Astana’nın fişi yerine takılırken Kıbrıs’ı ‘vuran’ S-200!..

Astana’nın fişi yerine takılırken Kıbrıs’ı ‘vuran’ S-200!..

Kuzey Kıbrıs’a düşen S-200 füzesinin rotası hayli karışık olsa da, esasında İsrail’in Rusya’yı cezalandırma girişiminin bir sonucu... Şaşırtıcı gelmesin... Kudüs’te gerçekleşen ve sonuçları G-20 zirvesinde süper liderler buluşmasına zemin olarak sunulan Kudüs zirvesi,

Astana’nın fişi yerine takılırken Kıbrıs’ı ‘vuran’ S-200!..

 

Kuzey Kıbrıs’a düşen S-200 füzesinin rotası hayli karışık olsa da, esasında İsrail’in Rusya’yı cezalandırma girişiminin bir sonucu...

Şaşırtıcı gelmesin...

Kudüs’te gerçekleşen ve sonuçları G-20 zirvesinde süper liderler buluşmasına zemin olarak sunulan Kudüs zirvesi, ABD-Rusya ve İsrail’in ulusal güvenlik şeflerini bir araya getirmişti. Burada bir kaç kritik konu masaya yatırıldı ama bir numara İran’dı...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

 

Rusya’nın İran konusunda “anlayışlı” davranması beklenirken, ABD ve İsrail cephesini şaşırtacak kadar ve aleni olarak Tahran’ın yanında yer alması, ‘rüya üçgeni’ bozdu.

Elbette bunun kendine has nedenleri var. Örneğin İran’ın gözünü kırpmadan bir ABD insansız hava aracını vurmasının sebebi ile aynı. Konjonktür yani.

Moskova’nın ABD ve İsrail’e diklenmesi Tel Aviv’i o kadar kızdırdı ki, Suriye’de Rusya’nın üzerine gitmeyi göze aldı. Sadece toplantıdaki tutumunu cezalandırmayı değil, aynı zamanda bölgedeki en popüler konu S-200/300/400’lerde de itibarını sarsmayı istedi...

Sonunda Pazartesi’ye bağlanan saatlerde İsrail savaş uçakları Lübnan üzerinden gizlice gelip, Şam ve Humus’a füze yağdırdı. İnsanlık düşmanı siciline yeni cinayetler ekledi. Esasen G-20’de ortaya çıkan “ılımlı” tabloya da bir meydan okuma var burada ama konu kaymasın.

Kudüs’teki zirvede İsrail yönetimi, dünya kamuoyuna Rusya’yla işbirliklerinin güvenliğe büyük katkı sağladığını, bölgedeki istikrar için‘temel bir fark’ yarattığını duyurmuştu. Ancak Kremlin, İran’ın arkasında durduğu gibi, Suriye’deki Tahran varlığının eritilmesi yönünde olumlu işaret de vermedi.

Bunun üzerine de İsrail Suriye’de füze saldırısı başlattı ve hava sahasını koruyan S-300’leri mahcup edebileceğini göstermek istedi. Ne kadar başarılı oldu olmadı teknik tartışma konusu ama nihayetinde İsrail, zorlayıcı bir adım atarak Rusya’ya meydan okumuş bulunuyor.

Ve garip tesadüf; Suriye’deki çatışmadan seken bir füze, Ortadoğu’nun stratejik odağına dönüşen Doğu Akdeniz’i aşıp, Kıbrıs’a isabet etti. ‘Somut metafor’ diye bir şey varsa bu olsa gerek.

Şimdi uzmanlar o füzenin neden “normal” aktivitelerinden saptığını araştırıyorlar...

***

Rusya Dışişleri Bakanı: “İsrail rejiminin Lübnan hava sahasından Suriye’nin Humus ve Şam illerine yaptığı füze saldırılarını inceliyoruz. Durumu tam olarak anlamak istiyoruz”...

Bu açıklama Pazartesi gününe aittir. Ancak pazar bir başka açıklama daha vardı Rusya tarafında; “İran zor bir konu ancak ABD ve Rusya bu durumu diplomatik yoldan çözmek istediklerini teyit etti”...

İsrail füzeleri de işte öyle fırlatıldı...

***

Bu öykünün gözlerden kaçan, Türkiye’yi ilgilendiren bir gelişme bölümü var...

Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov: “Rusya Devlet Başkanı Putin, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani yakın zamanda Suriye için bir araya gelecekler. Putin ve Erdoğan Osaka’da üçlü bir görüşmenin gerçekleşmesini ele aldılar”...

Bu zirvenin tarihi daha sonra belirlenecek ama uzatılmayacak. Hatta Temmuz deniyor. Moskova’da olması bekleniyor.

Hatırlatmamız şudur; “Fiş”i anımsadınız mı?..

Hani, ABD’li yetkililerin (James Jeffrey), “Astana’nın fişini çekelim” sözünü. İşin doğrusu o dönemde gelişen şartlar, Astana/Soçi sürecinin eridiğine, yani fişin gerçekten de çekildiğine ilişkin emareler göstermişti.

Şimdi o fiş yerine takılıyor olabilir mi?

Sonra ne olur bilinmez ama bugün için “görünen” o. Şöyle tarif edelim; Rusya-Türkiye-İran üçgeninin ismini ne koyarsanız koyun, ABD-İsrail koşullarının dayatmaya/yaratmaya çalıştığı oldu-bittiler karşısında etkisini sürdürüyor!

***

Ortadoğu’daki ABD ve İsrail planlarının, hesaplarının en zayıf noktası 2020 sonunda gerçekleşecek ABD Başkanlık seçimleridir. Trump yönetimi kampanya dönemini sakatlayacak herhangi bir dış politika hezimetiyle yüzleşmek istemiyor.

Esasında bu durum İran’ın ABD hava araçlarını nasıl vurduğunu, Türkiye’nin S-400’ler konusunda nasıl “kadife eldivenli yumruk kullandığını”, Rusya’nın Kudüs oturumunu nasıl tekmelediğine ilişkin ipuçlarından birini de sunuyor. Avrupa ülkelerinin İran’a karşı ABD’nin yanında durmaktaki gönülsüzlüğü de bu kalemden sayılabilir.

Şimdi bir seri ziyaretin etkilerini kıymetlendirmemiz gerekiyor. Örneğin Başkan Trump Rusya-Kızıl Meydan’daki geçit törenine katılacak mı? Doğrusu ilginç bir görüntü olacaktır. Yine Başkan Trump, Türkiye’ye gelecek mi? Rusya lideri Tel Aviv’e gidecek mi? Ankara şu an bu gelişmeleri Çin başkentinden izliyor. Bu da manidar değil mi?

***

ABD-Rusya ilişkileri süper güçler özelinde Çin denklemine yaslanır. Osaka/G-20 zirvesi bu üçlü arasındaki en tepe yakınlaşmaya basit bir cümleyle ulaştı; ABD Başkanı Putin ile yaptığı görüşmede ilk kez, “Rusya ile ABD arasındaki ilişkilerin, Çin-Rusya ilişkilerinin gerisinde kalması üzücü. Bu alanda mutlaka bir şeyler yapılmalı” dedi.

Tüm zirvenin tüm diplomatları tarafından en hızlı not edilip, altı çizilen vurgu buydu. Rus yetkililer de bunu hemen fark etti ama somut adım görmeden kıpırdamayacakları de aşikâr.

Osaka ve Pekin’den Ankara’ya eli-kolu dolu geliyoruz. Fakat uğraşılması gereken sorunlar hâlâ diz boyu. Sırada Akdeniz var!..

 

NEDRET ERSANEL

YENİ ŞAFAK

Google+ WhatsApp