Avradizmden yükselen cinsiyetçi tahakküm ve inançsızlık

Avradizmden yükselen cinsiyetçi tahakküm ve inançsızlık

Fransız Meclisi yeni bir karar alma eşiğinde. Artık okullarda anneye “anne” ve babaya da “baba” denmeyecek. Bunun yerine birinci ebeveyn ve ikinci ebeveyn denecek. Ne yapsınlar? İki erkek beraber yaşıyor ve hangisi anne ya da baba belli değil. Ya da iki kadın beraber yaşıyor, ortada ne anne var ne de baba. Madem öyle,

Avradizmden yükselen cinsiyetçi tahakküm ve inançsızlık

 

 

Fransız Meclisi yeni bir karar alma eşiğinde. Artık okullarda anneye “anne” ve babaya da “baba” denmeyecek. Bunun yerine birinci ebeveyn ve ikinci ebeveyn denecek. Ne yapsınlar? İki erkek beraber yaşıyor ve hangisi anne ya da baba belli değil. Ya da iki kadın beraber yaşıyor, ortada ne anne var ne de baba. Madem öyle, bütün toplumda anne ve baba kelimelerini kaldıralım diyorlar. Peki, Fransa’da herkes kadın kadına ve erkek erkeğe mi yaşıyor? Ne münasebet! Toplumun %95’i heteroseksüel. Yani karşı cinsle evli ya da partner. Geriye kalan %5 kesim ise ya lezbiyen, ya gey ya da neyse o! Ama bu %5’lik kesim toplumsal cinsiyet eşitliğini istiyor. Fransa’nın ihtilal ile kurulan meclisinden bu defa cinsiyet ihtilali yapmayı bekliyorlar.

%5’i temsil edenlerin toplumsal cinsiyet eşitliği talebi, geri kalan %95’in varlığını hiçe sayıyor. Buna avradizm bile denmez. Dense dense post-avradizmdir denir. Nihilizmle evlenen avradizm. Kırma ideolojilerin kol gezdiği bir toplumsal dönemin pratikleri. Ancak cinsiyet eşitliği üzerinde büyük bir tahakküm meydana getiriyorlar. Bir fikri herkese dayatıyorlar. Anne ve baba denmeyecek, birinci ebeveyn ve ikinci ebeveyn denecek! Cinsiyet otoriterliğinin politik araçlarla aile siyasetini belirmesidir bu. Her gün başka bir kılıkta tezahür ediyor. Bir gün erkek de pembe giyecek kadın da diyor, bir başka gün kadın ve erkek tuvaletleri de olmasın diyebilir. Böylece modernitenin ortaçağ Batı feodalitesinin ayrıcalıklı düzenini kaldırmak için geliştirdiği eşitlik ideali, bu kez cinsellik alanına taşınıyor.

Modernitenin eşitlik ideali saptırılarak cinsellik alanına sıkıştırılıyor. Eşitlik hukuksal, politik katılım ve ekonomik güvenceler bağlamından çıkıyor. Bunun yerine tamamen kültürel, ailevi ve kimlik alanına taşınıyor. Cinsiyet eşitliği hem tekil düşünceyi dayatıyor hem de farklılıkları imha ediyor. Tekil düşünce tek doğruyu mutlaklaştırır, herkese dayatır. Dünyevidir ve maddidir. Bundan dolayı da oldukça katı ve şiddet üreten bir boyuta sahip. Tek hakikat, eşitlikçi cinsiyettir diyor. İktidar, ekonomi, kimlik ve hatta din bile bunun üzerinden okunuyor. Buna uymayanları ataerkillik ile damgalıyorlar. 19. yüzyıl evrimci sosyolojik tezlerin zamanı geçmiş ataerkil toplum tezi bu aslında. Bütün tartışmaları kültür ve kimlik meselesi haline getiriyorlar. Cinsiyetçi bilincin hegemonyası altında köle ve efendi tanımını yapıyorlar. Hegelci avradistler bunlar!

Cinsiyetçi eşitlik düşüncesi, farklılıkları ret ediyor. Anne ve baba kavramlarına o nedenle karşı çıkıyorlar. Kadın ve erkek her şeyi ile aynı olsun diyorlar. Bu işi erkek bedenine rahim takma saplantısına kadar vardırıyorlar. Aileyi bütün farklı imgeleri, farklı rolleri ve farklı kodları yıkmak istiyorlar. Cinsiyet eşitliği adına cinsiyetin kendisini imha ediyorlar. Bir yandan farklılıkları düzleştirirken öte yandan sonsuz çoğulculuk peşindeler. Yani cinsiyette bir had tanımıyorlar, hadlerini bilmiyorlar. Bir trans halini yaşıyorlar. Geçiş hali. Olmama durumu. Hep oluşum içinde olma. Nihilizm tam da budur. Nihilizmle evlilikten doğan veledi zina bir ideolojik durum bu! Kimsin? Erkek mi, kadın mı? Cevap yok! Ne evet, ne hayır! Yolunu şaşırmış bir cinsellik ideolojisi. Şaşı ideoloji ile şaşı bakan ve dünyayı da şaşırarak yaşama durumu.

Post-avradizm zamanlardayız. Cinsiyetçi eşitlik politikalarının kültürel taarruzları altındayız. Eşitlik ve kadın hakları gibi evrensel kılıflara bürünen kültürel emperyalizmin taarruzları bunlar. Buna karşı kendi cinsiyet varlığımızı korumak için kültürel savaşımızı vermek zorundayız. Bu kültürel savaşta müdafaa değil, taarruz şart. Taarruza taarruzla cevap vermeliyiz. Kimse bize zinayı, oğlancılığı ve lezbiyenliği eşitlik adı altında pazarlayamaz! Üstelik bu nihilist avradizm kültürü, bütün insan nesli için tehlikeli. Bu hırçın, protest, rölativist, post-modern “kırma kültür”(katır gibi de kısırdır, o nedenle doğuma, doğurmaya da karşı) sadece kaos üretiyor. Gençleri, kadınları ve erkekleri inançsızlığa çağırıyor. Aileye inançsızlık, babaya inançsızlık, kocaya inançsızlık, hatuna inançsızlık. Evliliğe inançsızlık. Helal ve haram sınırlarına inançsızlık. Bir inançsızlıklar galerisi. Bu inançsızlıkların arkasından bilinçlere “kırma ideolojiler” akacak. İnançsızlık inancı… Savaşın ve kaosun harabeleri üstünde şarap içen ve zina edenler kahkaha atarak şeytanın veletliğini yapacaklar! Biz de kendi görevimizi yapacağız. Nesli korumanın, ailemizi ve namusumuzu korumanın gazasını vereceğiz. Gazavat-ı Hane olacaktır bu! Sadedet-i hane, artık gazavet-i hane ile mümkün. Yoksa nesil toptan ifsat olacak.

 

 

Ergün Yıldırım/Yeni Şafak

Google+ WhatsApp