Aslında ölen insanlıktı-1

Aslında ölen insanlıktı-1


Aslında ölen insanlıktı-1

 

 

Büyük ebeveynlerimiz, “Okumuş mürekkep yalamış insandan zarar gelmez” derler ve bu kişilere özel bir değer biçerlerdi. O zamanlar bizler bu kişilerden zarar gelemeyeceğine inanır ve tereddütsüz itimat ederdik. Fakat teknolojinin hızla gelişmesi ve suça ve suçluya ait haberlerin birey ve toplumlara kısa yoldan ulaşmaya başlaması ile birlikte büyüklerimizin o ifadelerinin tarihin tozlu sayfalarında kaldığına inanmaya başladık. Onların bu ifadelerinin ahlak ve maneviyat değerleri ile bütünleşen ve mesleğini icra ederken bu değerler ekseninde hareket eden kişiler için sarf edildiğini fark ettik. Zira sadece ülkemizde değil dünya ekseninde sergilenen zulüm ve katliamların büyük çoğunluğu sistemin çarkında eğitilmiş ve sözde mürekkep yalamış kişiler tarafından sergileniyor. Ortadoğu’da, Afrika’da, Asya’da işgal ve katliamların senaryosunu yazan kişiler o sistemin okullarında okumuş kişilerdi.

 

Bilinmelidir ki, okuyup kariyer sahibi olmakla vicdan sahibi olmak aynı şey değildir.  Doğru… Okumuş insandan zarar gelmez ama bu kişinin aynı zamanda iman ve vicdan sahibi bir kişi de olması gerekir.

Toplumumuzda üniversite tahsili yapan ve yüksek mevkilere gelebilen kişiler beklenenin aksine bencil, hakkaniyet bilincini yitirmiş ve kibirli kişiler olarak ortaya çıkıyorlar. Okudukları bilginin hikmetine vakıf olamayan bu kişiler mevkilerinde yükseldikte vicdani duyarlılıklarını kaybediyor ve başkalaşıyorlar. Zira eğitim kurumlarımız, gençleri sadece mesleki alanda yetiştiriyor, ahlaki değerler noktasında kayda değer bir katkı sağlayamıyor. Açıkçası anne-babaların da zaten böyle bir meseleleri yok. Onlar sadece mesleğini eline almış, kendi parasını kazanan ve ayaklarını üzerinde durabilen çocuklar yetiştirmek istiyorlar. Peki, sonra ne oluyor? Sonra çocuk okulunu başarı ile bitiriyor, istediği mesleği elde ediyor, ayaklarının üzerinde durmayı başarıyor fakat, iyilikseverlik, paylaşım, hakkaniyet, şefkat, empati gibi değerlere tamamen yabancılaşıyor ve vicdani duyarlılığını kaybediyor.

Çocuk okuyor doktor oluyor… Anne-baba aman ne güzel kızımız doktor oldu artık kimseye ihtiyacı kalmaz diyor ve kendilerini özel bir noktada konumlandırmaya başlıyorlar. Fakat insan olma noktasında gittikçe yoksullaşan o doktor seksen iki yaşındaki adamı sert ve kaba ifadelerle kapı dışı ediyor. Adam, “Eşim yatak hastası, elimdeki rapora bakabilirsiniz ilaçlarını alamazsam sağlığı risk altında kalacak” diye yalvardıkça doktor öfkeye kapılıyor ve polis çağırıyor.

Sözde okumuş adam olmuş birkaç polis ülkenin bütünlüğünü bozacak eylemlerde bulunan bir teröriste yaklaşırcasına suçu sadece eşinin reçetesini yazdırabilmek olan yaşlı adamı öfke ile itip kakıyorlar. O görüntülere şahit olduğunuzda tasavvurlarınızda ağır bir suçlu canlanıyor. Ve gayr-i ihtiyari soruyorsunuz: Bu adam acaba canlı bomba idi de yakalandı mı? Herhangi bir suç örgütüne mi mensuptu? Adam gayr-i ahlaki bir suça mı bulaşmıştı? Hayır seksen iki yaşındaki adam hasta eşinin ilaçlarını yazdırabilmek için yola çıkmıştı fakat okumuş mürekkep yalamış dediğimiz bir doktor ve vicdani duyarlılığını yitirmiş birkaç polis tarafından alaşağı edildi, dövüldü, sert muameleye maruz kaldı. Ve adam eşinin ilaçlarını alamadan hayata gözlerini yumdu. Ne acı değil mi?

 

milli gazete

Google+ WhatsApp