Avrasya ve Akdeniz…

Avrasya ve Akdeniz…


Avrasya ve Akdeniz…

 

 

Parçalayarak düşünmek; başka bir ifâde ile “perakende düşünüş” sağladığı bâzı kolaylıkların yanısıra, kavrayış açısından da zaaf doğuruyor. Ayırımlar zihnîdir. Belirli adlandırmalar üzerinden işler. Ama bâzen adlandırmalarımızın tutsağı hâline gelebilip bağları ve bütünlükleri ıskalayabiliyoruz.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Akdeniz’i düşündüğümüzde bu tabloyu daha berrak görebilmek mümkündür. Bilindiği üzere Akdeniz bir iç deniz. Cebel-i Târık Boğazı ile Atlantik’ten ayrışıyor. Beşerî-siyâsal bakış, coğrafî-kültürel alışkanlıklar veyâ iklim oynamaları Akdeniz’i çeşitli parçalara ayırmış durumda. Meselâ Adriyatik, İyon, Ege Denizleri sanki başka başka denizler gibi bir algılamanın konusu oluyor. Hâlbuki Akdeniz bir bütün. Hem coğrafî hem de târihsel açıdan yapılabilecek tutarlı bir ayırım yön ayırımı olabilir. Meselâ Batı, Doğu ve Kuzey Akdeniz bağlamları bana hayli tutarlı geliyor. Buna göre meselâ İtalyan Çizmesi Batı-Doğu ayırımının nirengi noktasını veriyor. Kafalarımızı karıştıran başka bir ayırım da, renk zıtlığı (Ak-Kara) üzerinden zihinsel bir kopukluk doğurmakta. Karadeniz-Akdeniz bütünlüğünden bizi uzaklaştırıyor. Hâlbuki, Karadeniz, Kuzey Akdeniz’den başka bir şey değil. Eğer bir bütünlük kurabilirsek, Karadeniz’i Akdeniz’in kapsama alanına yerleştirebilirsek, olup bitenlere dâir daha kavrayışlı ilişkilendirmeler ve değerlendirmeler yapabiliriz kanaâtindeyim.

Diğer bir ayırım ise Avrupa ve Asya arasında. Bu ayırımı, yer yer abartılara varan kültürel farklılıklar temelinde alabildiğine keskinleştiriyoruz. Hâlbuki Avrasya kavramı, sâhip olduğu ideolojik muhtevâ bir kenara, târihsel bir olgu. Modern Avrupa’nın kökleri Avrasya olgusunu anlamamıza yetiyor. Modern Avrupa ulusları, Grekoromen değil, Batı Roma’nın sonunu getiren Asyagil topluluklar ile Roma otoritesi ile başından sonuna kavgalı olan yerli Avrupalı toplulukların harmanlanmasından doğdu.

Kritik tarihsel eşik, Amerikalar ile Avrupa’yı bütünleştiren Atlantik bağlamındadır. Atlantik oluşumu Avrasya’yı baskılamanın ve dışlamanın fonksiyonu olarak tecessüm etti. Bu aynı zamanda Kara Avrupası ile Atlantik Avrupası arasındaki ayırımı belirledi. Atlantik Dünyâsında merkezî bir konum elde eden Birleşik Krallık, dünya paylaşımında zaafa uğrattığı Fransa ve Almanya ekseni üzerinden Kara Avrupa’sını istikrarsız kılmak için uğraştı. Bu iki devleti on seneler boyunca birbiriyle savaştırdı. Bu da yetmedi, Rusya’yı devreye sokarak Kara Avrupa’sını mâceradan maceraya sürükledi. Rusya’yı da boş bırakmadı ve Japonya ile dengeledi.

II. Genel Savaş içinde tablo değişmedi. Atlantik için büyük tehlike Almanya ile Rusya arasındaki saldırmazlık anlaşmasıydı. Hitler’in Todd ve Spears gibi akıllı danışmanlarını dinlemeyerek bir ihtirasla Rusya’ya saldırması savaşın kaderini değiştirdi. Atlantik rahatladı. Hegemonyasını yeniledi.

Savaş sonrası yapılanan dünyânın, Kara Avrupa’sını baskılayan ve onu kalın bir duvarla Asya’dan ayrıştıran bir yapılanmaya işâret ettiğini artık görebiliyoruz. NATO, bu baskılamanın aygıtı olarak çalıştı. İdeolojik düzeyde anti-komünist olsa ve sanki Sovyet kampına karşı kurulmuş gibi gözükse de NATO esasta Avrupa’yı baskılayan bir yapılanmaydı.

Buna mukâbil AB, Atlantik Dünyâsına karşı kurulan bir direncin adıdır. Atlantik Dünyâsı Avrasya bağını koparmak için yapmadığını bırakmadı. İki Almanya’nın birleştirilmesi, Doğu Avrupa’nın zincirlerinden boşaltılarak AB’ye eklemlenmesi , Kara Avrupası için hem kültürel hem de ekonomik açılardan ağır mâliyetler doğurdu. Almanya-Rusya yakınlaşmasını savunan Brandt Doktrini benzeri girişimler ise devamlı olarak istikrarsızlaştırıldı.

Elimizde üç temel gösterge var. İlk olarak Atlantik Dünyâsı ile önlenemez bir dinamik yakalamış olan Çin arasındaki rekâbeti artık herkes biliyor. Çin’i durdurmanın yolu, Rusya ile bağlarını zayıflatmak, Çin-Hindistan, Hindistan-Pakistan ve Uygur meselesi üzerinden Türkiye-Çin arasındaki potansiyel gerilimlerİ tırmandırmaktan geçiyor. İkinci olarak ideolojik bulutlar dağıldıktan sonra ABD ve Britanya iflâh olmaz bir Rusya karşıtlığında ittifak ediyorlar. Rusya’ya uygulanan ambargolara Almanya ve Fransa’yı dâhil etmek bunun can alıcı boyutunu oluşturuyor. Üçüncü olarak AB-Atlantik gerilimi tırmandıkça tırmanıyor. Bütün bunlar daha genel seviyede Atlantik-Avrasya hesaplaşmasına işâret ediyor.

Atlantik- Avrasya hesaplaşması kaçınılmaz bir şekilde Doğu ve Kuzey Akdeniz’i içine alıyor. Rusya’nın Ortadoğu’ya müdahil olması bunun göstergesi. Türkiye fiilen NATO dışına itilmiş durumda. Ukrayna’yı kaybeden Rusya’nın Türkiye dışında alternatifi kalmıyor. Türkiye-Rusya ve İran’ın profil verdiği Astana Üçlüsü ve Rusya-Türkiye-Fransa ve Almanya’nın boy gösterdiği İstanbul Zirvesi farklı açılardan çekilmiş Avrasya fotografları. Türkiye tam da düğüm noktasında. Son zamanlarda yaşananlar bu fotografları kesip parçalamak adına yapılan girişimlere işâret ediyor. Evvelâ İran’ı hedefleyen ambargo hayâta geçirildi. Elyevm, başta Fransa ve Almanya’da, Avrupa’da olup bitenler bu fotografın bedeli. Macron ve Merkel’in siyâsal hayatları sönüyor. Bu arada Ukrayna ve Gürcistan meseleleri tırmandırılıyor.

Ezcümle, savaş Atlantik ile Avrasya arasında. Varılan kritik aşamada belirleyici olan Astana Üçlüsü ile İstanbul Dörtlüsü’nün örtüştürülüp örtüştürülemeyeceği…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp