Ateşi harlayın: Yenikapı, yeni Kudüs, yeni düzen!

Ateşi harlayın: Yenikapı, yeni Kudüs, yeni düzen!


Ateşi harlayın: Yenikapı, yeni Kudüs, yeni düzen!

 

 

Yaptıkları, ‘ocağın altını’ açmak. “Biraz pişirelim, bakalım ne yapacaklar” aklı bu ve ‘alışılmış yolları’ kullanıp kullanmayacağımızı görmek istiyorlar...

O yolları kendileri yaptılar ya da yapılmış yollarda ‘uygulama’ları ele geçirdiler...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Birleşmiş Milletler, AB, NATO, İİT, Arap Birliği, sair... Bu yollardan gitmemizi istiyorlar ve ‘kontrol altında’sınız demektir...

‘Kaos’ var bir de ‘kontrollü kaos’ var...

ABD ikincisini kurmaya çalışıyor ve attığı adımlar hedefe uygun...

MOSSAD’ın Tahran’ın içinden 55 bin belge kaçırdığı iddiası ve bunun küresel kamuoyuna sunulması, Endonezya’da eş zamanlı üç kilisenin bombalanması, Medine’ye kilise kurulacak iddiaları, Kur’an’dan bazı ayetlerin çıkarılması gerektiği yönündeki açıklamalar, altında BMGK üyelerinin imzası bulunan İran nükleer anlaşmasını bozmak, S. Arabistan’a kardinal ziyaretleri, Netanyahu’nun oğlunun ‘Ay-Yıldız’ üzerinden bize sövmesi, Ramazan’a iki gün kala ilk kıblemiz Kudüs’e elçilik taşımak, Kudüs’ü İsrail’in başkenti saymak hatta Eurovision müzik yarışmasında birinciliği İsrail’e vermek, sonraki organizasyonu ‘Kudüs’te yaparak tanınırlık kazandırmak aklı, vs...

Akla ilk kalemde gelenleri saydığınızda bile, “kıyamet için yapılacaklar” listesi gibi duruyor, değil mi? Öyle. Ve her bir maddenin kendi içindeki açılımları bile şapka uçurur...

Örnek olsun için, boy verdiğinizde derinliği görün diye; Özel bir Kardinal’in Riyad ziyaretinin ne için/neye karşı olduğunu yorumlamak bile, ABD’de Katolik kilisesine yönelik sürekli “taciz” iddialarının arkasını aramaya bağlıdır!

TÜRKİYE, BİR ‘KARA DELİK’ YARATMALI...

Bu satırlar kaleme alınırken İstanbul’da ‘İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ yeni başlamıştı. Liderlerin bir araya geleceği oturum akşam saatlerinde gerçekleşecekti. Herkesin gözü de; katılım, katılımcıların rütbeleri ve nihayet açıklanacak “ortak bildiri”deydi. Buradan muhakkak bir şey çıkacak. Ama o şey, kaos hücumunu durdurabilecek mi?

ABD Başkanı’nın Kudüs’ü işgalci İsrail’in sözde başkenti olarak tanıması ve elçiliğini Kudüs’e taşıyacağına ilişkin açıklaması sonrasında, 13 Aralık 2017’de yine İstanbul’da toplanan İİT zirvesi ve devamında gelen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki oylama, ABD ve İsrail’in hezimetiyle sonuçlanmıştı. Onların ‘yollarında’ onları yenmişti Ortadoğu. Türkiye’nin başarısı inanılmazdı. Cumhurbaşkanı’nın o zirvede yaptığı konuşma herkesi hizaya getirmişti.

Ama ABD ve İsrail’in yüzü bile kızarmadı.

Şimdi aynısı tekrarlanıyor. Başarı tekrarlanacak ama bunlar durmayacak.

Kudüs-İsrail-Filistin meselesi hakkındaki hiçbir anlaşmayı tanımıyorlar. Hiçbir ittifak ve müttefike saygıları, verdikleri sözlerin anlamı yok. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ve dünya düzeninin payandaları kabul edilen hiçbir uluslararası kurum/kuruluş/hukuk çalışmıyor. Daha Cumhurbaşkanı’nın BM hakkındaki, “bitmiştir, tükenmiştir, çökmüştür” sözlerinin dumanı üstünde.

Yani... Yeniden yapmak için yıkıyorlar! Sorunu öyle içinden çıkılmaz hale getiriyorlar ki herkes ‘yakan küre’yi elinden atıp kurtulmak istiyor. Denge aynı zamanda ‘muvazene’ demek. Ancak ayakta durun ama kımıldayamayın istiyorlar.

Yüzleşmemiz gerekiyor: BM, Arap-İslam ülkelerinin kurabileceği bir dünya yok. Mecalleri ve arzuları da yok.

O halde?..

HEM DEPLASMANDA HEM EVİMİZDE YENECEĞİZ!

Özel olarak Kudüs krizi, genel olarak Batı’nın/ABD’nin küresel tutumu, Türkiye’nin “dünya 5’ten büyüktür” itirazını besliyor ve “adalet arayışı/talebi” üzerinden “Büyük Ortadoğu” coğrafyasını da aşacak biçimde, Pekin-Londra hattını kucaklayan “toplumların”

-liderlerin değil- aklında ve kalbinde karşılık buluyor. İsrail ve ABD’nin sorunu da bu zaten.

Ankara, bilindik prosedürü işletmeli. İİT, ardından BM, ardından ne geliyorsa o platformda, “artık oynamıyoruz” dedikleri tüm sahalarda doğruyu/adaleti savunmalı ve karşılık beklememeli. Ankara’nın diplomatik hanesine beklendiği ölçüde başarı puanı yazılsın yazılmasın artık tali konudur.

Kudüs müdafaası oy getirsin diye yapılmıyor ama bu kadar haksızlığa direnmenin sandığa yansıyacağı da belli. Muhalefetin, “Dünya 5’ten büyüktür”e bulduğu yanıt, “Türkiye birden büyüktür” çünkü. Yani, Ankara dünya düzenini kendi menfaatine iğfal eden beş büyük ülkeye meydan okurken, dünyanın geri kalanına davet çıkarırken, muhalefet bu cümleyle beşe destek veriyor, dünyaya arkasını dönüyor. Allah bilir bu cümleyi bulduklarında ne sevinmişlerdir. Kendilerini hangi pozisyona soktuklarını göremeden.

İki, en önemlisi. Türkiye ne yapıp ne etmeli, kim yanında kim değil bakmadan Kudüs/İsrail-Filisin için yeni “sistem” önermeli/yaratmalı. Çünkü boşluk yaratıyorlar. Kimse dolduramıyor.

Bu doğru kurularsa Ortadoğu ve ilişik coğrafyadaki sorunları da bir vuruşta çözme potansiyeline sahip olur. Yeni bir askeri oluşum olabilir. Yeni bir uluslararası platform olabilir. Sağlam müttefikler olur. Dün Yenikapı’dan kaçan, düşük temsil edilen ülkeler kurtulduklarını sanmasın. Onların Yenikapı’ları da kendi ülkelerinde kurulacak!

Türkiye bunu yapabilir mi?

Ateşin altı yanıyor. Yandıkça koyulaşacağız. İlk akla gelen “ateşi söndürün” demek.

Sakın!

Harlayın!

Tutamasınlar.

24 Haziran o işte...

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp