çevreleri AB’den râzı olmadılar. Kıt’a Avrupasını dâima grotesk hislerle küçümseyen ve empirisistleri ve pragmatistleriyle “Evvelâ bakarım, sonra düşünürüm” diyen bir geleneğe sâhip olan Birleşik Krallık da bu hoşnutsuzluğa ortaktı. Dünyânın finansal ağının en mühim merkezlerinden birisini oluşturan Birleşik Krallık AB’ye, AB ideallerini paylaştığı için değil, onu kontrol etmek için dâhil oldu.

AB’nin 1990’ların sonuna kadar bir hayli başarılı olduğu söylenebilir. Bu da Almanya’nın ihtiraslarını yeniden su yüzüne çıkardı. Çözülen Doğu Avrupa’nın Birliğe dâhil edilmesi, Balkanlar’da artan Alman nüfûzu bu durumu fişekledi. Hâlbuki bu adımlar AB’nin derin krizlerini doğurdu. “Köylü” Doğu Avrupa bir türlü sindirilemedi. Bugün Doğu Avrupa NATO ile AB arasında adı konmamış bir paylaşım savaşı yaşanıyor. Nihâyet “kahır” ve “ihtiras” duygularıyla yönetilen sert çekirdek Avrupa ile îmâlı olarak PIGS damgası yiyen “gayish” Avrupa arasındaki ipler kopacak raddede geriliyor. Avrupa’nın çatı katında oturan Kuzeyli ve “emekli” kulübünün hiçbir şey umurunda değil. Birleşik Krallığın AB’den çıkması AB’nin mâlî kaynaklarını eksiltti. Fransa, yeni bir paylaşıma doğru evrilen Afrika’da güç kaybediyor ve kenara itiliyor. Ekonomik durgunluk, yasadışı göç, istihdam kayıpları AB’yi yıpratıyor. Alman bankaları ağır değer kayıplarıyla iflâsın eşiğinde...

Kör kahır, tatminsiz ihtiras, emekli nobranlığı, siesta ve fiesta lümpenliği.. İşte Paşam; Avrupa…

Google+ WhatsApp