Avrupa nereden uzaklaşıyor?

Avrupa nereden uzaklaşıyor?


Avrupa nereden uzaklaşıyor?

 

 

Karl Marx 19. asırda ”Bugün Avrupa’nın üzerinde komünizmin hayâleti dolaşıyor” diye yazmıştı. Avrupa, hakkını teslim etmeliyiz, bu hayâleti başından def etmesini bildi. Maşaallah Avrupa proleteryasının mühim bir kısmı da, “kilisesi”, “tulumu”, “üniforması” ve “refah tutkusuyla” bu def etme sürecine bi’hakkın destek oldu. Sosyalist hareket, Rusya ve Doğu Avrupa gibi, nüfûsunun hatırı sayılır kısmı köylü olan , yâni geri yapıların hüküm sürdüğü bir coğrafyaya itildi. Kaba bürokratik ve partitokratik müdahalelerle sakatlandı ve berbat bir tecrübeye evrildi.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


II. Genel Savaş sonrasında Batı Avrupa’da kurulan demokratik rejimler için “aşırı sağ” bir tehlike olmaktan çıkmıştı. Mussolini öldürülmüş, Hitler intihar etmişti. Mevcût kamuoyları, kendilerine büyük bir felâket yaşatan aşırı sağdan nefret ediyordu. Faşizm ve Nazizme hâlâ sempati duyanlar da seslerini kesmişti. Evet, İspanya’da Franco’nun Falanjizmi, Portekiz’de ise Salazar’ın dikta rejimi dimdik ayaktaydı. Diğer taraftan Yunanistan’da Albaylar Cuntası “mızıkçılık” yapmaya devam ediyordu. Ama 1970’li senelerin ortasında bu pürüzler de giderildi. 1974’de Portekiz’de Karanfil Devrimi, Yunanistan’da Albaylar Cuntasının yıkılması, 1975’de İspanya’da Franco’nun ölümü ve Juan Carlos’un yumuşak bir geçişle İspanya’yı düzlüğe çıkarması ardışık olarak yaşandı. Pürüzler ortadan kalkmış, “aşırı sağ”ın serencâmı sona ermişti.

Aslında, II. Genel Savaş sonrası “aşırı sağ” yok olmuş değildi. Ama örgütlenmesi daha çok devlet yapıları içinde hüküm sürüyordu. Gladio, Opus Dei gibi örgütler, NATO bünyesindeki anti-komünist bir çizgilerinde örtük etkinliklerini devâm ettiriyordu. Ama siyâsal parti faaliyetleri hemen hemen yoktu. Avrupa için asıl tehlike komünizm tehlikesiydi. Ama sistem, Komünist Partileri mütemâdiyen marjinalleştiriyordu. Evet Fransa ve İtalya’da “kuvvetli” komünist partiler mevcuttu. Ama bu partilere olan toplumsal destek büyümüyordu. Âdetâ belli bir seviyede takılıp kalmışlardı. Bu desteği de aşama aşama kaybedecekleri belliydi. Antonio Gramsci ve Togliatti’nin fikirlerinden yola çıkan İtalyan Komünist Lider Enrico Berlinguer, Fransız Komünist Partisi lideri George Marchais ve İspanyol Komünist Partisi lideri Carillo, Bolşevik çizginin dışında, liberal demokratik değerlerle uyumlu, “Avrupakomünizmi” olarak târif edilen yeni bir komünizmi benimsediler. Portekiz Komünist Partisi lideri Cunhal buna şiddetle îtirâz etti. Yunan komünist partisi ise “İç Komünistler” ve “Dış Komünistler” olarak ikiye bölündü. Tablo aslında “aşırı sol tehlikenin” Avrupa için sona erdiğini gösteriyordu. Zâten bir daha toparlanamadılar. İspanya, Portekiz ve Yunanistan hemen AB’ye dâhil edildiler.

Avrupa’nın 70’lerdeki bu başarısını, Duvarın yıkılması ve Doğu Avrupa Komünizminin çözülmesi tâkip etti. AB, Doğu Avrupa’yı da şemsiyesi altına aldı. Sivil toplum dinamiklerinin, liberal değerlerin şahlandığı bir yirmi sene yaşadılar. 2010’larda bu işin sonuna gelindi. Kabaca bu târihten başlayarak ”evdeki hesapların çarşıya uymadığı” yeni durumlar ortaya çıktı. Durgunluk, işsizlik, göç gibi sorunlar AB’yi kuşattı. Daha beteri, aşama aşama yabancı düşmanı “aşırı sağ”ın siyâsal bir güç olarak doğmasıydı. Avusturya’da Heider olayı bunun tipik göstergesiydi. Seçimle kazandığı gücü koalisyon ortaklığı ile taçlandıran Heider, baskılara dayanamayarak istifa etti. Daha sonra da, bâzılarına göre şâibeli bir trafik kazasında öldü. Heider yalnız değildi. Fransa’da Jean Marie Le Pen’in Ulusal Cephe Partisi, İtalya’da Kuzey Liga Partisi, Almanya’da Alternatif Parti, İspanya’da Vox Partisi, Macaristan’da Orban’ın FIDESZ partisi, Yunanistan’da Altın Şafak Partisi, İngiltere’de Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi ve nihâyet Brexit Partisi… Liste uzayıp gidiyor. Bu partiler ya iktidarda, ya iktidar ortağı veyâ apaçık iktidâr adayı.

AB için gerçekten de tehlike büyüyor. İspanya’da Sosyalistler, Almanya’da ise merkez sağ ve merkez sol ittifaklar şimdilik barajın kapağını bastırabiliyor. Ama gidişât bunun uzun süreli olamayacağını gösteriyor. Artık “Avrupa değerlerinin” ne kadar paylaşıldığı ve reel olduğu her zamankinden daha fazla tartışmalı bir durumda. AB mensubu memleketlerde yapılan son seçimler, Avrupa idealine inanmışlar îtibârıyla birliğin geleceğini kara kara düşündürtüyor.

Aşırı sağın ağırlığını hissettirdiği son AB Parlamentosu seçimlerinin akabinde, AB’nin Türkiye Raporu açıklandı. Raporda verilmiş temel hüküm şu: Türkiye, kendisini AB değerlerinden uzaklaştırıyormuş… Güler misiniz, ağlar mısınız? Raporu hazırlayanlar kendilerine, bu aralar üzerinde “faşizmin hayâleti dolaşan” Avrupa kendisini nereden uzaklaştırıyor acaba, diye sormazlar mı?

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp